
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan başta olmak üzere tüm halkımızın Newroz, özgürlük, diriliş ve direniş bayramını bir kez daha kutluyorum. Mazlum Doğan ve Mahsum Korkmaz’ın şahsında Özgürlük Mücadelesi saflarında yaşamını yitirenleri saygı ve minnetle anıyorum. 2013 Newrozu kelimenin tam anlamıyla tüm zamanların en büyük, en kitlesel, en özgürlükçü ve direnişçi Newroz’u oldu. Kürt Halk Önderi Öcalan öncülüğünde Kürt halkının kırk yıllık mücadelesi tarihi yeniden canlandırdığı gibi, tüm halklara, ezilenlere, kadınlara, gençlere, emekçilere heyecan veren, coşku veren, umut veren yol gösteren düzeye geldi. Bu bakımdan 2013 Newrozu’nu halk olarak, hareket olarak çok daha coşkulu, heyecanlı, umutlu, örgütlü ve kararlı karşıladık. Bu elbette tarihsel bir olay; belki de yüzyılların geleceğini belirleyecek bir olay. Kesinlikle tarihten silinmeyecek, tarihe iz bırakacak bir olay.
21 Mart günü Amed özgürlük meydanı, Newroz meydanı insanlığa 21. Yüzyılda hangi ilkeler uğrunda ve nasıl bir mücadele yürütmek gerektiğini gösterdi. Hemen hemen herkesin büyüklüğünü ve görkemini itiraf ettiği bir Newroz oldu. Bu bakımdan Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Newroz’a dair ifadeleri coşku, heyecan kaynağı olması, yenilenme, yeni doğuş, yeni bir başlangıç ifade etmesi en çok da 2013 Newrozu’nda gerçekleşti. Bunu hareket ve halk olarak büyük bir gururla, bilinçle, örgütlülükle karşıladık.
Bu Newrozu tarihin gerçekten en büyük Newrozu yapmayı başardığımız gibi, bunun üzerimize yüklediği görev ve sorumlulukları da derinden bilince çıkartmaya çalıştık. Newroz meydanlarında on binler, yüz binler, milyonlar halinde halkımızın yürüyüşe kalkışı, özgürlükteki ısrarı ve kararlılığı hepimize yeniden umut verdi, güç verdi, can verdi, bizi diriltti. Newroz’un Gerçekten de bir direniş ve diriliş günü olduğu net bir biçimde açığa çıktı.
2013 Newrozu’na bakarak net olarak şu söylenebilir; Kürtler hem tarihe yeni katkılarda bulunuyor, hem de geçmiş bin yılların tarihini yeniden canlandırıyor, yeniden diriltiyor. Kürt Özgürlük Hareketi; Kürt halk tarihine, Özgürlük Mücadelesi tarihine Newroz gibi büyük direniş günleri eklemeyi bildi, 15 Ağustosları, 27 Kasımları, 14 Temmuzları, 30 Haziranları ekledi. Ama aynı zamanda tarihin derinliklerinden gelen, fakat gerici egemen güçler tarafından bastırılan, saptırılan, üzeri küllenen insanlık değerlerini, insanlığa güç vermiş, can vermiş olayları diriltmeyi, anlamına uygun yaşanır hale getirmeyi de bildi. İşte Newroz bunlardan birisidir.
Meydanlarda 10 günde 10 milyon insan...
