Recep Erdoğan, meydan kalabalıklarına, "bizim rabiamız" diyerek, beyinsel gelişmişlikleri "nakısta" donmuş, kalmış Türk ırkçılarını "tek" haykırışıyla büyüleye dursun, aslında bu "tekliğin" Türklükle ilgisi ilintisi yoktu.
Slogan, İslam enternasyonalizmini (ümmetçi) amaçlayan "Müslüman Kardeşler" çetesinin yemininden "tanecikler"di.
Müslüman Kardeşler (İhvanül Müslimin) örgütü mü?
Arapçası "İhvanül Müslimin" olan Müslüman Kardeşler örgütü, 1928 yılında Mısırlı ilk okul öğretmen Hasan el Benna öncülüğünde kuruldu. Temel öngörüsü, İslam dünyasını Batı’ya karşı tek bayrak, tek yönetim, tek vatanda toplayan İslam enternasyonalizmi idi.
Benna ve arkadaşları yoksullara yardım ve çocuklarına eğitim söylemiyle kendilerini tanıtıp, kısa zamanda büyüdüler. 1930’larda, Kuzey Afrika’da faaliyet gösteren Hitler rejimiyle ilişki kurup yardımlar almaya başladılar. İslamcı söyleme ek olarak Yahudi ve İngiliz karşıtlığı ile taraftar topladılar.
Ancak, "külhane Türk entelektüelleri"nin anlattıkları gibi onlar, terörden uzak değil parçasıydı. Etnik anlatımla, "İslam ırkçısı" terör örgütüydü, İhvan. Yer yüzü Müslümanlarını tek bayrak altında toplamayı amaçlayan İslam enternasyonalizmi…
Türk ırkçıları kendilerine şoven pay çıkara dursun, Recep Erdoğan, İslam ülkelerini "tek bayrak bayrak" altında, "tek ortak vatan", "tek devlet", "tek İslam millet" olarak hayal eden haykırışlarını koyveriyor, meydanlarda.
Ancak hiç bir şey, Türk ırkçılarının anladığı gibi değildi. O İhvan rüyasını tekrarlıyor.
İhvancılar da, Erdoğan gibi "tek"lik haykırışına karşı çıkanları "hain" ilan ediyor, "Batı’nın işbirlikçisi din, iman, kuran düşmanı" diye suçluyorlardı.
İbret vericidir: İslam’ı kullanan bütün üç kağıtçılar, kalpazan, dolandırıcılarla katiller, kasa hırsızları, soyguncu ve talancılar gibi Müslüman Kardeşler de, pek dindardı. Cami avlularında dinsel gösteriye çıkıyor, meydanlarda Allah’ı tekellerine alıp onu kendilerine yardımcı ilan ediyorlardı.
Onlar, bir yanda Müslüman Müslüman halkına Müslümanlık satarken, bir yandan da Allah diye diye zulüm yağdırıyor, can alıyorlardı. Mısır 1940’larda, matem eviydi, adeta. Kendilerine karşı olan herkes düşmandı. Can almak Allah nezdinde helaldi, onlara.
1945 yılında, Başbakan Ahmet Mahir Paşa’yı vurdular.
Örgütün kurucusu Benna 1948 yılında vurularak öldürülünce, misilleme olarak Başbakan Nukaşi katlediliyordu.
Sonra, 1952 askeri darbesinin lider figürü Albay Nasır’a suikast düzenlediler. Bunun üzerine, lider kadroları tutuklandı. Örgüt kapatıldı. Liderlerden altı kişi de yargılanıp idam edildi.
İhvancılar artık yer altında, mağdur rolündeydi.
AKP’li külhanlerin, kitaplarını ders niyetine okudukları Seyyid Kutub 1964 yılında, hapishaneden çıkınca, terör yeniden hızlandı. Kutub, suikast düzenleme suçlaması ile tutuklandı. Mahkeme kararıyla idam edildi.
Bundan sonra, teröre ara verdiler. Ta ki, yıllar sonra (1981) misilleme ile Devlet Başkanı Enver Sedat’ı vurana kadar…
Müslüman Kardeşlerin Mısır’daki terör özeti böyle, ancak her şey Mısır’la sınırlı değildi. Onlar, İslam dünyası bütününde faaldı. Suriye rejimi, onlarla ödünsüz mücadele ediyordu.
Suriye Devlet Başkanı Başer Esad, ülkesinin 2012 yılında saldırıya uğramasından sonra, bir demecinde şöyle diyordu:
"Türk Başbakanı Erdoğan’la candan dosttuk. Ancak, Müslüman Kardeşleri iktidara ortak etme isteğini geri çevirdiğim gün, bana düşman oldu."
Erdoğan, Müslüman Kardeşleri İslam dünyasına nizam veren güç, kendini de asrın lideri olarak görmeye başlamıştı, 2010’den sonra. Ayrıca, Ortadoğu’yu yeniden düzenleme payesi de vardı.
Müslüman Kardeşler, bu sırada demokrasi vaadi ile Mısır’da iktidara hazırlanıyordu. Erdoğan’ın adamları da onlara, danışmanlık hizmeti sunuyordu.
Öte yandan, Arap dünyası dipten kaynıyordu. İhvan her yerde iktidara oynuyordu.
Sarsıntının rüzgarını ardına alan Mursi liderliğindeki Mısır kolu, diktatörlüğe karşı demokrasi yalanıyla iktidarı ele geçirdi. Ancak yalanının ömrü, yerleşinceye kadardı. Hemen sonra, hırsızlık, yalan, talanla karışık devlet terörü günleri başlayınca, Mısır halkı ayaklandı. Kanlı bir süreçten sonra, Mursi askeri darbeyle devrilip tutuklandı.
İşte Erdoğan’ın "dünya liderliği" macerası bundan sonra başladı. İhvan’ın boşluğunu doldurma görevini üstlenip Batı’ya ve bütün İhvan karşıtlarına savaştı.
Başlangıçta, iki yandaşı, destekçisi vardı: Tunuslu Raşit Galuşi ve Filistin davasını terörle gölgeleyen HAMAS’ın lideri Meşal…
Önce Galuşi, sonra Meşal terk etti, Müslüman Kardeşler ideolojisini. O şimdi, "tek"lik narasıyla, yer yüzünün kıyıcığında tek başınadır. "Asrın lideri" yerine koyan başka kime yok…
Uyur-gezer gibi "tek bayrak, tek vatan, tek devlet, tek millet" diye bağırıp duruyor meydanlarda.
Kendi kendine asrın lideri oyunu oynarken, Avrupa’dan kovuluyor, Amerika’dan tokat yiyor. Son Müslüman kardeş zorda…