Türkiye'de siyaset de çürümüş, düşünce dünyası da çürümüş, basın da. Kürtlere karşı yürütülen özel savaş gereği toplum da çürümeye yatırılmıştır. Zaten özel savaş esas olarak tüm toplumsal değerleri ortadan kaldırmak için yapılır. Özel savaşın yürütülmediği yerde Kürt halkına bu düzeyde savaş yürütülemez. Bu nedenle toplumun ahlak, vicdan, hak ve adalet duygusu şovenizm, milliyetçilik ve bunların hizmetine sokulmuş din aracılığıyla yok edilmek istenmektedir. Saldırı, Kürtlere fiziki olarak yürütülürken, Türkiye toplumuna da manevi düzeyde yapılmaktadır. Bu çerçevede özel savaşın saldırısı altında esas olarak kalan Türkiye halkları ve Türkiye toplumudur denilebilir.
Şehirler yakılıp yıkılırken, taş üstünde taş, gövde üzerinde baş bırakılmayacak anlayışı ile saldırılırken, toplum fiziki ve ruhsal olarak çökertilmek istenirken, şimdi yandaş basın şefkat paketlerinin açılacağından söz etmektedir. Bir toplumu aldatma aracı haline getirilmiş bir paket daha açılacakmış. Sayın Osman Baydemir "Bu paketlerden hep kabak çıktı" esprisi yapmıştır. Şimdi bu kadar saldırıdan sonra şefkat paketinden söz edip, halk mağdur edilmeyecek demek kadar alçakça bir pişkinlik olamaz. İşte çürümenin ve yozlaşmanın dip noktası burasıdır.
Binlerce yıllık şehirler yakılıp yıkılırken hala özel savaş gereği verilecek sadakalardan söz edilmektedir. Yani biz temiz savaş yürütüyoruz; öldürürüz, yıkarız, yakarız ama sonra para vererek bunu telafi ederiz diyorlar. Bir Şaban filminde para verip birilerini öldürürcesine dövmesi gibi! Şimdi de AKP hükümeti parasını peşin veriyor, öldürüyor ve yıkıyor. Bu kadar saldırı yapıyor, sonra da insanların gözünün içine baka baka esnafın zararları karşılanacak, halk mağdur edilmeyecek deniliyor. Kürt halkına bu kadar ağır hakaret olamaz. Hem halkı bombardımana tabi tutacaksın, öldüreceksin, sonra sağ kalanlara birkaç kuruş verip devletin şefkatli olduğunu göstereceksin, devletin böyle şefkatli olduğunu söyleyeceksin! Bu kadar zulüm, hakaret, öldürme, yakıp yıkma "bu şefkatle" unutturulacak ve insanlar devletimize hamdolsun diyecekler! Amed zindanında hergün zulüm yapılırken yemeklerde "Vatan millet sağ olsun, Allah’ımıza hamdolsun" diye dua ettirilirmiş. Yemek duasında devlet ve asker övülürmüş. İşte AKP zihniyeti en basit haliyle budur.
90 yıllık uygulama devam ediyor
Şimdi bu vahşi saldırı ortamında bazı aydınlar, yazarlar, gazeteciler AKP hükümetine akıl veriyorlar. Bakın Kürt şehirlerinden çıkanlar Rojava’ya gitmiyor, Güney Kürdistan'a gitmiyor, İstanbul’a, Adana’ya gidiyor diyorlar. Bu, Türkiye'nin ne kadar değerli olduğunu gösteriyormuş! Devlet de bundan yararlanmalıymış. Halk teröristlerden kaçıp İstanbul ve Adana’ya kendini atıyormuş! Bu Türkiye'nin fırsatı ve gücüymüş. Bunun üzerinden öyle teoriler, değerlendirmeler yapılıyor ki, gerçekten de alçakça! Bunların içinde Kürt’üm, demokratım diyen vicdanlı aydınlar, değerli insanlar da vardır. Kürtler parya! Devlet bu Kürtlere kucağını açmalıymış! Ne kucak ne kucak! Türksen övün, değilsen itaat et! İşte bu kucağın mantığı bu! O yazıyı bir kendini bilmez yazmış. Türk devletinin 90 yıllık uygulaması ve politikası devam ediyor. Cizre ve Silopi kuşatması bunun somut pratikleşmesidir.
