
Hizbulkontranın siyasal anatomisi - 2
Siyasal Türk İslamcı hareket; kanla beslenen Türk devletiyle, murtediyle, mülhidiyle, munafıkıyla, zalimiyle, diktatörüyle, sosyalistiyle hesaplaşmazken; Hizbullah’ı, PKK ve Kürt siyasetine karşı tetikçi olarak kışkırtarak en büyük İblislik örneğini sergiliyordu. Ancak, Hizbullah bu yaman çelişkiyi görmüyordu! Bunu görememesinin bir sebebi de İslam’ı kendi teolojik kaynaklarından değil; sömürgeci teolojinin kaynaklarından öğrenmesiydi. Dolayısıyla Hizbullah, özgün ve bilimsel bir Kürdistani hafızadan yoksun olduğu için, Kürt ve Kürdistan meselesine bakış acısı tıpkı bir İslamcı Arap-Fars-Türk gibi olmuştur.
Tüm Müslüman milletlerin bireyleri çok farklı düşüncelere ve inançlara sahip oldukları halde, devletleşme ve uluslaşma meselesinde ortak hareket ederek yazgılarını belirlemişlerdir. Dolayısıyla şu ana kadar Kürdistan’da örgütlendirilen Hizbullah’ın diğer Müslüman milletlerin dindarları gibi, özgür vatan bilinciyle hareket etmemiş olması ve bundan sonra da Kürdistan bilinciyle hareket etmesini gösterecek tek bir alameti farikaya rastlanmamış olması; bu karanlık örgütlenmenin Kürdistan davası için ne derecede tehlikeli bir unsur olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bu bağlamdan hareketle bugüne kadar Hizbullah’la ilgili bir çok kitap ve makale yazıldı. Yazılan bu kitapların ve makalelerin hiçbiri Hizbullah tarafından gerçekçi ve doğru olarak değerlendirilmedi. Hizbullah kendi cemaatleri hakkında yapılan bu araştırmaların hiçbirinin doğru olmadığını şu sözleriyle beyan edecekti: “Çünkü, bugüne kadar Cemaat hakkında konuşan, TV programı düzenleyen, haber yapan, makale ve kitap yazan insanların çoğu TC’nin güvenlik ve istihbarat raporlarını esas almışlardır. TC’nin hazırladığı raporlar gerçeği yansıtmadığından, bu insanlar da TC’nin yaptığı ve içine düştüğü hataları tekrar ederek kendileri de aynı yanılgıya düşmüşlerdir.” (1)
Dolayısıyla Hizbullah örgütlenmesi işgalci ve sömürgeci Türk devleti tarafından kurulmuş kontra bir güç olduğu bilgisi size ulaştırıldığı vakit, “Onu işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: “Bu, açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür” demeleri gerekmez miydi? O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağzınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o Allah katında çok büyüktür (bir suçtur).” (Nur,11) Ayetini referans alarak bilgi, ahlak ve hukuk karinesini gözeteceğiz.
Türkçü siyasal İslam Kürdistan’a taşındı
Kuzey Kürdistan’daki politik İslam’ın, ilk işaretleri ve ilk yuvalanması 1970’lerden hemen sonra başlar. Özellikle Said Hava, Mustafa Sibai, Mevdudi, Hasan El Bena ve Seyit Kutub’un kitaplarını Türkçe’ye çeviren ve bu eserleri Kürdistan’a taşıyan Türk İslamcı kadrolardır. Bu İslamcı kadrolar, Cumhuriyet sonrası, Sebilül Reşat ve Mehmet Akif Ersoy çizgisini takip eder. Bu isimlerin başında Sezai Karakoç, Nurettin Topçu, Selhattin Eşçakilgül ve Ercüment Özkan’dır. Bu isimler, 1979 İran İslam devrimine kadar Türkiye İslam’ı hareketin katalizörü oldular.
O dönemlerde Kürdistan bölgesinde siyasal arenada Milli Selamet Partisi, Akıncılar ve MTTB gibi hareketler, Kürt gençlerini Türk-İslam antagonizması etrafında toplayarak; onlara Diriliş, Düşünce, Mavera, Hilal ve Talebe gibi yayınlar okutarak, Kürt gençlerin beyinleri, inanç ve amel dünyalarına gelenekçi, mukadesatcı, sağcı, Türkçü, mezhepçi ve devletçi bir İslam düşüncesini enjekte edecekti. Bu İslam’ın empoze ettiği Kürt gençlerinden biri de Fidan Güngör olacaktı. Fidan Güngör, 1978 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte MTTB saflarından ayrılır. Ayrılma gerekçesi olarak bu yapıların devletçi ve Türkçü olmalarını gösterir. 1978 yılında bir grup arkadaşıyla yaptığı istişare sonucunda Diyarbakır şehir merkezinde Menzil Kitabevi açmaya karar verir. Fidan Güngör ve grubunun bu girişimi ve bu girişim etrafında sahiplendikleri misyonla Kuzey Kürdistan’da, siyasal Kürt İslam’ın ilk kuruyucuları ve temsilcileri olma ünvanını kazanacaktı.
