Fransa’da Sol bugün bütün bileşimleriyle ne mevcut tarihsel koşulları çözümleyebiliyor ne de buna uygun politikalar geliştiriyor. Fransız solunun orta ve uzun vadeli bir perspektife sahip olmadığı aşikar. SELMA AKKAYA HABER/ANALİZ Fransız yazar-düşünür Jean Jaurès için “Devrim bilinçsiz olmaz. Bilinç ise yalnızca bir sınıfa aidiyet, bir ideal, bir kitap veya söz-fikir yumağına tutunmakla ölçülebilen bir kavram değildi.” ‘Sosyalist İncelemeler- (1901-1902)‘ başlıklı çalışmasında köklü dönüşümlerin, asla ve asla ‘devrimci bir azınlığın‘ eseri olamayacağını şu şekilde vurgulamıştı: “Devrimci bir azınlık ne denli zeki, ne denli yılmaz-güçlü de olsa modern toplumlarda, adına ‘devrim’ dediğimiz toplumsal dönüşümleri başaramaz. Çoğunluğun, çok büyük (immense) çoğunluğun bütünleşmesini, katılımını sağlamak zorunludur.” Yeniden alevlenen “birlik” tartışması Yukarıdaki sözleri 118 yıl önce sarfeden Jean Jaurès’in aksine, artık devrim fikriyle hareket eden Fransız solundan bahsedemiyoruz. Mevcut düzen içerisinde çözümler arayan geriye kalan Fransız solu ise hala yaşadığı krizi bireylerle, partilerin birliğe yanaşmayan tutumlarıyla açıklıyor. Geçtiğimiz hafta sonu 14-15-16 Eylül tarihlerinde Komünist Parti’nin yayın organı L’Humanite’nin organize ettiği ‘Fete de L’Humanite- İnsanlık Şenliği‘ kapsamında solun krizi ve solda birlik tartışmaları yeniden alevlendi. Yüzlerce başlıkta yapılan panel ve söyleşilere hem Avrupa hem de Fransız solundan sayısız isim katılım sağladı. Tartışmaların merkezinde, solun kitleler içerisinde neden güven kaybettiği, yapılan seçimlerde sürekli yerinde sayan bir oy oranını nasıl aldığı ya da Fransa gibi bir ülkede geçtiğimiz seçimlerde yüzde 50’den fazla seçmen neden sandık başına gitmedi gibi binlerce üretilecek soru yoktu. Sistemin eleştirisi ve bunun karşısında başarısızlığın nedeni ise sol liderlerin ayrıksı tutumları ve bir araya gelmemenin sancıları olarak açıklandı. Hatta Komünist Parti, birçok panelinde Boyun Eğmeyenler Hareketi Lideri Jean Luc Melenchon’u suçladı. Komünist Parti lideri Pierre Lauront Melenchon’u işaret ederken, kendi partisinden 2017 seçimlerinde Melenchon’a kayan oyları 2019 Avrupa seçimleri için toplama derdinde olduğunun da altını çizmekte fayda var. En keskin kırılma 2012 seçimleri sonrası İnsanlık Şenliği’nde Nesil/Generation Partisi’nin lideri Benoit Hamon da solda birlik tartışmalarını yürüten bir diğer isimdi.  Geçtiğimiz seçimlerde Sosyalist Parti’nin hezimetini yaşayan Hamon, parti içerisindeki sosyal demokrat çizginin sol isimleriyle birlikte ‘Generation‘ diye yeni bir hareket oluşturdu. O tarihten bu yana Komünist Parti, Anti Kapitalist Parti ile dirsek teması içerisinde politik bir vizyon izleyen Hamon, halen geldiği Sosyalist Parti’nin yaratmış olduğu tahribat nedeniyle sözüne pek itibar edilmeyen bir siyasetçi olsa da o fikirlerini yüksek sesle ifade etmeye devam ediyor. Kendi tabanından da sürekli kaybeden sol nasıl bu hale geldi?Söz konusu solun çözümü birlikte hareket etmek olacak mı? Fransa’da sol partilere dair kırılmanın en keskin yaşandığı dönem 2012 yılında yaşanan seçimler sonrasında başladı. 2007-2012 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapan Sarkozy’nin aşırı sağcı-polisiye devleti üzerine inşa edilen neo-liberal politikasına karşı François Hollande seçilmişti. Sosyalist Parti (PS) Lideri Hollande, iktidara gelmeden önce, “Benim gerçek düşmanımın ismi yok, partisi yok. Benim düşmanım seçilmiyor ama yine de hükmediyor. Bu düşman finans dünyası” diyerek neo-liberal politikaların kaynağı olan finans dünyasına savaş açacağını ifade ediyordu. Aynı dönem Komünist Parti, Sol Parti ve daha birçok sol grup bir araya gelmiş Sol Cephe’yi oluşturmuştu. Seçim sonrasındaki bileşkeye bakıldığında Meclis’te sosyal demokrat Sosyalist Parti ile Sol Cephe çoğunluğu oluşturuyordu. İktidardaki PS yerlerde süründü Sarkozy döneminde uygulanan kemer sıkma politikalarından, baskı