Öyle ki tankla, topla vuranları görmüyor, bu alanlardan bazılarının göç etmesi üzerinden devlet güzellemeleri ve devlete akıl vermeler yapılıyor. Devlet bu saldırıları yaparak bu sonuca yol açıyor denmiyor, direnen halka saldırının ortaya çıkardığı sonuç üzerinden yine devleti temize çıkarma teorileri üretiliyor. Kürt halkı teröristlerin dediğini yapmıyor, Türk şehirlerine gidiyormuş! Bununla övünülüyor. 1990’lı yıllarda en az 5-6 milyon insan Kürdistan'dan kaçırtılıp metropollerin varoşlarında sefil yaşama mahkum edilmiştir. Bir milyondan fazla Kürt Avrupa’ya veya dünyanın başka köşelerine gitmiştir. Şimdi köylerin yakılıp yıkılmasından sonra Kürt halkının metropollere göç etmek zorunda kalmasını Türk devletinin şefkati olarak mı göreceğiz? Kürtlerin hepsi Maxmur’a gitmedi, çoğu İstanbul’a göç etti diye bundan Türk devleti için övünme payı mı çıkaracağız?
1990’lı yıllarda köyler niye yakılıp yıkıldı, köylüler neden göçertildi? Tabii ki gerilla mücadelesini boğmak için Türk devleti yaptı. Köylerin nasıl yakılıp yıkıldıklarını biliyoruz. Bu halkı PKK değil, devlet göçertti. Hatta birçok köye birkaç saatlik zaman tanınarak hemen köyü boşaltmalarını istemişlerdir. Bu nedenle birçok ev eşyalar ve hayvanlar çıkarılmadan ateşe verilmiş ve yıkılmıştır. Şimdi neredeyse bu konuda da PKK'yi suçlayacaklardır. Bir zamanlar Türk ordusu Dersim köylerini helikopterlerle yakıp yıkmıştı. Dönemin başbakanı Çiller’e Dersim’de köylülerin helikopterlerle yakıldığı söylenince, "Bunu bizim devletimiz yapmamıştır; PKK'nin Ermenistan’dan gelen helikopterleri yapmıştır" denilerek herkesin alay konusu olmuştu. Herhalde şimdi utanmasalar PKK'nin tankları, topları ve zırhlı araçları geldi Cizre’yi ve Silopi’yi yaktı diyeceklerdir. Hem de HDP’nin en yüksek oy aldığı yerlerde! Her aileden bir gerillanın olduğu Silopi ve Cizre’de! Belki de buralardaki evleri de kendi kendilerine yaktılar diyeceklerdir.
Herkes niyetlerini ortaya koyuyor
Kürtler metropollere göç ediyor denilerek bundan Türk devletinin ne kadar şefkatli olduğu sonucunu çıkarmak gerçekten de çok alçak bir pişkinliktir. Kürtler metropollere eritilmek için kaçırtılmaktadır. Bu nedenle bazılarının en büyük Kürt şehri dediği İstanbul’a başkaları da en büyük Kürt mezarlığı tanımı getirmişlerdir. Hangi belirleme doğrudur? Türk devlet sömürgeciliğinin mantığını, amacını ve uygulamalarını düşündüğümüzde ikinci tez veya belirleme daha doğrudur. Metropoller Türk devletinin kültürel soykırımcı politikası nedeniyle Kürtlere mezarlık haline gelmişlerdir.
Türk özel savaşı sinekten yağ çıkarır misali yaşanan çatışmalar ve ortaya çıkan durumlardan PKK ile halkı ayırmayı hesaplamaktadır. Kürtleri nasıl parçalarız, PKK halktır halk burada sloganını atan PKK ile halkı nasıl ayırırız hesapları yapmaktadır. Bu süreçten çıkacak tek sonuç vardır; o da Kürt halkının bu devlete öfkesinin artacak olmasıdır.