Kırk yıl önce Newroz Kürdistan’ın bazı alanlarında örneğin; Kuzeyde kulaktan kulağa fısıldanan, ne olduğu fazla anlaşılamayan bir hayal gibiydi. Kürdistan’ın diğer parçalarında da bir bahara açılış olarak piknik havasında, sınırlı düzeyde yaşanan bir olaydı. Kırk yıl sonra gelinen nokta, 2013 Newrozu’nda başta Amed olmak üzere Kuzey Kürdistan’ın bütün kent ve kasabalarında on günü aşkın süre, on milyonu aşan insanın yaşadığı coşkulu kutlama oldu. Yine Kürdistan’ın diğer parçalarında ve yurtdışında nerede olursa olsun Kürt halkının yediden yetmişe gerçekleştirdiği kutlamalar Kürt Özgürlük Hareketiyle birlikte tarihin nasıl hayat bulduğunu, canlandığını, nasıl ayakları üzerine yeniden dikildiğini, doğrultulduğunu, sapmalardan, yanlışlardan kurtarıldığını net bir biçimde hepimize gösterdi. Bu bakımdan da Kürt Halk Önderinin ifade ettiği düzeye ulaşılmıştır. Gerçekten de Newroz bir özgürlük, direniş ve diriliş olayı olarak ortaya çıkmıştır. Newrozlaşan bir halk, Newrozlaşan bir hareket yaratılmıştır.
Newrozlaşmayı Önder Apo yenilenme, yeniden doğuş, yeni başlangıçlar yapma, yeniye adım atma, eskinin kirinden pasından, yükünden, geriliklerinden kurutularak özgür ve farklılıklara dayalı eşit, demokratik bir yaşam yolunda, büyük bir kararlılıkla ve örgütlü bir biçimde yürüme olduğunu ifade etti. İşte bu bütün tanımlar, bu ifadeler en görkemli, en net bir biçimde 2013 Newrozu’nda ortaya çıktı. Bu bakımdan 2013 Newrozu’nu yeni bir milat, yeni bir başlangıç, tarihin yeniden belirlenmesi olayı olarak tarif edebiliriz. Böyle büyük bir görkemi içeriyor. Buna uygun bir biçimde yaşandı. Hala etkisi sürüyor, hala tartışılıyor. Dünyanın dört bir yanında ezilenler, insanlar, halklar Kürt halkının 2013 Amed Newrozu’nda ortaya koyduğu ruhu, duyguyu, bilinci, örgütlülüğü anlamaya çalışıyor. Bundan ilham alıyor, güç alıyor; kendisi için gelecek çizmeye, coşku ve heyecan kazanmaya çalışıyor.
On yıllara, yüz yıllara yayılacak
Kürdistan’ın böyle bir duruma gelmesi, böyle öncü bir halk haline gelmesi elbette ki tarihi bir olay, büyük bir olay, onur ve gurur verici bir olay. Unutmayalım ki böyle bir duruma kırk yıllık büyük önderlik mücadelesiyle gelindi. Yirmi binden fazla şehit verilerek, yüz binlerce tutuklu verilerek, kırk yıllık kahramanca bir mücadele yürütülerek ulaşıldı. Kırk yıl önce tek kişi halinde Önder Apo’nun bir halk iradesi olarak başlattığı Özgürlük yürüyüşü, bugün kırk milyonun her türlü baskı, zorbalık ve zulme karşı büyük bir cesaretle, kahramanlıkla, yediden yetmişe yaşadığı, yürüttüğü bir mücadele haline geldi. İşte önderlik gerçeği bu, işte Özgürlük Hareketi gerçeği bu, işte halk gerçeğimiz bu.
Kürdün yeniden doğuşu ve dirilişinin gerçekleşme durumu bu. Bu elbette ki tarihin en önemli olaylarından biridir. Yakın tarihin en başta gelen olayı. Dolayısıyla da bu gelişmenin etkisi büyük olacak. On yıllara, yüz yıllara yayılacak. Öyle sanıldığı PKK kolay yok edilemeyecek, istendiği kadar karşısında birleşilsin, istendiği kadar saldırıda bulunulsun, ne yapılırsa yapılsın bu gelişme, bu gerçekleşme, bu hakikat kesinlikle öyle kolay yok edilemeyecek, kolay geriletilemeyecek, değiştirilemeyecek. Tam tersine Kürdistan’da başlamış olan bu özgürlükçü ve demokratik değişim ve dönüşüm Ortadoğu’ya, dünyaya yayılarak 21. Yüzyılın özgür insan yaşamı üzerinde, özgür halk, özgür toplum yaşamı üzerinde kesinlikle birinci dereceden etkide bulunacak. Bunu şimdiden rahatlıkla görebiliyoruz. Büyük bir kararlılıkla, bilinç ve cesaretle bu gerçeği ifade edebiliyoruz. Bu da gerçekten hareket olarak, halk olarak bize büyük bir umut veriyor, güç veriyor, cesaret ve fedakarlık aşılıyor, onur ve gurur kazandırıyor.
