
Kürt tutsakların sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, bugün 59'uncu gününde. Türk Hükümeti, anadilde savunma talebine ilişkin hazırlıklar yaparken; anadilde eğitim ve Öcalan'ın özgürlüğü konusunda henüz adım atmadı. Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK'lı tutsaklar, bir kez daha çağrı yaparak, talepleriyle ilgili somut cevap verilmeden ve adım atılmadan eylemlerini sonlandırmayacaklarını duyurdu.
PKK ve PAJK'lı tutsaklar, 12 Eylül'den beri Kürtçe eğitimi ve savunma hakkı ile Öcalan'ın sağlık-güvenlik-özgürlük koşullarının sağlanması talebiyle açlık grevi yapıyor. Tutsaklar adına dün yazılı bir açıklama yapan Deniz Kaya, öncellikle şunları söyledi: "Halklarımızın barış ve bir arada yaşamasının tek güvencesi ve teminatı olan Önderliğimiz ağır ve kabul edilemez bir işkence ve tecrit altındadır. 13 yıldır, adına İmralı rejimi denilen bir sistemde tutulmaktadır. Bir buçuk yıldır Önderliğimizin avukat görüşmeleri AKP Hükümeti tarafından engellenmektedir. Her gün her saat insanlarımız sürek avları ile tutuklanmakta, dağ, taş, ova demeden ülkemizin her yerine bombalar yağdırılmaktadır. En ufak bir hak talebine işkence, gözaltı, gaz, cop, tazyikli su ve cezaevi ile cevap verilmektedir. Dilimiz, kültürümüz, değerlerimiz yok sayılmakta, inkar edilmektedir. Halkımız yoksulluğun pençesine teslim edilmekte, açlık ile terbiye edilmek istenmektedir. Buna karşı insanım, insan kalmak istiyorum, diyen hiçbir birey sessiz kalamaz, kalmamalıdır. Bizler de bunu kabul etmiyoruz etmeyeceğiz; bunun halkımıza yapılan bir hakaret olduğunu söylüyoruz."
10 bin kişiyle sürüyor
"Bugün 12 Eylül 2012 tarihinde başlamış olduğumuz süresiz dönüşümsüz açlık grevimizin 58'inci günü. 67 arkadaş ile başlatmış olduğumuz açlık grevimiz bugün 10 bin kişiye yükselmiş ve 10 bin arkadaşımız tarafından kararlılıkla devam ettirilmektedir" diyen Kaya, iki ay boyunca ülke içinde ve yurtdışında açlık grevlerine destek olan ve talepleri için sokak ve meydanlarda haykıran, taleplerini kendi talepleri gören ve gerçekleşmesi için mücadele eden başta Kürdistan halkı ve tüm demokratik çevrelere, yurtsever kurumlara, halklarının dostlarına teşekkürlerini sundu. Kaya, kendilerine desteğin güçlerine güç kattığını ve katmaya devam ettiğini aktararak, teme iki taleplerini hatırlattı: "Önderliğimiz üzerindeki tecridin sona erdirilmesi, önderliğimizin sağlık, güvenlik ve özgürce hareket etme şartlarının sağlanması. Anadilimiz üzerindeki inkar politikalarına son verilerek, başta anadilde savunma hakkı olmak üzere, anadilde eğitim ve öğrenimi önündeki tüm engellerin kaldırılması; bunların, amasız, fakatsız, ancaksız yerine getirilmesidir."
Talepler haklı ve nettir
Taleplerinin hiçbir manipülasyona, karalamaya ve saptırmaya mahal vermeyecek kadar net ve somut olduğunu vurgulayan Kaya, "Bu taleplerimiz bir veya birilerine ait olan bir şeyi zorla almaya yönelik değildir. Tamamen bizlere ait olan, halk ve ulus olmaktan kaynaklanan, ana sütü kadar helal taleplerdir. Kendine insanım, demokratım, Müslümanım, dindarım diyen, kendisini öyle gören hiç kimse, bu taleplerimizin haksız olduğunu belirtemez, iddia edemez. Çünkü insanız ve insan olmaktan kaynaklı bir hakkımızı kullanmak istedik, istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bunlar olmadan insanlığımızı da kaybederiz" diye ifade etti.
