Adaya sığmayan Direniş -5

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinin engellenmesi ve ağırlaştırılmış tecrit altında tutulması 1. yılını geride bıraktı. Öcalan üzerindeki tecride değerlendiren BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, son 1 yıldır AKP Hükümeti’nin bilinçli olarak tecridi artırdığını ve bir proje haline getirdiğini belirtti
16 Şubat 1999’da İmralı’daki cezaevine konulan Öcalan, 13 yıldır tecrit altında tutuluyor. 27 Temmuz 2011’den bu yana ise ağırlaştırılmış tecride tabi tutulan Öcalan’ın dışarıyla temasının kesilmesi hem hukuki hem de siyasi bakımdan önemli sonuçlara yol açıyor. AKP Hükümeti’nin son 1 yıldır genişlettiği tecrit politikasıyla da Öcalan’ın sağlığı ve yaşamı üzerine hiçbir bilgi edinilemedi.
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, İmralı‘da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin 1 yıl ile sınırlı görülemeyeceğine dikkat çekti: “Bir defa, İmralı’da 13 yıldır kesintisiz şekilde tecrit sürüyor. Zaman zaman Sayın Öcalan’ın avukatıyla görüşüyor olması, bunu değiştirmez. İmralı sistemi bir tecrittir zaten. Bir adada tek başına yıllarca tutulması, tecridin kendisidir. 50 kişiyle görüşse de bu, böyledir.”
Demirtaş, son 1 yıldır ise AKP Hükümeti’nin bilinçli olarak tecridi artırdığını ve bir proje haline getirdiğini belirtti. “Tecridi hükümet projesinin bir parçası olarak görmek gerekiyor. Bir politika olarak uygulanıyor. Önce cezalandırma uygulamasıyla yapıyorlardı, şimdi bir politika haline getirildi” şeklinde konuşan BDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, İmralı’da uygulanan sistemin bölgesel ve siyasal iç gelişmelerden bağımsız ele alınamayacağına değindi: “AKP Hükümeti’nin Ortadoğu’daki tüm politikaları İmralı eksenlidir. İmralı’yı dışarıdan yalıtmak, dışarıyı da İmralı’dan yalıtmak üzerine kurulmuş. Görüşlerinin yansımasını önlemek, topluma moral vermesini engellemek istiyorlar. Çünkü gerçekten Sayın Öcalan’ın topluma kattığı çok yoğun bir motivasyon söz konusudur. Bu, engellenmek isteniyor. Dışarıda olanlar, Kürt Özgürlük Hareketi ve yurtsever halk, önderliğinden uzak tutulmaya çalışılıyor. Bununla ise hareketi ve halkı rotasız bırakmak, kendi içinde tartışmalı hale getirmek ve moralsiz, perspektifsiz bırakmak hedeflendi. İçeride ve dışarıda Öcalan’a bağlı tüm Kürtler bu yolla teslim alınmak istedi. Son bir yıllık süreç de bu projenin parçasıdır.”

‘10 yıl önceki öngörüler gerçekleşiyor’

Selahattin Demirtaş, Öcalan’ın 10 yıl önce dile getirdiği kimi öngörülere, şimdilerde pratik bakımdan tanık olunduğunu belirterek, “Öcalan, şimdi daha iyi anlaşılıyor” dedi. Demirtaş, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Sayın Öcalan, Suriye’deki Kürt özerkliği hususuyla birlikte daha iyi anlaşılıyor. Kendisinin 10 yıl önceki söyledikleri, birebir gerçekleşiyor. 10 yıl önce öngördükleri ortaya çıkıyor. Haklılığı ve siyasi öngörüsünü, Ortadoğu’da yaşananlardan anlayabiliyoruz. Özellikle Suriye’deki durum, ‘Arap Baharı’ gibi gelişmeler Sayın Öcalan’ın siyasi öngörülerindeki başarıyı teyitlemiş oluyor.”
Kürt Halk Önderi Öcalan’ı, “Ortadoğu’yu en iyi yorumlayan bir politikacı” şeklinde nitelendiren Demirtaş, “Bu sebeple, İmralı’da neden rehin tutulduğu da anlaşılmış oluyor. Çünkü bu gerçekler, tecridin devlet ve hükümet açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ahlaksız, hukuksuz ve vicdansız bir tecridin neden önemsendiği böylece anlaşılıyor” dedi.

