Pazar günü iki miting gerçekleşti. Biri Kürdistan’da Batman’da. Diğeri İstanbul Yenikapı’da. İktidarı elinde tutanlarla gerçek muhalefetin ayrı coğrafyalarda ayrı iklimlerde gerçekleşen mitingleriydi bunlar. Biri özgürlüğü, barışı, eşitliği talep ederken diğeri yeni vesayet kurumunun ilanına sahne oldu. Kendini başkomutan ilan eden Erdoğan’ın genelkurmay başkanı ve iki “muhalefet” partisini de peşine takarak çıktığı gövde gösterisi yeni vesayetin bizzat kendisidir.

Erdoğan’ın çağrısı ile Yenikapı’da gerçekleşen “Demokrasi ve Şehitler Mitingi” bir genelkurmay başkanının siyasal söylev vermesi, bir cumhurbaşkanının da idam cezasını onaylamak için gönüllü olduğunu ilan etmesi bakımından gerçekten birçok ilk barındırıyordu. 15 Temmuz darbe girişimi ardından Erdoğan öncülüğünde gerçekleşen OHAL darbesinin siyasal sonuçları da bu miting alanına yansıdı. Erdoğan sonunda asker sivil “yerli ve milli iktidarın” yeni koalisyon ortaklarını bir araya getirdi. Nitekim hiç bir parti bayrağının bulunmadığı mitingde TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın eliyle yaptığı Erdoğan’ın simgesi haline gelen rabia işareti “tarafsızlığının” ortadan kalktığını göstermesi bakımından dikkate değerdi. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin bundan rahatsız olmamaları da bunun kanıtı.

Açık ki Genelkurmay Başkan’ı mitingde yeni koalisyonun büyük ortağı olarak konuştu. Saray liderliğindeki koalisyonun büyük ortağı Genelkurmay küçük ortakları da MHP ve CHP’dir artık. Akar’ın konuşması ile TSK’nın darbeci geçmişi meşrulaştırılıyor. 1921 anayasasının hayata geçmesini önlemek için 1924’te yapılan darbe ile başlayan süreç 60-71-80’de TSK’nın açık faşist darbeleri olarak yaşandı. Bunların dışında da TSK bünyesinde oluşturduğu JİTEM ve benzeri cinayet örgütleri ciddi katliamlar gerçekleştirdi. Bu yüzden dün Yenikapı’da ilan edilen ve bu kirli ordunun da içinde yer aldığı faşist koalisyonun geçmişte örneğine az rastlanır bir saldırganlıkla halklara yöneleceği açık.

Yenikapı’da ortaya çıkan tablo karşısında tek muhalefet aynı saatlerde Batman’da on binlerin gerçekleştirdiği mitingdir. Yenikapı’da sahne alan “Son Türk Devleti” Halkların Demokratik Partisi çatısı altında birleşen Kürt, Türk, Laz, Ermeni her halktan, Müslüman, Alevi, Hıristiyan her inançtan olanlarla ateistlerin ve onlara oy veren milyonlarca insanın siyasal iradesini yok sayanların karşısındaki gücün mitingi.

Erdoğan’ın “Tek dil, tek millet, tek bayrak, tek devlet” biçiminde özetlediği “yeni Türkiye”de “CHP ve MHP’de saraya bağlandı.” (Tırnak içi şakayı twitterden ödünç aldım) Zira durumu bundan daha iyi özetlemek de pek mümkün görünmüyor.

Demokrasi nöbeti adı altında geceleri şehirleri ele geçiren güruhların bu eylemlerinin Yenikapı sonrası biteceği konuşuluyordu. Oysa Genelkurmay, MHP ve CHP’yi kendi liderliğinde bir araya getirmeyi “başaran” Erdoğan bu yeni durumu da kullanmak için şehir işgallerinin çarşamba gününe kadar uzatılmasını istedi. Özellikle CHP’nin şekli de olsa “ana muhalefet” misyonunu sonlandıran Erdoğan bunun semeresini de toplamaya kararlı.

Açıkça Kürdü inkar edecek nokta çoktan geçildi bu “tekli” söylem en az “Kart Kurt” ideolojisini üreten iktidar aklı kadar zavallı bir aklın ürünü. Yoksa gelecek tahayyülünü ulus devletin aşıldığı belirlemesi üzerinden yapan bir siyasal hareketin karşısına bu ilkel söylemle çıkmak başka türlü izah edilemez. Gelin görün ki ırkçı siyasetin her dönem alıcısı var. Siyaseti ilkeler üzerinden değil de kurnazlığa indirgeyerek icra etmede mahir Kılıçdaroğlu Yenikapı mitingine katılma kararına partisinin MYK’sını da ortak ederek bu kararı kişisel bir karar olmaktan çıkarıp kurumsal bir karara dönüştürdü. Bu yolla düne kadar “diktatör bozuntusuna ne denir diktatör bozuntusu denir” dediği Erdoğan karşısında partisini de arkasına alarak selam durdu. Ama hakkını verelim CHP “tipi sosyal demokrasiyi” AKP MHP çizgisiyle birleştiren Kılıçdaroğlu ilk kez cesur davrandı.

Yine de mitingin ruhuna en uygun konuşmayı Bahçeli yaptı. MHP liderinin konuşması en az miting alanı kadar ırkçı, en az o kalabalık kadar demokrasiden yoksun en az o kalabalık kadar ufuksuz en az o kalabalıkları bir araya getiren hezeyan kadar dünyalı değerlerden uzaktı.

Ahmed Arif’in “Bunlar engerekler ve çıyanlardır, bunlar aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır. Tanı bunları, tanı da büyü…” dizelerini okuyan Binali Yıldırım’ın Arif’in bu dizelerle Yıldırım’ın da içinde bulunduğu iktidar odaklarını kast ettiğini bilmeye yetmeyen yüzeyselliği de miting alanının tek tip şapkalı kalabalığına denk nitelikteydi.

TBMM Başkanı Kahraman mitingde yaptığı konuşmasında “Sizler, beyaz elbisesiyle 1071’de Malazgirt’te 200 bin kişilik Bizans ordusunun karşısına çıkarken ‘Ey askerler, eğer şehit olursam beyaz elbise benim kefenim olur’ diyen Tufan Alparslan’ın torunlarısınız” diye seslendi. Bu sözler bir doğrunun sadece yarısını oluşturuyor. Evet Alparslan 1071’de Malazgirt’te büyük bir zafer kazandı. Ama o zaferde Kürt beylerinin büyük desteğini gördü. Başarının ortağı olan Kürt savaşçılar ilk Türk devletinin temelleri atıldığında Alparslan’ın yanındaydı. Kürtler bugün Erdoğan önderliğinde ilan edilen son Türk devletinin yanında değil. Çünkü Kısıklı’da olgunlaşıp Yenikapı’da son halini alan bu ittifak kanlı, kirli bir ittifak. Amcası Mehmet Ağar’ın himayesindeki güçler tarafından kaçırılarak işkence ile öldürülen Yılmaz Erdoğan’a Ağar ile aynı sahnede “demokrasi” nöbeti tutturan bir ittifak. 

Alparslan Kürt beyleri ile ittifak etmişti saray soytarıları ile değil. Alparslan’ın ittifak ettiği Kürtlerin torunları Pazar günü Batman’da her türlü zulme ve zora karşı barış ve özgürlük için mücadeleye devam edeceklerini bir kez daha gösterdiler. Dosta da düşmana da.

Peki tüm bunlar yeni bir dönemin başlangıcı mıdır? Hayır bizim için sadece malumun ilamıdır.