Savaşı bitirebilir
"Bu taleplerimiz sadece bizler için değildir. Kürdistan ve Türkiye'de yaşayan tüm halkların daha özgür, daha demokratik ve daha refah içinde, kardeşçe bir arada yaşamasının da talepleridir aynı zamanda. Taleplerimiz; kadın, çocuk, genç ve yaşlı demeden devam eden ölümlere, her geçen gün artan yoksulluğa, halkımıza-halklarımıza karşı acımasızca sürdürülen bu kirli savaşa yeter demenin, halkımızın iradesinin tanınması ve Türkiye halkı-halkları ile ortaklığı devam ettirmek istemek demektir. Taleplerimiz; özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve barış içinde bir arada yaşamanın koşullarını yaratmak istemektir" diyen Kaya, şöyle devam etti: "Kendine insanım diyen herkese sormak istiyoruz. Kim ana dilimizde eğitim ve savunma hakkımıza yok diyebilir, yok sayabilir? Kim bir halkın Önderine uygulanan tecrit ve işkenceyi normal görebilir, görmezden gelebilir? Kim barışın ve halklarımızın bir arada yaşamasının tek anahtarı ve güvencesi olan Önderliğimizle müzakerelere karşı çıkabilir? Kendine insanım diyen herkesten dürüstçe, sağa-sola çekmeden; 'koşullar', 'imkanlar', 'şartlar' vb demeden bu sorularımızın cevabını istiyoruz. Bu taleplerimiz insan-halk ve ulus olmaktan kaynaklı en insani ve sosyal taleplerdir. Bu anlamda ne tehdit ve ne de şantajdır. Aksine çok insani, çok demokratik ve çok meşru taleplerdir. İddia edildiği gibi karşılanması, yerine getirilmesi imkansız olan talepler değildir. Taleplerimizin yerine getirilmesi, kabul edilmesi, Türkiye'yi bölmeyecek, geriye çekmeyecektir. Tam tersine bu coğrafyanın daha yaşanılır olmasını, kardeşliği ve refahı getirecektir."
Canımız feda olsun, dedik
Kaya, talepleriyle kimseyi tehdit etmediklerini ve etmeyeceklerini kaydederek, "Kimseye şantaj yapmadık yapmayız; ancak hiç kimsenin de bizlere tehdit ve şantajını da kabul etmeyiz. Bir canımız var, o da özgür ve onurlu yaşam, halklarımızın birlikte, eşit, adil ve kardeşçe yaşaması için feda olsun dedik-diyoruz. Bilinmelidir ki, halkımız özgürlüğüne kavuşuncaya ve bu coğrafyaya barış egemen oluncaya kadar da bunu demeye devam edeceğiz" dedi.
Sözün değerini biliyoruz
Taleplerinin muhatabı olan hükümeti, hükümetin ve ilgili bakanlığın açıklamalarını büyük bir dikkatle dinlediklerini ve izlediklerini ifade eden Kaya, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Eylemlerimizi ve 58 günü dolduran direnişimizi karalamak için konuşan, kalem oynatanları bir tarafa bırakarak söyleyecek olursak; gerek yetkili kişi ve kurumlar ve gerekse de duyarlı demokratik kesimler tarafından bizlere yapılan çağrılara anlam ve değer biçtiğimizi belirtmek istiyoruz. Bilinmesini istiyoruz ki, bu çağrılara ve ölümlerin olmaması için yapılan girişimlere toptancı yaklaşmıyoruz. Sözün değerini biliyor ve ona göre yaklaşıyoruz. Bu anlamda taleplerimizin karşılanması için atılacak her olumlu adıma olumlu adımla cevap vereceğimizi belirtmek istiyoruz."
Cevap bekleyen sorular
"Ancak sormak istiyoruz; açlık grevi eylemimizi bırakmamız Önderliğimiz üzerindeki tecridi sona erdirecek mi? Önderliğimizin özgür hareket, sağlık ve güvenlik şartlarını yerine getirecek mi? Anadilimiz üzerindeki baskı, inkar ve asimilasyon politikalarına son verilecek mi? Mahkemelerde 'anlaşılmayan, bilinmeyen bir dil' söylemine son verilecek mi? Savaş politikalarına son verilerek, müzakere ve diyalogun önünü açacak mı?" diye soran Kaya, bu sorularına açık ve net cevaplar istediklerini kaydetti. Kaya, artık "koster bozuk, hava muhalefeti" kelimelerini duymak istemediklerini ve kosterle bu işlerin olmayacağını ve olamayacağını söylediklerini ifade etti.
Açık irade beyanı istiyoruz
"Gerek Adalet Bakanlığı tarafından Sincan Cezaevi'nde arkadaşlarımızla görüşülmesini ve gerekse de en son yapılan Bakanlar Kurulu'nun ardından Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç tarafından yapılan açıklama ve bizlere yapılan çağrılara anlam vermekle birlikte bu çağrıları, bir de bu yönüyle duymak ve bilmek istiyoruz" diyen Kaya, şöyle devam etti: "Bu anlamda hükümet ve ilgili bakan-bakanlıklardan açık bir irade beyanı istiyoruz. Bilinmesini istiyoruz ki, taleplerimize açık, somut ve net bir cevap verilmeden; verilen ve verilecek cevapların fiiliyata geçişini görmeden, hiçbir biçimde eylemimize son vermeyecek, bırakmayacağız. Bu anlamda gerek Başbakan Erdoğan ve gerekse de AKP Hükümeti'ni ve ilgili bakanlıkları daha ciddi olmaya, taleplerimize karşılık, somut cevaplar vermeye; yandaş basının, AKP muhabirlerinin gazete ve televizyonlarda eylemimizi karalamaya, bizlere hakaret etmeye son vermeye çağırıyoruz."