1984 yılına gelindiğinde ise siyasal Kürt İslam’ın ikinci kitabevi Batman’da Hüseyin Velioğlu tarafından “İlim Kitabevi” olarak açılacaktı. Kürdistan’daki Hizbullah’ın ilk örgütlenmesi bu kitabevi etrafında 1979 yılında Hüseyin Velioğlu ve bir grup arkadaşı tarafından yapıldı.
1986 yılına gelindiğinde ise Abdulvahap Ekinci ve bir grup arkadaşı İlim grubundan ayrılarak Diyarbakır’da “Vahdet Kitabevi”ni açar. O sıralar Batman merkezli çalışan İlim grubu, çalışma merkezini Batman’dan Diyarbakır merkeze taşır. Böylece Diyarbakır’da Politik Kürt İslam’ın entellektüel hafızasını inşa edecek üçünçü kitabevi açılmış olacaktı. Bu kitabevlerine sık aralıklarla uğrayan, üniversite ve medrese öğrencileri olacaktı. Buralardaki en hararetli tartışmalar, Siyasal İslam’ın anatomisi ve fizyonomisi üzerinden Darül İslam (Darül Erkan) ve Darül Harp (Darül Nedve) kavramlarına, yeni bir epistemoloji ve metodoloji zaviyesini sunmak ve politik Kürt İslam’ın hiçbir dönem sahip olmadığı analitik bakış acısı kazandırmak olacaktı.
Hizbullah’ın temelleri kitabevleriyle atıldı
Kazanılan bu analitik zaviye, siyasal Kürt İslam’ın hafizasını inşa edecekti. İnşa edilen siyasal Kürt İslam’ın temel referansları Kürt orjinli kaynaklardan, Kürt şahsiyetlerinden ve Kürt bilgelerin düşüncelerinden esinlenerek yapılmıyordu. O dönemlerde Menzil, İlim ve Vahdet’in yaptığı kitap satışlarını, Türkiye’nin hiçbir yerinde başka bir kitabevi yapmıyordu. Ali Şeriati, Mutahhari, Humeyni, seyit Kutup, Fethi Yeken, Fadlallah, Mevdudi, Hasan El Bena, Abdulkkadir Udeh, Muhammed Ebu zehra, Muhamed İkbal gibi Fars, Arap ve Türk şahsiyetlerin eserleri ekmek su gibi kapışılıyordu. 1991 yılında Bingöl’de, sahibi olduğum Ülfel Kitabevi, Humeyni’nin, “Sırrı Salat” ve “İlahi Aşk” isimli kitaplarını bir günde yetmiş adet sattığımı hatırlıyorum.
Batman’dan taşınarak karargahını Amed’e kuran Kürdistan’daki Hizbullah’ı kısa bır süre sonra bu üç kitabevi ekseninde yapılan Vahdet-birlik tartışmaları sonucunda Hüseyin Velioğlu grubu, Menzil grubuna katılarak güçlerini birleştirdi. Bu iki grup tarafından yapılan Vahdet evliliği ne yazık ki fazla uzun sürmeyip, sonu hüsranla bitecekti. Her iki taraf da ayrılma sebeplerini, birbirlerine karşı samimi davranmamakla ve ihanet etmekle suçlayacaktı. Hizbullah’ın liderlerinden biri olan İsa Altsoy, bu birliğin Menzil grubunun ihanetiyle son bulduğunu şu tekfir sözleriyle belirtecekti: “Cemaatin Müslümanların vahdetine verdiği önemden dolayı sadece Allah rızasını gözeterek hiçbir menfaat gözetmeksizin, İslami sorumluluğu gereği ortaya koyduğu bu fedakarlık ve dürüstlüğe bu munafıklar ihanet ettiler.”(a.g.e.s 40)
Hizbullah, Menzil grubundan ayrıldıktan sonra, kendi ifadesiyle “Mürted örgüt”, (PKK) ve “Munafıklar” (Menzil grubu) ile girdiği silahlı çatışmalarla adını “Kürt Hizbullah’ı” olarak duyuracaktı. Kürdistan’daki Hizbullah kendi tarihsel mücadele kronolojisini iki dönem biçiminde kategorize eder: “Cemaatın mücadele tarihini iki temel dönem teşkil etmektedir. Birincisi, kuruluş tarihi olan, 1979 yılından 1991 yılına kadar olan dönem, ikincisi ise 1991 yılından 2000 yılına kadar olan dönemdir. Birinci dönem, tamamen cemaatleşme, tebliğ, davet ve eğitim ağırlıklı olup silahlı mücadele ve çatışmanın olmadığı dönemdir. İkinci dönem ise birinci dönemlerdeki faaliyetlere ilaveten, murted PKK, münafık grubu ve TC’nin derin devletine bağlı istihbarat örgütleri, ajan ve çetelerle yoğun bir mücadele ve çatışmanın yaşadığı dönemdir.” (a.g.e.s 175)