Böyle bir halkın ve hareketin mensubu olmak, böyle bir mücadelenin içinde olmaktan daha değerli bir şeyin olmayacağını açık bir biçimde ifade edebiliyoruz. Bundan daha güzel, bundan daha onurlu, şerefli bundan daha özgürce bir yaşamın olamayacağını netçe belirtebiliyoruz. Bizi bu kadar dayanıklı, dirençli kılan, bu kadar bilinçli ve çaba sahibi haline getiren işte bu gerçekliktir, bu gelişmelerdir. Bunu her kes 2013 Newrozu’nda daha derinden hissederek ve anlayarak yaşadı.
2013 Newrozu tüm Newrozlar gibi gerçekten büyük güç verdi, umut aşıladı, coşku ve heyecan kazandırdı, cesaret ve fedakarlık yarattı. Dolayısıyla da özgür ve demokratik yaşamda bu uğurda başarılı bir sonuca ulaşana kadar mücadelede çok daha kararlı, inançlı, iradeli hale gelmemizi sağladı. Sadece hareket olarak değil, sadece fedai militan gerilla güçleri değil, yediden yetmişe halk olarak Kürt kadınları, gençleri, emekçileri olarak böyle bir gelişmeyi, yenilenmeyi, güçlenmeyi yaşadık; Newroz’dan büyük bir güç aldık. Yeniden doğuş, bilinçlenme yaşadık. Bununla sadece önümüzdeki yılı değil, bir bütün önümüzdeki süreci başarıyla karşılama ve yürütme gücüne ulaştığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Newroz yılını, 2013 yılını böyle bir gelişmeyle, kararlılıkla karşılıyoruz.
Yeni mücadele dönemine her yönüyle hazırız
Yeni Newroz yılında görev ve sorumluluklarımıza daha çok bağlıyız, onları daha iyi anlayan ve başarma kararlılığında olan bir durumdayız. Dolayısıyla da 2013 yılı özgürlük ve demokrasi mücadelesine hareket ve halk olarak hazırız. Hem bilinç, hem karar, hem plan ve örgütlülük bakımından hazırlık düzeyimiz her zamankinden güçlüdür. Bu güce dayanarak 2013 yılını, önceki yıllarda yapamadığımızı başaracağımız bir yıl haline getireceğimizi, hangi yol ve yöntemle olursa olsun dışımızdaki güçler bize hangi mücadele yol ve yöntemini uygulamak zorunda bırakırsa bıraksın her türlü mücadele yöntemini, uygulama gücünü, esnekliğini göstererek 2013 yılını mutlaka Önder Apo’ya özgürlük, Kürt sorununun demokratik, siyasi çözümünde kalıcı gelişmelerin yaşandığı bir yıl haline getireceğiz. Bunu demokratik siyasetle de, barış yöntemiyle de, savaşla da hangi yol bırakılıyorsa o yolu başarılı bir biçimde izleme temelinde mutlaka gerçekleştireceğiz.
Newroz yeni Kürt yılı olarak, yılbaşı olarak da değerlendiriliyor. En iyi tanımı Önder Apo yaptı, bir yaşama duruş, özgürlüğe yürüyüş dedi. Canlıyı var eden, insanı yaşar kılan, insanın damarlarına akan kanın yürümesi olarak tanımladı. Bir diriliş, yeniden doğuş, yeni başlangıç olayı olarak ifade etti. Gerçekten de kırk yıl boyunca özgürlük mücadelemiz her Newroz’da yeni başlangıçlar yaparak, yeni özgürlük ve direniş hamleleri başlatarak kendisini geliştirdi, güçlendirdi. Bugüne kadar hem yenilmezliğini, hem de kalıcı başarısını bu temelde sağladı.