‘Öcalan’ın fikirleri halka işlemiştir’

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, tecridin sonuç vermeyeceği üzerine fikrini de, şu sözlerle açıkladı: “Devlet ve AKP rejimi, uluslararası güçler ve bu tecritte ortaklaşmış olanlar şunu hesaplayamıyorlar: Sayın Öcalan’ın fikirleri ve öngördükleri örgütsel sistemi zaten yaratmıştır. Halka ve örgütüne bu perspektifi zaten vermiş ve tabiri caizse maya zaten tutmuştur. Dolayısıyla tecrit, Sayın Öcalan’ı bedensel olarak cezalandırma, ona işkence ve eziyet etme dışında hiçbir amacına ulaşamamıştır.”
Demirtaş, Öcalan’a ilişkin taleplerinin ‘tecridin kalkması olmadığını’ dile getirerek, ekledi: “Şunu belirtiyoruz; tecridin kalkmasını istemek tek başına doğru bir talep değil. Artık Öcalan’ın özgür olması meselesi gündeme gelmelidir. Sayın Öcalan özgür olmadan da, tecridin kalkması mümkün değildir.”
Barış ve özgürlükten yana olan kesimleri Öcalan’ın özgürlüğü için mücadele etmeye çağıran Demirtaş, devam etti: “Barışa, özgürlüğe inanan herkesin gündemi Öcalan’ın özgürlüğü olmalıdır. Daha yoğun kampanyalar, etkinlikler yapılmalıdır. Öcalan özgürlüğüne ulaşıncaya kadar bu tempoda devam edilmelidir. Halkımızı, partililerimizi, dostlarımızı Öcalan’a özgürlük kampanyaları için kenetlenmeye çağırıyorum.

‘Kürtler asla kaybetmeyecek’

AKP Hükümeti’ne de seslenen BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, hükümetin İmralı’daki uygulamayla ‘akılsız bir politika’ yürüttüğünü belirtti. Öcalan’ın Ortadoğu’daki önemine değinen Demirtaş, ekledi: “Hükümetin zerre kadar aklı olsa, bugün, bu Ortadoğu kazanında, en etkili aktör olan, çözümü ve barışı kolaylaştıracak olan, Türkiye’nin de demokratikleşmesine katkı sunabilecek olan bir gücü İmralı‘da tutmaz. Zerre kadar aklı olsa bunu yapmaz. Bu saatten sonra tecrit; hem Türkiye’de, hem uriye’de, hem de Irak’ta Türkiye’ye kaybettirecektir. Türkiye’ye ve Kürtlere kazandıracak tek kişi Sayın Öcalan’dır. Şunu artık bilsinler; Kürtler asla kaybetmeyecektir. Türkiye de kaybetmek istemiyorsa, bu politikalarından vazgeçmelidir.”


Hazırlayan: ALİ BARIŞ KURT




‘Öcalan’a tecrit ülkenin tamamınadır’


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi sert bir şekilde eleştiren siyasi parti temsilcileri, tecridin Kürt sorununun çözümü önündeki en büyük engel olduğunu belirterek, “Kürtlerin önder olarak kabul ettiği Öcalan’a uygulanan tecrit aslında ülkenin tamamınadır” vurgusunu yaptı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecrit 1 yılı geride bırakırken, Öcalan’ın sağlığına yönelik endişeler ise artarak devam ediyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi değerlendiren siyasi parti temsilcileri, tecridin Kürt sorunun çözümünün önündeki en büyük engel olduğunu belirtirken, protokolleri imzalamayan AKP Hükümeti’nin tecritle Öcalan ile halkın bağını koparmayı amaçladığını kaydetti. Siyasi parti temsilcileri, Öcalan’ın rolünü oynayabilmesi için gerekli koşulların oluşturulmasını istedi.

ESP: Öcalan’ın özgürlüğü tüm halkların sorunudur
ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride ilişkin “Kürt halkı, çözümün yolunun İmralı’daki tecridin kaldırılmasından geçtiğini ve Abdullah Öcalan’ın ortaya koymuş olduğu üç maddelik talebin kabul edilmesinden geçtiğini ortaya koymuştur” dedi. “Bunu öncelikle Amed’deki 14 Temmuz direnişinde çok net biçimde gördük. 14 Temmuz’da Kürt halkı olanca açıklığıyla, olanca netliği ve kararlılığıyla çözümün yolunun İmralı’dan geçtiğini ortaya koymuş oldu” değerlendirmesinde bulunan Yüksekdağ, Kürt halkının, Kürt sorununun çözümü konusunda direniş yolunda ve direniş kanalında kararlılıkla ilerleyeceğini ortaya koymuş olduğunu ifade etti.