Hizbullah Kürdistani her şeye karşı
Hizbullah’ın; PKK sempatizanlarıyla ve Menzil grubuyla girdiği çatışmaya değinmeden önce, okuyucuda objektif bir Hizbullah algısı oluşması için “Kendi Dilinde Hizbullah”ın amaç ve düşüncesini kısa pasajlar biçimde aktarmaya çalışacağım. Bu eksenden hareketle, Kürdistan’daki Hizbullah’ın önemli isimlerinden ve “Kendi Dilinde Hizbullah” adlı kitabın yazarı İsa Altsoy, “Hizbullah Cemaat’in, bölge merkezli ve mensuplarının % 95’inin Kürtlerden meydana geldiğini” ve İslami bir hareket olduğunu söyler. Ayrıca bu “cemaatin” sadece Kürtlerden meydana gelen bir hareket olmadığı, çok az sayıda Arap, Türk ve Çeçen kimliğine sahip insanların da bu hareketin saflarında yer aldığına işaret eder.
“Cemaatımızın, ulusalcı, miliyetçi bir çizgiyi değil de ümmetçi bir çizgiyi takip etmesi onun; mücadele verdiği coğrafyada bulunan insanların ve özellikle içinde doğup, büyüyüp geliştiği toplumun ve mensubu bulunduğu ulusun sorunlarına duyarsız kalması anlamında değildir” sözleriyle Hizbullah’ın, Kürt ve Kürdistan davasına ümmet zaviyesinden bakarak; Kürdistan meselesinin asıl ortaya çıkış nededini İslam ümmetinin parçalanmışlığını gösterir: “Cemaat olarak, Kürt ve Kürdistan sorununu, bugüne kadar İslam ümmetinin içinde bulunduğu parçalanmışlık ve yaşadığı ciddi problemlerden kaynaklanan olumsuzluklarla bağlantılı bir sorun olarak görüyoruz.” İkincisi, Hizbullah’a göre Kürdistan meselesinin kökten çözümü şöyledir: “Yani, eğer İslam coğrafyasına ve Kürdistan’a İslam şeriatı hakim olursa ve gayr-i İslami düşünceler ve rejimler ortadan kalkarsa, Kürtlere yönelik yapılan bu haksızlığın son bulacağına inanıyoruz” a.g.e.s 67-76-144 )
Hizbullah’ın, Kürdistan meselesine bakış acısının ne kadar problemli ve ne kadar özgün İslam düşüncesinden, ırak olduğunu yukardaki muşahas ifadelerinden rahatlıkla anlayabiliyoruz. Oysa ki Kuran’da “Biz her millete kendi dilinde konuşan bir peygamber gönderdik” (İbrahim-4) ayetinin yanında, her millete gönderilen peygamber “Ey sevgili kavmim”, “Ey sevgili milletim” hitabıyla başlayan ve “güzel söz ve hikmetle yanlarına çağır” hitabıyla milletlerinin kalplerini ve yüreklerini fethettiği gerçeği hem teoloji ilmi hem de ontoloji ilmi tüm peygamberlerin özelde ulusalcı olduğuna işaret etmiştir.
IŞİD gibi Kürdistan’ın işgalini savunuyor
Hizbullah; 22 Arap devleti, 11 Türk devleti ve 3 Fars devletinin varlığını, İslam ümmetinin vahdetini bölüp parçaladığını düşünmüyor, görmüyor fakat dili İslam ümmeti tarafından yasaklanan, toprakları İslam ülkeleri tarafından işgal edilen ve dört parçaya bölünen yalınayaklı Kürt milletinin Kürdistani mücadelesini kavmiyetçilik görecek kadar, aklını ekmek ve peynirle yemiş cahil bir fırka olduğunu fazlasıyla kanıtlıyor.
