MEHMET ŞAH ORUÇ /ÖZGÜR PAKSOY / MA/AMED

Öcalan üzerindeki tecride dikkat çeken HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay, “Hiçbir direniş hamlesi, İmralı adasında boşa gitmedi. Son sözü direnenler söyler” dedi.  Asrın Hukuk Bürosu avukatı ve HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay, “Dünyanın hiçbir yerinde kendisine hukuk devletiyim diyen hiçbir ülke bir cezaevini ve mahpusu avukatlarına kapatmaz” dedi. İmralı’nın Türkiye kamuoyuna kapatıldığını dile getiren Günay, “İmralı adası, tecritle objektif, tarafsız gözlerin denetlenmesi ve incelenmesi engelleniyor. Çünkü tecridin kendisi keyfi uygulamalara çok açık bir alandır. İmralı adasında keyfi uygulamalar çok yaygındır. İmralı’da başlayan keyfi uygulamalar, daha sonra yasaya dönüşür. Bundan kaynaklı da bu alanı avukat görüşüne kapatılıyor. Bununla birlikte de aile, bağımsız ve tarafsız heyetlerin İmralı‘ya gitmesi engelleniyor. Çünkü orada bir tecrit sistemi var. Bu sistem, denetimi ve kontrolü istemeyen bir sistemdir. Avukatlara da kapatmalarının sebebi budur” diye konuştu.

Komplodan bağımsız değil 

Avrupa Birliği (BM) devletlerinin, AİHM ve CPT’nin tecride ilişkin yaklaşımına işaret eden Günay, bu yaklaşımın 1999’daki komplodan bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Öcalan’ın uluslararası bir komplo ile Türkiye’ye teslim edildiğini hatırlatan Günay, şunları söyledi: “O dönem Avrupa’nın kendisi, ABD, İsrail ve NATO devletlerinin içerisinde olduğu uluslararası bir konsensüs ile bu komplo gerçekleşti. Dolayısıyla İmralı’nın denetimini yapan AİHM ve CPT, bu konsensüsün temel parçalarından biri olan AB ülkelerine üye devletlerin oluşturduğu mekanizmalardır. Devletlerin politikaları, bu mekanizmaların denetim mantığına gerçekten yansıyor. Hukuk, evrensel hukuk normlarına göre işlemiyor. Devletlerin çıkarlarına göre şekillenen bir hukuk anlayışı vardır. Bununla da bir mesaj verme hali var. AİHM’in son Öcalan kararında aslında ‘Biz hala 99’daki konsensüsle bağlıyız’ diyor. CPT de aynı şekilde mesaj veriyor. O mekanizmayı oluşturan devletler, birbirlerine ‘Biz hala 99’daki komplo konsensüsündeyiz’ mesajı veriyor. Biçim değişmiş olabilir ama içerik hala aynıdır.”

Yönetim biçimine dönüştü 

Öcalan ile fiziki olarak görüşülmesinin tecridin kaldırıldığı anlamına gelmediğini dile getiren Günay, ancak İmralı sisteminin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacağını vurguladı. Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan’ın 12 Ocak’ta Öcalan görüştürülmesine de değinen Günay, “İmralı adasıyla fiziki bir temasın kurulması tecridin kırıldığı algısı, yanılgılı bir algıdır. Aslında AKP’nin yönettiği bir algı biçimidir. AKP tecridi basitleştiriyor, ancak tecrit sistemi basit bir sistem değildir. Tecrit, bugün artık bir yönetim biçimine dönüştü. Çünkü AKP kendi yönetim felsefesini buradan alarak topluma uyguluyor” diye konuştu.

