Soma'ya ilk geldiğimde, önce Soma Devlet Hastanesi'ne gittim. Hastanenin önünde binlerce insan, yakınlarından haber bekliyordu. Ölüm haberleri art arda geliyordu. İnsanların birbirlerini teselli edecek durumu bile yoktu; zira aynı acıyı herkes yaşıyordu.


AKP mitinglerine götürüldüler

Ardından maden ocağına doğru gittik. Ocakta 12 bin kişi çalışırmış. İlginç bir detay ise şu: Bu 12 bin işçi, seçim döneminde, AKP'nin çalışmalarına, miting gibi etkinliklerine otobüslerle taşınmış. "Bize oy vermezseniz işten çıkarırız" gibi tehditlerle mitinglere götürmüşler. AKP'nin ilçede bu kadar oy almasının altında bu da var.
Erdoğan, önceki gün hastane önünde protesto edildi. Markete sığınmak zorunda kaldı. Mağdur işçilere polisi saldırttı. Bu sırada müşavirlerinden biri, Somalı bir genci tekmeledi.
Bilinmesi gereken bir gerçek de  şu; AKP'nin maden ocağıyla direkt bağlantısı var. Maden ocağının ortaklarından biri, Soma İl Genel Meclisi'nin AKP'li üyesi... Böyle birçok detay bilgi var.

Erdoğan'ın gelişiyle öfke patladı

Soma'ya geldiğimizde dikkatimi çeken ilk şey, ilçedeki müthiş sessizlik oldu. Tepki yoktu. İnsanlar sanki bir işaret bekliyordu ve Erdoğan'ın gelişiyle bir patlama yaşandı.
İlçeye maden alanlarının olduğu bölgeden girerseniz, merkeze yaklaşık 40-45 dakikada ulaşabilirsiniz. Arabaların kullandığı yoldan yürümek ise 20-25 dakika kadar sürer. Erdoğan, arabasının dışında yalnızca üç dakika kalabildi. Maden ocaklarının olduğu bölgeye bile gidemedi. Soma halkı özellikle, Erdoğan'ın 1800'lü yılların İngiltere'sinden, Amerika'sından bahsetmesine oldukça tepkiliydi.

'HDP buradayken AKP hala yok'

Dün buraya, Erdoğan'dan önce, HDP'li milletvekillerinin de yer aldığı HDP heyeti geldi. Soma Belediyesi AKP'de; Soma halkı, AKP'ye oy verdi. Manisa ise biliyorsunuz, zaman zaman linç girişimleriyle, ırkçılıkla anılan bir kent. Fakat HDP milletvekilleri geldiğinde halk, "HDP buradayken AKP halen yok" dedi. Bazı kesimlerin provokatif yaklaşımları olduysa da sağduyulu insanlar çok daha fazlaydı.
Şu anda 107 kişi tedavi görüyor; akıbetlerini henüz bilmiyoruz. Göçük altında ise yaklaşık 780 kişinin olduğu, kesin bilgi gibi. Sağ veya ölü çıkarılanları düşersek, 200'e yakın kişinin halen kayıp olduğunu söyleyebiliriz.

Ölü sayısı doğru değil!
Resmi rakamlar, 282 kişinin öldüğünü söylüyor ama gerçek rakam bunun çok üstünde. Şu anda madenin birinci ve ikinci ayaklarında kalan madenciler ölü veya yaralı halde çıkarıldı; fakat üçüncü ayaktakiler halen çıkarılmadı. Üçüncü ayakta da en az 150-180 işçinin olduğu söyleniyor. Bu işçilerden, artık aileleri de umudunu yitirmiş durumda. Göçüğün önüne oturmuş, yakınlarının cansız bedenlerini bekliyorlar.
Olayın trafo patlaması sonucu olduğu söyleniyor; uzmanlar ise trafonun böyle bir şeye sebep olamayacağını vurguluyor. Önce grizu patlamasından da şüphelendiler ama grizu da olmayabiliyormuş. Ağır basan tahmin, metan gazı olduğu yönünde. Metan gazı ise patladığında iki saniye içinde zarar veren, yakıcı madde olduğu için de bedeni eriten bir madde. Bu verilerle bakıldığında, madenin üçüncü ayağında mahsur kalan 150-200 civarında işçinin pek kurtulma şansı olmadığı görülüyor.

Gaz maskesi bile sınırlı!
Düşünün ki, bu madenlerde gaz maskeleri bile sınırlı! İşçiler, vardiya değişikliği yaparken kendi gaz maskelerini diğer arkadaşlarına devredip çıkıyor. Oksijen tüpleri yok. Vardiya değişimi sırasında birçok işçinin, patlama olduğunda korunmak için kullanacağı gaz maskesi olmadığı için kaçma şansı da yok. Sadece beklemek zorundalar. Ancak yardım gelirse çıkabiliyorlar. Metan gazını, yangını, o korkunç durumu düşünün... Çok da tarif edemiyorum açıkçası.

Tarifsiz yas...

Büyük bir yas var burada. Yakınlarından haber bekleyen birkaç kadınla konuştum. Bir kadın, hem oğlunun hem eşinin maden ocağında olduğunu, haber beklediğini söylüyordu. Anlatılamaz, müthiş bir acı...
Bir Kürt çocuğu, 12-13 yaşında... O da, babasının ölüm haberini alır almaz, ağlamaya, sayıklamaya başlamıştı: "Babamı bir daha üzmeyeceğim." Böyle diyerek bayılıverdi.
Yakınını, komşusunu, arkadaşını teselli eden biri, bir bakıyorsunuz, iki dakika sonra kendi yakınının ölüm haberini almış ve kendi yasını tutmaya başlamış.
Bir de 15 yaşında, Kemal isimli bir çocuktan bahsediliyordu. Onun 19 yaşında olduğu, adının de Cemal olduğu öğrenildi. Bunu bir meşruiyet göstergesi olarak anlatmaya çalışıyorlar. Buradan bile samimiyetsizliği görebiliyoruz aslında. Ha 15, ha 17, ha 19... Ayrıca, ilçede 18 yaşının altında çocuklarla da konuştum. Onlar, kendileriyle aynı yaş grubundan arkadaşlarının içerde, madende olduğunu ve haber almak istediklerini söylüyordu.
Velhasıl, hiçbir sözle anlatılamayacak kadar büyük bir yas ve öfke var Soma'da...



ESRA ÇİFTÇİ