Başbakan ve AKP liderleri istedikleri kadar demokrat geçinsinler, seçim kazansınlar nafiledir. Onları demokrat diye destekleyen sağlı sollu, Kürtlü Türklü liberal geçinenlerin gayretkeşlikleri de boşunadır. Erdoğan ve AKP liderleri tipik sömürge genel valisi edasıyla üstlerine vazife olmayan her konuya burnunu sokmakta, her konuda tek cümleyle karar ve emir vermektedir. Seçimler, hak-hukuk, insan hakları-demokrasi gibi kavramlar onlar için sadece bir maskedir. Gerektiğinde kullanıp sonra da çöpe atıyorlar.
İktidara gelişlerini 12 Eylül faşist anayasasına ve onun seçim yasalarına borçlu olan AKP liderleri 10 senedir bunları niye değiştirmedi? Tam tersine, işine gelenlere sımsıkı sarılıyor ve hiç de değiştirmeye niyeti yok. Yaptıklarına ve gazetelere manşet olmuş sözlerine bakalım:
- Kadınlar en az üç çocuk doğurmalı, kürtaj-sezaryenle doğum yasaklanmalı...
Yani kadınların ilişkilerine ve yapacakları çocuk sayısına, nasıl doğuracaklarına kadar onlar karar verecek.
- Alevilik ayrı bir din değildir, İslam’ın içindedir.(Lütfetmişler!) Dolayısıyla ayrı ibadet yeri yoktur. Cem evleri kültürel kurumlardır. (Cemevleri cümbüşevidir noktasından epey ileri gitmişler)
Kadınlar ve Alevilik konusunda bir de Diyanet İşleri fetvası çıkarttılar. Yani laikliğin üstüne bir de tüy diktiler.
- Başbakanın Zerdüştlük hakkında hiç bir bilgisi olmadığı halde sık sık Zerdüştlüğü ve bu inanca sahip yurttaşları aşağılayan konuşmaları, Zerdüştlüğü Kasımpaşa’daki berduşluk zannetmesi..
- Kenan Evren devrinde bile grev hakkı olan THY işyerlerine grev yasağı koymaları ve itiraz eden işçilerin atılması. Yani kim ne zaman grev yapar biz karar veririz diktatörlüğü.
- Kimse bizden Kürtçe anadilde eğitim beklemesin. Evinde-kendi aranda konuşabilirsin ama kamusal alanda Kürtçe olmaz.(Kamusal alandaki türban yasağını hatırlatmıyor mu?)
Kürtlerin nerede hangi dili kullanacağına başbakan karar veriyor. Kürtçe anadilde eğitim isteyen gençler okullardan atılıp zindanlara tıkılıyor.
Sadece bu kadar mı? Elbette hayır. Kürtlerin kimi, nereye seçeceğine de karar veren AKP’dir. Kürtler illa da başkasını seçerse o da hepsini düzmece iddialarla zindanlara doldurur. 80 bin oy alan Hatip Dicle yerine 15 bin oy alan bir bayan milletvekilliğine tayin edilir. Başbakan bu siyasi ahlaksızlığa-gaspa hala sahip çıkıyor ve tutuklu insanları aday gösteren partileri suçluyor. Başka adam mı yoktu diye hesap soruyor. Biz de kendi üslubuyla soralım: Yahu sayın Erdoğan, tutuklu insanların aday olma-seçilme hakkı var mı, VAR! Halkın bunlara oy verme hakkı var mı, VAR! Daha önce de böyle seçilen vekiller var mı, o da VAR!
Yani bunların hepsi var ki YSK bile sonuçta mazbatayı vermiş. Sen niye itiraz ediyorsun? Hepsinden üstün merci zat-ı aliniz mi oluyor? Üstünüze vazife mi? Hem ne çabuk unuttunuz: Siz de siyasi yasaklıydınız. Beğenmediğiniz CHP ve Baykal ile elele tutuşup bunu kaldırdınız. Uyduruk bir Siirt seçimi yaptırıp seçildiniz. Böylece önce milletvekili sonra da başbakan oldunuz. Memlekette ve AKP’de adam kıtlığı mı vardı, başka hiç mi adam kalmadı ki illa da kendinizi seçtirdiniz? Şimdi de tutturdunuz cumhurbaşkanı olacağım diye. Bu amaçla memleketi birbirine kırdırıyorsunuz. 10 yılda hangi temel sorunu çözdünüz ki cumhurbaşkanı olmak istiyorsunuz?
Başbakan Kürtlerin ne isteyip istemeyeceğine, kimi seçip seçemeyeceğine, Newroz’u ne zaman nerede kutlayacağına, ne zaman-nerede miting yapacaklarına tek başına karar veriyor. Sayın Öcalan üzerindeki yasa ve hukuk dışı tecrit bir yıldır sürüyor. Başbakan, Öcalan ve PKK’yi muhatap almazmış. Onların yerine bazı Kürt kökenli gözdelerini tayin etmiş. Onlar vasıtasıyla Kürtleri bölüp parçalayıp istediği gibi idare edecekmiş.Bu nedenle hala en temel insan haklarını paspasa çevirmeye gayret ediyor.
12 Eylül öncesinde Kürdistan’ın statüsü çok tartışıldı. En temelde sömürge mi değil mi tartışması yapıldı. Sömürge değil diyenler gerekçe olarak “Ayrı bir statüsü yok, Edirne ve Hakkari’de aynı statüde” derlerdi. 12 Eylül faşizmi bu tartışmayı bitirdi. Kenan Evren faşizmi sömürgeci zulmü AMED zindanlarında uyguladı, anayasaya da yerleştirdi. Kürtçe resmen yasaklandı. Özal dönemindeki kısmi gelişmelere rağmen sömürgeci statü hala sürüyor ve AKP diktası buna demokratik kılıf uydurmakla meşgul. Kürtlerin seçtiklerini zindanlara tıkan, Newroz’u yasaklayan, Sayın Öcalan üzerindeki zorbalığı utanmadan sürdüren AKP sömürgecilikte inat etmiyor mu?
Bütün bunlar sömürgeci statüye karşı demokratik özerkliğin ne kadar haklı, önemli ve zaruri olduğunu ispat etmektedir. Bugünkü AMED mitinginin AKP diktası tarafından yasaklanması sömürgecilikte inadın göstergesidir. Küürdistan halkı, “demokratik özerklik ve Öcalan’a özgürlük” istemiyle yasakların, AKP diktasının-sömürgeciliğin her türünün gayri meşru-lüzumsuz olduğunu, 14 Temmuz özgürlük şehitlerinin vasiyetlerini yerine getirdiğini bir daha ispat ve ilan edecektir. AKP diktası bunu da anlamazsa gerisiini kendisi düşünsün.
Sömürgecilik mi, özgürlük mü?