Üçüncüsü: Hizbullah, uyduruk şeriat ve uyduruk ümmet mefkuresini Kürt halkının kurtuluş reçetesi olarak işaret ederken; Kuran’ın özgün akidesinden ve sahih İslam düşüncesinden ve diğer rasyonel bilimlerden, ne kadar uzak ve irrasyonel durduğunu göstermiş oluyor.
Hizbullah’ın, Kürt ve Kürdistan davasına bakış acısını belirleyen sömürgeci Türk, Arap, Fars ilahiyatı olduğunu gerçeğini şu sözlerinden anlıyoruz: “Kürdistan toprağı İslam toprağıdır ve buranın gerçek sahibi İslam ümmeti ve Müslüman Kürt halkıdır. Bu halkın bütün sorunlarının tek çözüm adresi ancak İslam şeriatıyla mümkündür.” a.g.e.s 65) Görüldüğü üzere Kürt Hizbullah’ı Kürdistan ülkesini ümmet mefkuresine tahvil ediyor, Kürdistan ülkesini emperyalist İslam ülkelerine peşkeş çekiyor ve tıpkı IŞİD, El-Kaide ve Taliban gibi Kürdistan ülkesinin tek kurtuluşunun şeriat olduğunu ısrarla vurgu yapıyor.
Kürt Hizbullah’ın İslami, insani ve Kürdistani mühayillesinin ne kadar yamuk ve arızalı olduğuna delalet eden yüzlerce alameti farikadan biride şu sözlerdir: “ Bize göre Müslüman bir Türk, Müslüman olmayan bütün Kürdlerden; Müslüman bir Kürd de Müslüman olmayan bütün Türklerden daha değerlidir.” Hizbullah’ın bu İslam’ı tasavvur biçimi IŞİD’in ta kendisidir, provakatiftir, faşisttir, sahih Kuran düşüncesini temsil etmekten çok beridir, kibirlidir ve daha çok ehlisünnet İslamını temsil ettiği gerçeğidir.
Çünkü; Kuran ilmi insanın Müslüman kimliğini kazanmasıyla birlikte onun artık yaşama, insana, farklı inanca ve farklı düşünceye zarar veremez gerçeğini asla kabul etmez. Çünkü bu kuran’ın bahs konusu ettiği sünnetullah-fıtrat veya ontolojik yasalara hem aykırı hemde büyük bir dualizim demektir. Kuran söyle der: “ Ey Peygamber! günahının bağışlanmasını dile.” (mümin 55)- “ Ey peygamber! kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile.”( Muhammed 19)
İkincisi, “bir kavime, düşünceye ve inanca olan kininiz sizi adaletsizliğe götürmesin” ilkesi, “Size hayat veren şeylere çağrıldığınız vakit icabet ediniz”emri, “onlar sözü dinler ve sözün en güzeline uyarlar” öğüttü gerçek Müslüman kimliğin, görevlerini ve vasıflarını belirlemiş oluyor. Mamafih, Peygamberin en samimi dava arkadaşları ve Cemaati’nin Müslüman kimlikli olması, onların korkunç zülumler ve günahlar işlemesine mani olmadığı gerçeğini hatırlatmakta fayda var. Hakeza bin dört yüz yıl boyunca ehli-sünnet Müslüman toplumları haksız yere milyonlarca insanı katl etmiş, insanın hafsalasının tahamül edemeyeceği düzeyde, zülum ve tuğyan işlediğine dair, İslam kaynakları ve devletlerin resmi tarih arşivleri buna tanıklık etmiştir.
Referans olarak alınmayanlar!
Hizbullah’ın, Kürdistan meselesiyle, Kürt dinamikleriyle, dindar ve demokrat demokrat düşünen Kürtlerle, işgalci Türk devleti ve diğer önemli konular hakkındaki görüşlerini temel hatlarıyla, İslami referanslar muvecehasında ve muvazanesinde sistematize ederek, okuyucuyla buluşturmaya gayret edeceğiz. Ayrıca, Hizbullah’ın zihin kodlarını belirtirken, içine düştüğü komplikasyon durumlarına yorum ve Hizbullah hakkında kısaca görüşlerimi belirteceğim.