‘AKP çözümsüzlüğü tırmandırıyor’
Yüksekdağ, “Ancak AKP Hükümeti’nin tavrı son bir yıl içerisinde çözümsüzlük politikasının tırmandırılması yönünde olmuştur. Çünkü son bir yıllık süreçte Abdullah Öcalan’ın üzerindeki insanlık dışı tecrit daha da ağırlaştırılmış ve çözümsüzlük politikası esas olarak kendini burada göstermiştir. Çözümsüzlük politikasının açığa çıktığı iki temel nokta var birincisi; Öcalan’a uygulanan tecrittir, ikincisi sürdürülen askeri operasyonlardır. Buna üçüncü bir nokta olarak Kürt siyasetçilere ve seçilmişlere dönük siyasi saldırganlığı ekleyebiliriz” dedi.
14 Temmuz itibariyle, çok net bir biçimde İmralı’daki tecridin kaldırılmasının çözümün yolunun açılması bakımından temel gündem olduğunun ortaya konulduğunu belirten Yüksekdağ, “Elbette ki bir halkın önderliğinin tutsak edilmesi, esaret altında tutulması bütün halkları, Türkiye ve Ortadoğu halklarını ilgilendiren bir demokrasi sorunudur ve aynı zamanda karşılanması gereken bir demokrasi talebidir. Biz parti olarak bunun demokratik bir talep olduğunu, bir halkın önderliğine sahip çıkması ve o önderliğin özgürlüğünün sorunun çözümü noktasında bir yol haritası olarak ortaya konulması talebini oldukça önemli ve sahiplenilmesi gereken bir talep olarak görüyoruz. AKP Hükümeti’nin tecridi kaldırması ve gayet makul, demokratik talepler karşısında sürecin önünü açması gerekir” diye konuştu.

ÖDP: Çözüm Öcalan’ın konuşmasından geçer
Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş, “Kürt sorunu çözülecekse, demokratik bir çözüme kavuşacaksa bunun yolu Abdullah Öcalan’ın susturulmasından değil, tam aksine konuşmasından geçer” diyerek, Öcalan’ın Kürt sorunu noktasında çok kritik bir noktada olduğunu ifade etti. “Eğer Kürt sorunu bizim de savunduğumuz gibi diyalogla çözülecekse, bu diyalog açısından ilk yapılması gereken şeylerden bir tanesi Öcalan üzerindeki tecridi kaldırılmasıdır” diyen Taş, bunun gerilimi düşüreceğini belirtti. Silahların susması, operasyonların durması, PKK’nin de silahlı eylemlere son vermesinin, Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması ile paralel ilerleyebileceğini belirten Taş, “O yüzden diyalog için barış için, demokratik bir çözüm için bu tecride artık hükümetin son vermesi gerekiyor” dedi.

‘Öcalan Kürt sorununda kilit bir noktada’
“Kürt sorunu konusunda bu kadar can yanarken, canlar ağlarken, KCK operasyonları sürerken bir demokrasiden bahsetmek mümkün değil” değerlendirmesini yapan Taş, Türkiye’nin dışarıya dönük “demokrasi nutuklarının” da içinin boş olduğunu ifade etti. Öcalan’ın Kürt sorununda kilit bir noktada olduğunu vurgulayan Taş, tecridi hiç kimsenin kabul etmediğini ifade etti. Taş, Kürt sorununda kilit noktada olan bir insana tecrit uygulanmasının, sorunu daha da çıkmaz bir duruma ittiğine işaret etti.

SDP: Tecrit ülkenin tümünedir

SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a bir yıldır uygulanan ağırlaştırmış tecridi değerlendirirken, “Öcalan’ın bu kadar uzun bir süreden beri, tecrit altında tutuluyor olması tam da egemenlerin Kürt sorununun çözümünün Öcalan ile oturup, müzakere etmek yerine Ortadoğu’daki bazı gelişmeleri kullanarak çözmeye çalışmasından kaynaklanıyor” dedi.
Devletin bu yaklaşımının siyaseten sonuç alamayacağı gibi siyasi ahlaka da sığmadığı değerlendirmesinde bulunan Turan, “Özellikle bu sene içinde yaşanan gelişmeler Türk devletinin geleneksel akıl yürütme tarzı ile Kürt meselesini dışardan çözemeyeceğinin çok somut emarelerini verdi. Örneğin, bunlardan bir tanesi Roboskî hadisesidir. AKP’nin Kürt sorununa bölgesel düzeyde yaklaşımının, güvenlikçi politikalarının Suriye-Irak sorununa yönelik yaklaşımlarının, militarist politikalarının siyasi sonuçlarından birisi Roboskî Katliamı olmuştur ki, tam anlamıyla aslında AKP’nin Kürt sorunundaki tüm öngörü ve söylemleri ile Ortadoğu politikalarının çöktüğünün çok açık bir göstergesidir. Bir diğeri de uçak krizidir. Suriye konusundaki şahin söylemlerinin içinin boşluğu görüldü” diye konuştu.
“Devlet, Öcalan’ı ‘by-pass’ etmek sureti ile başka enstrümanları ve aktörleri kullanarak, Kürt meselesini çözeceğini sanıyor” diyen Turan, KCK adı altında yürütülen operasyonların yoğunlaşmasının da bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti. “KCK operasyonları ile boşaltılan alanın cemaat tarafından doldurulacağı, devletle barışık bir Kürdün yaratılacağı varsayımına dayandırılan politikalar da tutmadı” dedi.