Kamuoyuna çağrı
Kaya, kendilerine yönelik olarak gerçekleşecek en ufak bir saldırıda açlık grevinde olan arkadaşlarının hayatlarını yitirmelerinde AKP Hükümeti ve tüm yetkili kurumların sorumlu olacağını kaydetti. Kaya, herkesin buna göre davranması ve sorumluluk sahibi herkesin ve kurumların buna göre yaklaşması gerektiğini aktararak, halklarına ve tüm demokratik kamuoyuna şu çağrıda bulundu: "Arkadaşlarımız ölüm sınırına dayanmış bulunmaktadır. Geçen her dakika, her saniye geri dönüşü imkansız sonuçlara yol açacaktır. Halkımızdan, halkımızın dostlarından, vicdan sahibi olan herkesten beklentimiz; bu taleplerimiz etrafında birlik olmaya devam etmeleri, taleplerin hayata geçmesi için, her türlü meşru ve demokratik mücadelelerini yükseltmeleridir."
AMED
Bilinç kaybı yaşasak da...
TUHAD-FED Genel Başkanı
Zübeyde Teker, “Tüm cezaevlerinde arkadaşlarımız bilinç kaybı durumunda
müdahale edilmemesi ve iradelerine saygı duyulmasını talep eden
dilekçelerini Adalet Bakanlığı‘na gönderilmek üzere cezaevleri
idarelerine vermeye başladılar” dedi.
Özellikle 12 Eylül gününden bu yana 7 cezaevinde açlık grevi başlatan 64 tutsağın durumu giderek kötüleşiyor. Henüz somut bir adım atmayan Türk Hükümeti, bilinç kaybı sonrası müdahele etmek için bekliyor. Tutsaklar da olası müdaheleye karşı sürekli Türk Hükümeti’ni uyarıyor. Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Derneği Federasyonu (TUHAD-FED) Genel Başkanı Zübeyde Teker, dün DİHA’ya açıklama yaptı. Teker, 12 Eylül günü 7 cezaevinde 63 siyasi 1 adli tutsağın katılımıyla başlayan açlık grevinin 58’inci(dün) gününü geride bıraktığını hatırlattı. Açlık grevlerinin 54’üncü gününde 66 cezaevinde 708 tutsağın katılımıyla sürdüğünü ve 55’inci gününde 72 cezaevinde 10 bine yakın tutsağın katılımıyla devam ettiğini ifade eden Teker, “Başta 708 arkadaşımız olmak üzere şu an tüm cezaevlerinde, arkadaşlarımız bilinç kaybı durumunda müdahale edilmemesi ve iradelerine saygı duyulmasını talep eden dilekçelerini Adalet Bakanlığı‘na gönderilmek üzere cezaevleri idarelerine vermeye başladılar” dedi.
Hastalığına rağmen eylemde
Kırıklar
F Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan Dr. Mehmet Reşit Arslan, talepleri
yerine getirilinceye kadar eylemine devam edeceğini belirtti.
Karaciğer
ve Hepatit B hastası olan ve Kırıklar F Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunan
Dr. Mehmet Reşit Arslan, hasta olmasına rağmen arkadaşları ile birlikte
açlık grevine girerek, tutukluların talepleri yerine getirilinceye
kadar eylemine devam edeceğini belirtti. 21 yıldır tutuklu olan ve 12
yıldır Hepatit B hastası olan Arslan'ın kardeşi Ömer Arslan, kardeşinin
hastalığı nedeniyle yaşamından kaygı duyduklarını söyledi. Ömer Arslan,
tutukluların taleplerinin haklı ve insani talepler olduğunu, hükümetin
ve devletin bir an önce tutukluların taleplerine olumlu cevap vermesini
istedi.
42'nci günde 12 yıl ceza
Açlık grevindeki tutuklu üniversite öğrencisine 12 yıl hapis cezası verildi.
Amed'de
19 Nisan 2011'de yapılan 'izinsiz gösteriye katıldığı' gerekçesiyle
hakkında 15 yıl hapis istemiyle dava açılan Dicle Üniversitesi Mimarlık
Fakültesi öğrencisi Ayşegül Ayaz’ın davasında karar çıktı. Ankara’daki
Sincan F Tipi Cezaevi‘nde tutuklu bulunan Ayaz, Diyarbakır 4. Ağır Ceza
Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasına görüntülü sistemle katıldı.
Ayaz, 42 gündür açlık grevinde olduğunu belirterek, böyle bir
yargılamayı kabul etmediğini söyledi. Ayaz’ın avukatı Mervan Gül ise
“Müvekkilim sağlık problemleri nedeniyle duruşmaya gelememektedir.
Duruşmaya gelmek istememesine rağmen hazırda huzur edilmektedir. Bu
nedenle görüntü (SEKBİS) sistemi üzerinden savunma alınmasını kabul
etmiyoruz. Müvekkilimin duruşmada hazır edilerek son savunmasını
yapmasını talep ediyoruz” dedi. Anadilde savunma talebi kabul edilmeyen
Ayaz'a mahkeme heyeti, 12 yıl hapis cezası verdi.