Amed’de yeni bir hamle ilan edildi
2013 Newrozu bu gerçeği çok daha ileri düzeyde, sadece taktik hamle değil de, stratejik hamle düzeyinde yaşadığımız bir Newroz oldu. Tıpkı 1982 Newrozu gibi! Nasıl ki 1982 Newrozu’nda Mazlum Doğan’ın direnişiyle 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı Kürt özgürlük direnişi, savaşı başladıysa, PKK ve Kürt halkı böyle bir direniş kararı temelinde her türlü yöntemle mücadele ederek soykırım rejimine karşı özgürlük ruhunu, bilincini, örgütlülüğünü ve eylemini yarattıysa, bugün de 2013 Newrozu’nda da Önder Apo’nun Amed Newroz meydanında yaptığı açıklamayla hareket ve halk olarak yeni bir direnme sürecine girdik. Yeni bir hamleyi ilan ettik. Önde Apo bunu demokratik siyasi mücadele hamlesi olarak tanımladı. Türkiye ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesi, Kürt sorununun demokratik-siyasi çözümünün gerçekleşmesi hamlesi olarak ifade etti.
2013 Newrozu’yla içine girilen süreci bir son değil yepyeni bir başlangıç, bir geri çekilme değil yeni ve daha güçlü bir siyasi mücadele hamlesini başlatma olarak ifade etti. Bu tabii 2013 Newrozu’na anlam katan, önem kazandıran, onu bu kadar görkemli hale getiren, bütün zamanların en önemli Newrozu haline getiren Önder Apo’nun bu açıklaması ve yeni bir mücadele hamlesini geliştirme çağrısı oldu. Herkes bu çağrıyı anlamaya çalışıyor, inceliyor, tartışıyor, ona göre tutum, tavır geliştirmeye çalışıyor. Bu durum herkesi kapsıyor, dost-düşman herkes bu çağrının etkisi altında. Dost olan anlamaya, özümsemeye, onun kendisine yüklediği görev ve sorumluluğu bilince çıkarmaya ve onları nasıl yerine getireceği konusunda kendisini kararlaştırmaya ve planlamaya çalışıyor. Düşman olan da bu çağrının etkisinin dışında değil. Zaten çağrının büyüklüğü buradan geliyor. Düşmanını bile etkisi altına almış olması çağrının büyüklüğünü ifade ediyor. Düşman olan da böyle bir etki altında çağrıyı anlamaya, ona karşı nasıl duracağını, nasıl mücadele edeceğini belirlemeye çalışıyor. Bunu günlük olarak yürütülen tartışmalardan, gerçekleşen siyasi yaşamdan görüyoruz. Öyle anlaşılıyor ki önümüzdeki süreci bütünüyle bu çağrı temelindeki yürüyüş, bunun anlaşılması, tartışılması ve mücadelesi belirleyecek. Sadece Kürdistan’da değil, Türkiye ve Ortadoğu’da yaşamın belirleyici öznesi bu çağrı temelinde gelişecek yeni süreç, yeni mücadele olacak. Bunu Önder Apo’da yeni bir siyasi süreç olarak ifade etti.
Amed Newrozun da Önder Apo’nun yaptığı çağrı tarihin gerçekten de en kuvvetli özgürlük ve demokrasi çağrısıydı. 20. Yüzyılda bu tür çağrıları siyasi-askeri zaferler ardından tarih yapmayı başaran halklar, liderler yapmışlardı. Yüzyılın başında Lenin’nin yaptığı sosyalizm çağrısı vardır. Yüzyılın ortasında Ho Chi Minh’in yaptığı bağımsızlık ve özgürlük çağrısı vardı, yüzyılın sonuna doğru Humeyni’nin yaptığı İslam devrimi çağrısı vardı.
