Sömürgeci devletin sürgün ve tehcir politikası yüzyıllardan beri bu topraklarda yaşanagelmiştir. Temel amaç, hedef alınan halk veya topluluğun kökünden kopartılıp zamanla yok edilmesidir. İnsanlık dışı politikanın sonucu olarak Anadolu ve Mezopotamya topraklarında yüz binlerce, hatta milyonlarca insan vahşice katledilmiştir. Ermeni, Kürt, Pontos gibi halklara uygulanan tehcirlerden sonra devreye sokulan beyaz katliam da aynı soykırımcı zihniyetin yaklaşımıdır. Bu topraklarda biçimsel bazı değişiklikler olsa da bu topraklarda kızıl ve beyaz katliamın politikası halen aktif şekilde sürdürülmektedir.

Cezaevleri de özel savaş rejiminin bu tenkil ve tehcirci uygulamasından muaf tutulmuyor. Tam aksine söz konusu olan bu insanlık dışı sürgün ve tehcir politikası en yalın haliyle cezaevlerinde özgürlük tutsaklarına karşı uygulanmakta. Birçok klasik film ve seçme şiirlere de konu olan zindan sürgünleri oligarşik devletin halklara karşı sürekli ve sistematik şekilde uyguladığı katliamcı politikasından ayrı düşünülemez. Direkt onunla bağlantılıdır ve onun küçük ama önemli bir parçasıdır. Neredeyse her yıl binlerce arkadaşımız keyfi şekilde (sindirme ve teslim alma amaçlıdır ama hiçbir şekilde başarılı olamayacaklar) ailelerinden binlerce kilometre uzaklıktaki cezaevlerine sürgün edilmektedir. 

Her birkaç yılda yeni bir tip cezaevi açılıyor. (E Tipi, D Tipi, H Tipi, F Tipi, L Tipi ve en son açılanlar da T Tipi cezaevleri.) Eskileri iptal ediliyor ve açılan her yeni tip vesilesiyle de hepimiz yeniden sürgün ediliyor, daha da uzak ve tecritlik yerlere götürülüyoruz. Son 20-30 yıllık süreçte sadece sürgün yollarında şehit düşen arkadaşlarımızın sayısı onlarcadır. Filmi de çekilen Aydın-Eskişehir direnişinde (sürgün yolunda ringde) şehit düşen üç arkadaşın yanı sıra onlarca arkadaşımız da ağır koşullardan ve yapılan işkencelerden dolayı hastalandı ve sakat bırakıldı. Zindan tarihinde "Mavi Ring" sürgünü gibi daha birçok sürgün vardır ki, henüz yazılmadı. Zira halen her yıl yüzlerce arkadaşımız sürgün ediliyor. Kimi arkadaşlar ise bazen tek bir yılda iki-üç defa değişik bahanelerle sürgün edilmekte. 

Ben de bir yıl bile değil, 11 ayda üç kez sürgün edilenlerdenim. Bir kez açlık grevine girdiğim için, bir kez mazgalı sert vurup bayılan bir arkadaş için doktor çağırdığım için, bir defa da mahkemede siyasi savunma yaptığım için sürgün edildim. Tüm bunlar sadece 11 ay içinde oldu. Sürgün edildiğimde nereye götürüleceğim de bana söylenmedi. Her seferinde gece yarısından sonra yataktan kaldırılıp ringe konuldum ve Cem Karaca’nın deyimiyle, "binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete" misali nereye götürüldüğüm söylenmeden götürüldüm. Her seferinde oranın neresi olduğunu götürüldüğüm yerde öğrendim. 22 yıllık zindan yaşamımda bu tarz sürgünlerin kaç defa tekrarlandığını galiba Adalet Bakanlığı bile hatırlayamaz ve bu durum tüm eski arkadaşların başına gelmiştir. 

Özellikle de son yıllarda devlet eski ve hasta arkadaşları özel olarak tek tek seçip onları en uzak cezaevlerine sürgün ediyor. Amaç bizim şahsımızda ailelerimiz üzerine psikolojik savaş yürütüp onları maddi-manevi yıpratmak olmalı. Devlet artık bizleri kazanmaktan umudunu kesmiş olacak ki, ailelerimizi hedefine koymuş bulunuyor. 2013 sonunda bizler Bandırma’ya sürgün edilirken buraya ulaştıktan sonra yoklamamızı yaptık, en "yeni" olanımız 17 yıllıktı. Diğerlerinin tümü 20 yıl ve üzeri arkadaşlardı. Ve bir-iki arkadaş dışında diğer tüm arkadaşlar da hasta arkadaşlardı. O hasta ve yaşlı arkadaşlarımızdan Kuling Sevilgen arkadaş birkaç ay önce şehit düştü. Bir arkadaşımızda kanser tespit edildi. Birkaç arkadaş ise ağır hasta olma durumunda. 

Şimdi bu durumdaki ağır hasta olan ve en az 20 yıldır cezaevinde olan arkadaşları tek tek seçip onları ailelerinden bin kilometre uzaklaştırmak katliam değil de nedir? Madem ki devlet hasta arkadaşlarımızı serbest bırakmıyor, -ki bu büyük bir vicdansızlık ve ahlaksızlıktır- bari onları ailelerinin yakın olduğu cezaevlerinden sürgün etmesin. Nitekim ağır hastalıktan şehit düşen arkadaşlarımızın bazıları yıllarca ailesinden hiç kimseyi göremeden şehit oldu. Bu durum daha da büyük bir ızdırap oluşturuyor.

Son dönemlerde devlet, biz tutsaklar üzerinde yeni bir rant sağlamaya çalışıyor. Sevk talebinde bulunan her arkadaştan sadece onun yol masrafını değil, onu götüren tüm askerlerin de yol masraflarını istiyor. Bu da çok büyük bir meblağdır, resmen ranttır. Biz bu parayı vermeyeceğiz. Ağır hasta arkadaşlarımız dışında hiçbirimiz sevk talebinde bulunmayacağız!


Bandırma 1 nolu T Tipi Cezaevi