Öyle analizler ve röportajlar yapılıyor ki, insan şaşırıyor. Herkes niyetlerini ortaya koyuyor. Bu direnişler herkesin niyetini daha iyi açığa çıkarıyor. Ortam biraz yumuşadığında ahkam kesenlerin mücadele sertleştiğinde nasıl devletin hoşuna gidecek şeyler konuştuğunu görüyoruz. Zor dönemde hemen suçlu görülmesi ve tu kaka edilmesi gereken PKK oluyor. Ya da devlete küçük bir eleştiri getirmek için önce PKK'ye bir sürü sövgü yapılıyor. PKK'ye veryansın yapılmadan hükümet ve devlet eleştirilemiyor. Türkiye'de birçok aydın, yazar ve gazetecinin tarzı bu olmuş.
Maraş Katliamı ve Roboskî’nin yıldönümü yaklaşıyor. Her iki katliamda da şehit düşenleri bu vesileyle minnet ve saygıyla anıyoruz. Maraş olayları bugünlerde başlamıştı. Maraş katliamından sonra yüz binlerce Kürt bin yıllardır yaşadıkları ata topraklarını bırakıp metropollere ve Avrupa’ya göç etmişlerdi. Bu göçler Türk devleti için övünç çıkarılacak bir durum mudur? Açıkça fiziki katliamın üzerinden kültürel soykırım geliştirilmiştir. Maraş, Malatya, Sivas başta olmak üzere Alevi Kürt alanlarında tam bir tehcir yaşanmıştır. Neredeyse buralarda Kürt kalmamıştır. Kim metropollere yönelik Kürt göçünü olumluyorsa o kültürel soykırımcıdır. Hiç kimse bu göçlerin ekonomik nedenli olduğunu söyleyemez. Esas etken bu değildir. Çünkü Maraş, Malatya ve Sivas’ta Türk köylüleri göç etmezken, yanı başındaki Kürt köyleri tamamen göçertilmiştir. Özcesi Kürtleri topraklarından koparma bir devlet politikasıdır.
Türk devleti zulmünde boğulacaktır
Maraş, Malatya, Sivas, Erzincan, Adıyaman gibi alanlarda Kürtlerin göç ettirilmesi Şark Islahat Planı gereği bir devlet politikasıdır. Kürdistan'ın her yerindeki göçertmeler de bir devlet politikasıdır. Bu nedenle hiç kimse Kürtler metropollere göç ediyor diye bunu olumlu bir durum gibi sunamaz. Hele hiçbir Kürt sunamaz. Beyni sulanmış Muhsin Kızılkaya televizyon televizyon dolaştırılıp Kürtlerin nasıl Türkiye metropollerine göç ettiğini ballandıra ballandıra anlatmaktadır. Açıkça Türkiye metropollerine göçü teşvik etmektedir. Kendisi ruhunu satmış ya, herkesin de ruhunun satılmasını istemektedir.
Yak, yık, öldür, sonra şefkat göstereceğim de! İşte sömürgeci kafa budur. Bu sömürgeci kafa için dövmek, ezmek haktır. Bir lütuf sunduğunda da buna şükredilmelidir. Roboskî olayından sonra suçlular bulunup cezalandırılacağına, hemen biraz tazminat ödenip bu suçların üstü örtünmek istenmiştir. Halk onurlu davranmış, suçlular bulunana kadar bu tazminatları almayacaklarını söylemiştir. Bu, tüm Kürt halkı adına onurlu bir davranış olmuştur. Roboskî halkı bu tutumu takındı diye o günden bugüne Roboskî halkına düşmanlık beslenmektedir. Çünkü bu sömürgeci kafaya göre halklar önüne atılan parayı kabul edip davacı olmaktan vazgeçmelidir.
Kürt halkı onurlu bir halktır. Bu tür sömürgeci şefkatleri kabul etmeyecektir. Türk devleti yaptığı zulmünde boğulacaktır. Bu halkın iradesi kırılmayacaktır. Halkın öz yönetim direnişi mutlaka başarıya ulaşacaktır. Her tankın top atışı bu devletin kültürel soykırımcı anlayışına vurulmuş bir top atışı haline gelecektir. Türk devleti top atışlarıyla kendi kültürel soykırımcı sömürgeci sistemini yıkmaktadır. Bu zihniyet ve politika yıkılmıştır, kaybetmiştir. Bundan sonra yaşananlar sadece bu yıkılışın hikayesi olacaktır.