Türk devleti, işgalci ve sömürgeci bir ahlaka ve hukuka sahip olduğu için, kamuoyuna sunacağı hiçbir bilginin katımda muteber sayılmadığını ayrıca belirtmek istiyorum. Başta Diyarbakır ve İstanbul DGM mahkemesinin hazırladığı onbinlerce sayfalık idianame tutanakları, Hizbullah lider kadrosunun ve itirafçıların mahkemede günahlarını itiraf etme görüntülerine rağmen delil olarak çalışmamızda kullanmayacağız. Ayrıca; Hizbullah örgütü içinde, liderlik ve üst düzey yöneticilik yapmış çok sayıda insanın bana yüz yüze, telefon, hotmail, facebook ve twitter kanalıyla verdikleri tüyler ürpertici bilgileri de bu çalışmamızda referans olarak kullanmayacağız.
Arif Doğan’ın Hizbullah’la ilgili yazdığı kitabı da referans almayacağız.
Türk Özel Harp Dairesi Başkanı ve MİT Müsteşarı General Teoman Koman’ın “PKK’nin baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançlı kuvvetli vatandaşlarımızdır” sözlerini de referans almayacağız.
OHAL Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun Hizbullah için dile getirdiği “JİTEM, MİT ve Emniyet’in Hizbullah’la o dönem istihbarat alışverişi yapması gayet doğal bir durum” itirafını da referans almayacağız.
Türk devletine bakanlık yapmış, Eyüp Aşık ve eski içişleri bakanı İsmet Sezgin’ın şu beyanlarını da delil olarak göstermeyeceğiz: “Güneydoğu’da teröre karşı mücadelede devletin en etkili üç silah vardı; özel tim, koruculuk ve Hizbullah. Ve Hizbullah, PKK karşı örgütlendirildi”.
Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı ve Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın “Hizbullah, PKK’ya karşı devletin kurduğu, beslediği, büyüttüğü bir örgüttür. Zaten derin devletin bir politikası var; iti ite kırdırmak. PKK’ya karşı bu yöntem kullanılmıştır” sözlerini de referans almayacağız.
Eski Batman Emniyet Müdürü Öztürk Şimşek’in yaptığı şu basın açıklamasını da referans almayacağız: “Hizbullah’ın üzerine nasıl gidelim? Karargahları JİTEM binasının yanındadır. Bunların Gercüş’ün Çiçekli, Sekilli ve Gönüllü köylerinde kampları var. Silah eğitimini de jandarmadan gelen bazı subay ve astsubaylardan alıyorlar”.
Ve daha buna benzer yüzlerce delil ve kanıtları da referans almayacağım. Bizim bu çalışmamızda izlediğimiz, yöntem ve analatik kendi turunda ilk olacak. Hizbullah örgütünün en önemli iki kaynağı olan, “Kendi Dilinde Hizbullah” ve “Hizbulah Ana Davası ve Savunmalar” adlı kitapları referans alacağız:
Hizbullah’ın liderlerinden Cemal Tutar’ın şu doğru sözlerini referans alarak çalışmamıza giriş yapacağız: “İslami Cemaat veya diğer gayri İslami örgütleri tanımanın en iyi yollarından birisi, lider veya lidere yakın isimlerin yazdığı kitapları incelemekten geçer. İhvanı Müslimin teşkilatını tanımak, Hasan El Benna ve Seyyid Kutub’un kitaplarını okumakla anlaşılabilir. Lübnan Hizbullah’ı da Fadlallah veya Hasan Nasrallah kitaplarını okumakla anlaşılabilir. Aynı şekilde İran İslam devrimini tanıtmak içinde İmam Humeyni, Mutahhari ve Ali Şeriati’nin yazdıkları incelenebilir. Yine sosyalizmi tanımak için Karl Marks’ın ünlü “Das Kapital”i, Nazi faşizmini anlamak için de Adolph Hitler’in “Kavgam” adlı kitabı yeteri kadar fikir verebilir.” ( sayfa 54, Savunmalar)
Hem yukarıdaki doğru sözleri destekleyecek hem de okuyucunun araştırma tercihlerini daha doğru adreslere kanalize edecek olan şu gerçeği de hatırlatmak istiyorum: Hizbullah örgütünü Faik Bulut, Ruşen Çakır ve Mehmet Faraç gibi insanlardan öğrenmeyi son derece problemli gördüğümü belirtmek istiyorum. Çünkü bu insanlar İslam ilimlerini bilmiyor, İslami hareketleri tanımıyor, İslami hareketlerin içinde yer almamış ve İslami hareketlerin lider kadrosuyla hiçbir yakın ilişki içinde olmamıştır.
YARIN: Hizbullah’ın Kürt halkı ve PKK’ye yönelik karalama kampanyası, anti-propaganda ve savaş dili
KADİR AMAÇ