Kürt halkının direnişiyle somutlaşan kazanımları; iradeli ve başarıya kitlenen öz güvenli duruşu, varlığını bir halkın yokluğuna endeksleyen egemenleri ürkütüyor. Bu direniş karşısında hükmünü yitirmekle karşı karşıya olan Türk, Fars ve Arap iktidarları çareyi imha ve şiddet yöntemlerine sarılmakta buluyor.
Fars iktidarı, halkların üzerine karabasan gibi çöken rejimini korumak için idam ipine sarılıyor, tutsakları infaz ederek, Kürt halkını tehdit ediyor. İran, devlet geleneğinin miras bıraktığı bütün kirliliğiyle bir ahtapot gibi Kürdistan'ın bütün parçalarında cirit atmak istiyor. Türk devletiyle bir yandan rekabet ederken diğer yandan Kürt düşmanlığında işbirliğini baki kılmaya çalışıyor. Rojava ve Güney'de de Kürt direnişine ket vurmak için sinsi düşmanlığını siyaset alanı ve savaş cephesinde gösteriyor.
Küçük bir alana sıkışmış, çetelere cansuyu vermiş, İran'ın bir şubesi olmuş BAAS rejimi, fırsat buldukça Kürtlere yönelik denemelere girişiyor. Hala Kürt kentlerinde barındırdığı unsurlar eliyle kötülük saçmaya çalışıyor, ağabeyi İran'ın da dürtmesiyle yanlış hesaplara giriyor.
Türk devletinin korkusu da büyük. AKP, tahtını en çok sallayan gücün Kürdistan Özgürlük Hareketi olduğunun farkında. Kobanê'ye düşmanlığı alenileşmesinin ardından 6-8 Ekim'de patlayan Kürt öfkesinin örgütlü gücü, uykularını kaçırıyor. Kuzey'in aşılıp Türkiye sahasında ciddi bir aktör olunması, çözümden kaçan AKP'yi devletin şiddet aygıtıyla bütünleştiriyor. AKP iktidarı ''İç Güvenlik Paketi'' adı altında, faşizmin bayrağı altında hazırkıtaya geçiyor.
"İç Güvenlik Paketi", barışın inşasına cesaret edemeyen AKP'nin savaş tercihini, bütün halklara ilanıdır. AKP'nin tercihi budur. Çözüm ve demokrasi yerine çözümsüzlük üzerine bina edilmiş otoriterlik, hem yalnız ve korkak hem de şiddet fetişistidir. AKP, Türkiye'de otoritesini tahkim etmek ve dokunulmaz kılmak için Kürtlere karşı sindirme savaşını gerekli görüyor. Böylece bütün muhalif, aykırı sesleri de ''paketlemek'' istiyor.
Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Kürdistan halkı, 1806'dan beri bu üç sömürgeci gücün bütün katliamlarına, politik oyunlarına karşı bugünlere gelmeyi başarabildi. Muktedirler, haksızdır ve Kürdistan'daki varlıkları gayri meşrudur. Sömürgecilerin, yanılsamalarıyla yüzleştirilmeye devam edecekler. Elbette kaybedeceklerdir. Kürdistan Özgürlük Hareketi, halklar daha fazla zarar görmeden, bir arada yaşamanın olanakları ortadan kalkmadan tarihi adaletsizliğin nihayetinden yana. Kürt baharı, halkların baharı olsun istiyor. Doğru tercih zamanı.