Tecridin kaldırılması talebiyle Güven ve cezaevlerindeki tutsakların süresiz-dönüşümsüz açlık grevine girdiğini belirten Günay, yapılan eylem ve etkinlikler ile Güven ve tutukluların taleplerinin sahiplenildiğini ifade etti. Yapılan eylemleri, 1999’da Öcalan’ın sahiplenilmesi amacıyla yapılan “Güneşimizi karartamazsınız” eylemlerine benzeten Günay, şunları söyledi: “O dönem tüm Kürdistan’da, Avrupa ve Rusya olmak üzere dünyanın her yerinde eylemler başlamıştı. Uluslararası komployu boşa çıkaran temel argümanlardan biri o dönemdeki ‘Güneşimizi karartmazsınız’ eylemiydi. Bugünkü durum da aslında ona benziyor. Güven ve tutukluların taleplerinin karşılanması için ise bugün dünyanın her yerinde eylem var. Öcalan etrafında bir direniş kültürü var. Bu önemlidir, çünkü eylemin büyüğü ve küçüğü yoktur. İmralı tecridine karşı yapılan her eylem, o sistemi zayıflatan ve ortadan kaldırılmasına dönük bizi götüren büyük adımlardan biridir.”

Doğru bir denklem var 

Tecridi gerileten bütün adımların direnişle olduğunu vurgulayan Günay, “Hiçbiri devletin lütfu ile olmadı. Kürt halkının dişiyle tırnağıyla kazdığı direnişle gerçekleşti. 99’daki süreci boşa çıkartan bu direnişti, yine 2009’da fiziki müdahale geliştiğinde Kürt halkının yaptığı eylemler sonucunda İmralı adasında bir pencereyi açtı ve geri adım attırdı. Direnişin kendisi İmralı’daki yaşam hakkının teminatının güvencesidir. Bu teminat Kürt halkının direnişidir. Kürt halkının yaşam hakkının teminatı da Sayın Öcalan’ın direnişidir. Çünkü ikisinin arasında doğru bir denklem var. Bunu asla birbirinden ayırmamak lazım. Öcalan’ın özgürlüğü ile Kürtlerin ve Ortadoğu’nun özgürlüğü arasında doğru bir orantı var. Asla birbirinden ayrıştırılmayan bir bağla gerçekleşiyor” dedi.

Devletin bu bağı iyi bildiğini aktaran Günay, “İmralı’dan çıkacak her söz veya cümle Kürtleri bir adım daha özgürlüğe götürecektir. Demokratik Ulus perspektifinin hayata geçirilmesi için çıkacak her söz, cümle ve temas bu toplumda karşılık bulacaktır. Bu da ulus devletin yıkılmasına hizmet edecektir. Kapitalist sistemin zayıflamasına hizmet edecektir. İşgalci, talancı sistemin yıkılmasına hizmet edecektir” dedi. Ortadoğu’da hiçbir şeyin tesadüf olmadığına dikkat çeken Günay, “Ortadoğu’da hiçbir adım tesadüf değildir. Bunu neden söylüyorum, hiç olmadığı kadar kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz hatta bence kadına yönelik kısmını da aşarak erkeğe yönelik gerçekleşen taciz, tecavüz bunlar tesadüf değildir. Bu, Öcalan’ın geliştirdiği tezindeki kadın özgürlükçü paradigmaya karşı bir hamledir” şeklinde konuştu.

Hiçbir direniş boya gitmedi 

Son sözü her zaman direnenlerin söylediğini vurgulayan Günay, “Dünyanın bütün örneklerinde çok açık ve nettir. Son sözü her zaman direnenler söyler. Kendi avukatlık ve İmralı deneyimden söylüyorum. Hiçbir direniş hamlesi İmralı Adası’nda boşa gitmedi. Evde açıp söndürüp ışık da boşa gitmedi, bedeninizi yatırmayı da boşa gitmedi ve gitmez de. Bu doğanın dengesidir. Son sözü direnenler söyler. Direnenler, her zaman kazanır. Zorlu bir süreç olabilir, ama direnenlerin kazanacağı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Özgürlük kazanacak ki AKP faşizmi gerilesin, kapitalist sistemler çöksün” dedi.