ve polis devleti olma yoluna girilen bir Fransa’dan bıkanlar, işçiler ve emekçiler Hollande’ı desteklemişti. Hollande ikinci turda Sarkozy ile karşı karşıya kaldığında tüm sol Hollande’dan yana oy kullanmıştı. Bu ana kadar sorun yoktu. Ta ki, Eylül ayı geldiğinde daha iktidarın ilk aylarını yaşayan PS, Sarkozy’nin gündemleştirdiği yasaları geçirmeye başladı. Eylül ayında Sol Cephe’nin de öncülük ettiği ilk eylem gerçekleşti. Kemer sıkma politikasının devamı çalışma yasası vb birçok uygulamayla gündeme gelen Hollande ile verili Fransa siyasi mekanizması darma-duman oldu. İktidarının sonuna geldiğinde geriye ülkeye kendi döneminde siyaset alanında yetiştirdiği Macron’u hediye ederken, kendi partisi 2017 seçimlerinde başkan adayı Hamon da yerlerde süründü. Sosyalist Parti bir süre sonra merkez binasını satışa sundu. Birçok ismini Macron’un partisine kaptıran PS, ikiye bölündü. 5 yıllık neo-liberal politikanın yürütücüsü PS-sosyal demokratlar, köklü partilerini kaybederken, siyaset arenasına dönemin ruhuna uygun, finans dünyasının ihtiyaçları doğrultusunda dizayn edilmiş Macron Hareketi devreye girdi. Diğer taraftan Sol Cephe dağıldı. Bileşimi olan partiler yerinde saymak şurada dursun, giderek taban kaybetti. Çünkü Fransızların yüzde 50 sandığa gitmemiş, gidenlerin de bir kısmının verili siyasi partilerden umudunu kestiğini belirtebiliriz. Bu aşamadan sonra neler oldu?  - II.Dünya Savaşı’ndan bu yana Fransa’da en köklü biçimde siyasi yelpaze değişti. Birçok siyasi parti önem yitirirken, siyaset arenasından silindi. Çünkü dönemin neoliberal-kapitalizmin derinleşen krizinin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaklaşanı, sistem yutuyordu. -  Yaşanan krizle birlikte Sosyalist Parti’ye yönelen kitleler, o dönemde uygulanan politikalar nedeniyle sola güvenini bütünüyle yitirdi. - Mevcut solun bileşimi olan Komünist Parti, Yeşiller ve Anti Kapitalist Parti, mevcut düzen partilerini aşan, toplumun umudu olabilecek politikalar geliştiremedi. Söz konusu partiler, yer yer sadece popülist söylemlere sarıldılar. Bunun en somut örneği Melenchon. Politik olarak solun sağı niteliğinde önermeleri, söylemleriyle popülerleşen Melenchon’un aynı zamanda sistem tarafından diğer sol hareketleri süpürmek için kullanıldığının da altını çizmekte fayda var. Politik duruşuyla diğer partilerden bir nebze ayrışan Komünist Parti ise dönemin ruhuna uygun siyasi örgütlenme biçimi ya da verili mevcut kitlesinin dışında taban  örgütlemekten uzak bir profil izledi. Parti liderlerinin popüler konuşmaları etrafında seçim çalışmaları yürüten bu partilerin tamamı, her gün neo-liberal kapitalist sistemin krizinden bahsetseler de, krizin düzeyi, dünya siyasetindeki gelişmeler, çağın artık mevcut iç dinamiklerini yitirmiş solu da önüne katarak süpüre-bileceğinden uzak bir vizyonda duruyor. - İşte bu tablo içerisinde İPSOS’un kamuoyu araştırmasına göre, Fransızların yüzde 83’ü Fransa’daki siyasi sistemin kötü çalıştığını ve onları temsil etmediğini, yüzde 92’si ise siyasi partilere inançlarını kaybettiklerini ifade ediyor. İşte bu nedenle ülkede Le Pen, yıkıcı-sistem karşıtı tavırlarıyla radikal bir biçimde lümpen-faşizanların gözdesi olup, partisi sürekli güç kazanıyor. Sol ise bugün bütün bileşimleriyle halen ne mevcut tarihsel koşulları çözümleyebiliyor ne de buna uygun politikalar geliştiriyor. Farklı dozajlarda olsa da solun her yelpazesi halen sol popülizm ile hareket ederek aslında sisteme olan öfkeyi kanalize etmenin başka bir aracı haline gelmiş bulunuyor. Bu nedenle İnsanlık Şenliği’nde üç gün boyunca kitlelere sol adına yapılan bütün tartışmaların ekseninde ya hükümetin uygulamaları ya da solun diğer bileşimlerini suçlamak arasında sıkıştırılmıştı. Tüm siyasi temsilcilerin yansıttığı tabloya bakıldığında Fransız solunun orta ve uzun vadeli bir perspektife sahip olmadığı aşikar. Yakın gelecekte de bu anlamda bir değişim beklemek hayal olur!