Kerkük-Musul zaferini, içte parti-iktidarı pekiştirmeye tahvil etmek isteyen KDP, 25 Eylül’de yapılmak üzere bağımsızlık referandumu kararı aldı.
2 yıldır parlamentoyu işletmeyen ve Goran üyesi parlamento başkanının Hewler’deki ofisine gitmesini bile yasaklayan KDP, parlamentoyu bu vesileyle de olsa çalıştırmaya yine gerek görmedi.
Diğer partilerden yalnızca bir kaç şahsiyetle görüşmekle sınırlandırarak karar alma yönteminin antidemokratikliğini diğer partiler vurgularken, anlaşılan KDP başkanlık rejimini yerleştirmek için de referandumu araç olarak kullanacak.
Bu konuyu önümüzdeki süreçte çokça ele alacağız. Bizim vurgulamak istediğimiz sömürgecilerin tavrı ve Barzani-Erdoğan kader birliğinin pek çok Kuzeyli yurtseverde yolaçtığı yanılgının acı ve zarar verici hüsranı.
Bağımsızlık referandumu kararı üzerine başta Türkiye ve İran, aynı zamanda Irak Şii yönetimi, hemen Kürde tehdit savurdular.
Erdoğan; “…yarın Kuzey Irak Yerel Yönetimi bundan pişman olacak” sözlerini sarfetti.(05.07.17 www.haberler.com).
İran molla rejimi de tehdit savurmakta geç kalmadı: Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, “Bu asla Irak’ın komşuları tarafından kabul edilebilir değildir” diye konuştu.”(KRDnews haber portalı, 16.07.17)
Irak hükümet sözcüsü Saad el Haditi, “Hiçbir taraf kendi başına, diğer taraflardan izole bir şekilde Irak’ın kaderine karar veremez. …Herhangi bir tarafın atacağı adım anayasaya bağlı olmalıdır” diyerek hükümetinin tavrını açıkladı. (BBC Türkçe,09.06.17)
KDP-Barzani yönetimi, geçmişten beri bağımsızlık ve referandumunu gündeme getirdi. 2005 seçimlerinde bağımsızlık referandumu yapılmış, yüzde 90’ın üzerinde evet oyu çıkmıştı. Bugün de yüksek oranda bağımsızlığa evet oyu çıkacaktır.
Barzani-KDP, bu sonucu bağımsızlık ilan ederek mi değerlendirecek, yoksa sömürgecilere karşı elini güçlendiren, tartışmalı Kerkük gibi bölgelerin Kürdistan’a katılıp katılmaması için Irak anayasasına göre 2007’de yapılması gerekip yapılamayan referandumu yapmak için bir enstrüman olarak kullanmakla mı yetinecek? Zebari’nin Times dergisine verdiği demeçte ‘referandumu takiben hemen bağımsızlık ilan edilmeyeceğini, Bağdat hükümetiyle toprak ve tanınma konularında müzakere edileceğini ‘(08.05.17 Hürriyet) söylemesi, daha çok ikinci sonucu işaret ediyor. Özellikle Barzani-KDP’nin bel bağladığı ve konuya ilişkin ilk ziyaret ettiği, nabız yoklayarak destek almaya çalıştığı ABD emperyalizmi, tercih etmediğini vurguladı ki, bu da ikinci sonucun öndeki ihtimal olacağını gösteriyor.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı (UKKTH), bu hakkı kullanmanın demokratik barışçı yöntemi olarak referandum yapma özgürlüğü, diğer uluslar gibi Kürt ulusunun ve Güney Kürdistan’ın da hakkıdır.
Güney Kürdistan referandum yapar ve sonucunu da gerçekleştirmeye çalışırsa, ne Irak-Arap sömürgecilerinin, ne de Kürdistan’ın diğer sömürgecileri Türk ve İran (Fars) devletlerinin, karışma hakkı olmamalıdır. BM’nin tanıdığı, halkların mücadele içinde kazandığı UKKTH, diğerleri karışmadan o ulusun kendisinin özgürce kaderine karar vermesi demektir.
Fakat bizim bu yazıda vurgulamak istediğimiz asıl şey, KDP-Barzani, kaderini birleştirdiği Türk sömürgeci devleti ve lideri Erdoğan’ın, ‘pişman olacaksınız’ tehditini savurması, eğer pratiğe geçirilirse bağımsız Güney Kürdistan’a savaş açacağıdır.
Barzani-KDP, Erdoğan’ın Kuzey Kürtlerine soykırımcı savaşına, Rojava Devrimi’ne saldırısı ve işgaline rağmen, onun kendisini destekleyeceğini sandı. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi’ne (KÖH) saldırmak için, salam politikası gereği Barzani’ye destek vermek, Güney federasyonunu tanımak zorunda kaldı. Eğer KÖH ve Rojava Devrimi yenilirse veya Güney bağımsızlık ilan ederse, Erdoğan ve Türk sömürgecilerinin Güney’e de savaş dayatacağı şüphesizdir.
Bugün Türk sömürgecilerini engelleyecek olan, ulusal birlik politikası ve diğer halklar içinde tutarlı demokratik güçlerin büyümesidir. KNK öncülüğünde, Güney’in çok sayıda partisinin ve Kürdistan’ın bütün parçalarından temsilcilerin gerçekleştirdiği Ulusal Birlik Çalıştayı, Ulusal Kongre’ye giden yolda, ulusal birliği inşada önemli bir adım oldu. Sömürgecilerin savaş tehditine karşı tutulması gereken yolun da işareti oldu.
Kuzey’in pek çok yurtseveri, hatta partisi, azımsanmayacak kitlesi, KDP-Erdoğan işbirliğinin sömürgecileri savaş tehditinden vazgeçireceğini sanıyor ve halkımızı yanıltıyordu. Tam tersi oldu. Onlar arasındaki işbirliği ve çıkar birliği, Erdoğan ve çetesini savaş tehditi yapmada cesaretlendirdi.
Kürt halkının bütün parçalarındaki ulusal demokratik güçlerin ve halkların demokratik güçlerinin birliği, sömürgecilere karşı güvenilecek tek yoldur.