Yarın büyük açlık grevi başlıyor. Kürdistan’ın 50 evladı, “PKK Önderi Öcalan, avukatları ve yakınları ile görüştürülünceye kadar” açlık grevini dönüşümsüz ve süresiz sürdürecekler.
Bu büyük eylem, “komiklik yaparak siyaset yaptığını sanan” Başbakan’ın “çözüm mözüm yok” dediği bir ortamda başlayacak.
“Çözüm mözüm yok” diyene çevrelerinde milyonların birleşeceği 50 “grevci”, “çözüm mözüm yoksa hükümet mükümet de yok” demiş olacak…
Açlık Grevi, “hükümetin rikkate gelmesi, üzülmesi, grevcilerin hayatlarından endişeye kapılması” için yapılmıyor elbette. Grevcilerin muhatabı hükümet değil.
Bu eylem “bize hitap ediyor.”
Grevcilerin muhatabı biziz.
Demokrasi isteyen herkes. Milyonlar.
Eğer iş hükümete kalsa, o hükümet ve Saray, yalnız 50 kişinin değil, tüm Kürt nüfusunun “ölüm orucuna” yatmasını ister. “En iyi Kürt ölü Kürttür” sloganı, bu rejim için “ayet” hükmündedir. “Benim milletim idam istiyor, TBMM idamı getirsin, ben hemen onaylarım” diyen bir adamın vicdanına 50 kişinin açlık grevi sonunda ölmesi en küçük bir etkide bulunmaz.
Bunun anlamı şudur: Milyonlar ayağa kalkmalı, açlık grevi yapanların eylemini başarıya ulaştırmak için herkes elinden geleni yapmalı, hükümeti ve Saray’ı Öcalan’dan “haber almak” için zorlamalı.
HDP Eşbaşkanı Demirtaş, darbe esnasında İmralı’da çatışma olduğunu, İmralı’ya yönelen helikopterlerden ateş açıldığını, adadan da onlara karşılık verildiğini açıkladı.
Aradan bir buçuk ay geçmesine rağmen, Hükümet ve Saray bu konuda inatla susuyor. Tecrit karanlığından en küçük bir ışığın sızmasını önlüyor.
Şimdi halkın arasında giderek tehlikeli bir soru daha sık sorulmaya başladı: “Apo yaşıyor mu?”
Bu sorunun sorulması bile büyük bir patlamanın habercisidir. Hükümet ve Saray tehlikeli bir oyun oynuyor. Hükümetin kaygıları gidermesi çok basit bir iştir. Öyle “yeniden masa kurmak”tan söz eden yok: Öcalan’ın yaşadığını bilme hakkına cevap verilmesi istenmekte. Herhangi bir özel talep söz konusu bile değil. Sadece hukukun gereği yapılsın denmekte. PKK önderinin her tutsak gibi avukatlarıyla ve birinci derecede yakınlarıyla görüşme hakkı var. Bu en ilkel, en basit, en kısıtlanamayacak bir haktır. Hükümet bunu sağladığı anda, “açlık grevleri” sona erecektir.
İyi de neden “açlık grevleri” başlamadan Hükümet ve Saray PKK Önderi’nden haber alınmasını önlüyor?
Neyi gizliyor?
Bu sorunun arkasındaki derin kuşkunun anlamı hakkında konuşmak bile şu sırada milyonları dehşete düşürebilir… En akıl almaz çatışmaların doğmasına yol açabilir.
Şu da olabilir:
Erdoğancı rejim halkın direniş gücünü mü “sınamak” istiyor?
“Hendekler” esnasındaki zayıflıkların bir kere daha mı ortaya çıkmasını umut ediyor?
Burada göreceği en küçük bir zaaf, Hükümetin ve Saray’ın tüm Kürdistan belediyelerine, HDP TBMM grubuna, Alevi kuruluşlarına, hatta CHP’ye, sonunda TBMM’ye ve tüm Rojava’ya karşı saldırı kararı vermesine yol açacaktır.
İşte bu “karar” eşiğinde, Hükümet açlık grevlerinin etrafında birikecek gücü görmek istiyor…
O halde onu caydıracak gücü ilk günden göstermek gerekiyor.
Demokrasi ve barış için muhtemelen “son büyük sivil ve barışçı meydan savaşı” açlık grevcilerinin etrafında, “Öcalan’dan haber almak” için verilecek… Bu “sivil meydan savaşı” kazanılırsa demokrasinin ve barışın yolu açılacak.
Ama eğer büyük “sivil ve barışçı meydan savaşı” rejimin kanlı müdahalesiyle başarısızlığa uğrarsa, o zaman meydan baştan sona kadar “sivil olmayan” güçlerin savaşlarına kalmış olacak…
Bu son “sivil ve barışçı meydan savaşı” Erdoğancı rejim karşıtı olan herkesin savaşıdır. Hatta, daha düne kadar “Öcalan’dan gelecek çatışmasızlık kararını” dört gözle bekleyenler de bugün “Öcalan’dan haber” için harekete geçmeli. Yarın çok geç olacak…Savaş giderek tırmanıyor; Aslı Erdoğanlar, Necmiye Alpaylar hapse atılıyor…
“Açlık grevleri biraz gelişsin, ondan sonra eyleme geçerim” diyen kişi, Hükümete ve Saray’a “topyekün saldırıya geçme” fırsatı vermiş olacak.
Elli grevcinin etrafında hemen yarın birleşelim…