20. yüzyıl çok iyi biliyoruz ki bu çağrıların etkisi altında yaşandı, gerçekleşti. Önder Apo’nun 21. Yüzyılın başında yaptığı çağrı bu tür tarihi çağrılara benzeyen, ama onları hem içerik hem de kapsam bakımından katbekat aşma özelliği taşıyor. Önder Apo’da özgürlük ve demokrasi çağrısı yapmış bulunuyor ve 21. Yüzyılı halklar için, ezilenler için, kadınlar ve gençler için özgürlük ve demokrasi yüzyılı ilan etmiş bulunuyor.
Önder Apo’nun çağrısı 20. Yüzyıldaki söz konusu tarihi çağrıları birçok bakımdan aşıyor. Her şeyden önce paradigmasal olarak aşıyor. Hem reel sosyalist, hem klasik ulusal kurtuluşçu bağımsızlık ve özgürlük, hem de İslam devrimi çağrılarının devletçi paradigmaya dayandığını, dolayısıyla özgürlük, eşitlik ilkeleriyle uyumlu araca sahip olmadığını biliyoruz. Yine bu çağrıların belli kesimleri hedeflediğini, her renkten, her cinsten, her inançtan, her coğrafyadan tüm insanlığa hitap edemediğini biliyoruz. Sosyalizm çağrısı sınıf etkeniyle sınırlı kaldı, Ho Chi Minh’in bağımsızlık çağrısı sadece ezilen uluslarla ve ulusal karakterle sınırlı oldu, Humeyni’nin İslam devrimi çağrısı İslam toplumuyla sınırlı kaldı.
Önder Apo’nun 21. Yüzyılın çağrısı olarak geliştirdiği özgürlük ve demokrasi çağrısı hem demokratik toplum paradigmasına, hem ekolojik cinsiyet özgürlüğüne dayalı bir demokratik ulus, demokratik toplum paradigmasına dayalı. Dolayısıyla ilke ile aracın uyumlu olduğu bütünlülük ve tutarlılık içerdiği bir çağrı oluyor. Hedef kitlesi bakımından da 20. Yüzyılın çağrılarını katbekat aşıyor. Özgür, demokratik ve kardeşçe yaşamak isteyen herkesi başta Ortadoğu halkları olmak üzere etkisi altına alıyor, hedefliyor. Tüm insanlığa, tüm ezilenlere, özgürlük ve demokrasi arayışçılarına yol gösterme, hitap etme özelliği taşıyor. Bu boyutuyla dar, devletçi, belli kesimlere dayalı özgürlük çağrılarını katbekat aşma özelliğine sahiptir. Önder Apo da çağrısında bu gerçeği peygambersel geleneği ve hakikati yeni koşullarda canlandırmak güncelleştirmek biçiminde ifade etti.
Kendi çağrısıyla peygamberlik geleneğinin de ifade ettiği hakikat değerlerinin yaşam bulmaya, hayata geçmeye, pratikleşmeye başladığını; o hakikat gücünün bu temelde çok daha gerçekçi ve derin bir biçimde pratikleşeceğini ifade etti. Tarihle bağı bu kadar güçlüdür. İnsanlıkla, halklarla, ezilenlerle bağı bu denli güçlüdür. Özgürlükle bağı bu denli güçlüdür. Dolayısıyla doğal komünal toplum gerçeğini, politik-ahlaki toplum yapısını canlandırmayı, bunları günümüzün demokratik toplumu olarak şekillendirip yaşamayı ifade etmektedir. Bu çağrının sadece dar bir biçimde güncel bazı sorunları, işte Kürdistan’daki şiddet sorununu, hatta onu da aşarak siyasi bakımdan Kürt sorununu çözecek bir çağrı olmaktan çok öteye, tüm insanlığın özgürlük, eşitlik, adalet, demokrasi gibi çok temel sorunlarını, beş bin yıllık merkezi uygarlığın yarattığı ve beş yüzyıllık kapitalist modernite sisteminin artık yaşanılmaz, dayanılmaz hale getirdiği sorunları çözecek, onları çözme gücüne sahip bir çağrı olduğu açıktır. DEVAM EDECEK
ABBAS TÜRKMEN