‘Ustalık dönemi’ eseri: İdris Naim Şahin

AKP’nin de “ustalık” diye tabir ettiği dönemde çözülmeye başladığının çok açık görüldüğünü belirten Turan, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “ustalık döneminin eseri” olduğunu belirtti. Turan, AKP Hükümeti’nin Abdullah Öcalan’ı tecrit ettiğini sanarken, aslında kendilerini tecrit ettiklerini dile getirerek, “Kendilerini devasa bir toplumsal ve siyasal gerçekliğin dışında tecrit ettiler. Birincisi kendilerini bu tecritten kurtarmak için Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerekir. İkincisi eğer söylemlerindeki gibi bu sorunu çözmeye yönelik bir eğilimleri varsa yine Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerekiyor” diye konuştu.
Turan, “İmralı’da süren tecritle aslında İmralı’da Türkiye halkları tecrit edilmiş durumda çünkü bu tecridi meşrulaştırmaya yönelik politikalar, attıkları her türden siyasi adım, politik söyleme kadar ürettikleri her şey aslına bizlerin özgürlüğünden çalıyor” diyerek, meselenin yalnızca Öcalan’ın tecridi olmadığını vurguladı. “Hepimizin tecridi söz konusu. Halklar hapishanesine dönüştürülmüş bir ülkeden bahsediyoruz” diyen Turan, ülkede yaşayan herkesin çıkarına olan şeyin tecridin ortadan kaldırılması olduğuna vurgu yaptı.

EMEP: Tecridin ABD’nin bölgesel rolü ile ilişkisi var
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan ise AKP Hükümeti’nin Kürt sorununu çözmeye niyetinin olmadığını geçtiğimiz yılın Temmuz ayında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a tecrit uygulayarak gösterdiğini belirterek, “Tecrit politikasının aynı zamanda AKP’nin bölgede üstlendiği rolle de bir ilişkisi olduğunu görmek gerekiyor. ABD’nin ‘bölgesel liderlik’ rolünü verdiği AKP, bugün Suriye üzerinde somutlanan emperyalist müdahale girişimlerinin en başında yer alıyor. Kürt özgürlük hareketi, ABD’nin bölgesel planlarına yedeklenmeyi reddettiği için ABD desteğinde Öcalan’a uygulanan tecrit üzerinden Kürtlerin bu süreçte güçlenmesinin ve statü kazanmasının önüne geçilmeye çalışılıyor” dedi.
Demokratik devletlerde kişiye özel hukuk uygulamalarının olamayacağına dikkat çeken Gürkan, “Memleketin en temel sorunu olan Kürt sorununun çözümünde birinci muhatap olan, Kürt hareketinin önderi Abdullah Öcalan için hukuk dışı uygulamalar, tecrit politikası devam etmektedir. Tecrit, bir savaş politikasıdır. Sorunun muhataplarını susturarak çözümün silahlara havale edilmesi politikasıdır. Bu uygulamanın kabul edilmesi mümkün değildir. Hem demokratikleşme hem de insan hakları bakımından tecride karşı mücadele ertelenemez görevler arasındadır” ifadesini kullandı.

‘Tecrit çatışmaları derinleştiriyor’
AKP Hükümeti’nin protokolleri uygulamak yerine Öcalan’ı tecride almayı tercih ettiğini söyleyen Gürkan, şunları kaydetti: “Tecrit politikası, hükümetin sorunu muhatapsız çözme anlayışının en somut ifadesidir. AKP Hükümeti, milyonlarca Kürt çocuğunun anadilde eğitim talebinin yerine seçmeli Kürt dili dersini koymaya çalışıyor. Tecrit politikasının devam etmesi, Kürt sorunundan kaynaklı çatışma ve ölümlerin sürmesi, her gün onlarca kişinin KCK operasyonlarında tutuklanması, sadece bölgede değil bütün ülkede işçi ve emekçilerin, gençlerin her türlü demokratik hak ve eyleminin yasaklanmasının devam etmesi anlamına gelmektedir. Bu politikaya karşı çıkmak sadece Kürt halkının değil, ondan daha önce Türk halkının, her milliyetten işçi ve emekçilerin, demokrasi güçlerinin görevidir. Bizim çağrımız bu kesimleredir.”

SEVDİYE ERGÜRBÜZ / ALPER ATALAY