Yazmakta zorlanıyorum. Ne yazayım ben? Sonunda, adı konulmuşuyla Türk, Kürt savaşı başladı.

Türk devleti, Aralık ayının başında, hızlı bir manevrayla Türk-Kürt savaşının hazırlığına girişti. Ta Trakya’dan askeri güç nakletti. Zırhlı birlikleri tank ve toplarla takviye ve Şırnak'taki Şerafettin Elçi Havaalanı'nı sivil uçuşa kapatıp, asker nakline tahsis etti.

(Kürt direniş hareketi, inşa sırasında "bu havaalanı halka değil, savaşa hizmet projesidir" açıklamaları nedeniyle, Erdoğan’ın hakaret salvosuna uğramıştı. Ama zaman, onları haklı çıkardı.)

Güney Kürdistan sınırını, ek onbin kişilik bir güçle takviye etti.

Ülkeler arasındaki savaşta, ilk önlem olarak, düşman ülkede bulunan yurttaşlar tahliye edilip, hayatı güven altına alınıyordu. Türk devleti, bu tedbiri de unutmadı. Polis ve asker ailelerinden sonra, üç gün önce de, Kürdistan'daki Türk görevlileri (öğretmen ve sağlık personeli) tahliye etti. Türk ordusu savaşa hazırdı. Bütün Kürdistan şehirleri tank ve toplarla kuşatıldı.

Bu satırlar yazılırken, internet kanalları "son dakika" haberi olarak genel taarruzun başladığını haber veriyordu. Bu, 30 yıllık savaşın evrilmesiydi. Ancak AKP rejiminin ani refleksi değildi. Görüldüğü kadarıyla, uzun bir planlamanın hayata geçirilmesiydi. Baş dönersek, eski adı Seylan olan Srilanka’da, Tamil Kaplanlarının bağımsızlık mücadelesi, 2009 yılında hayata geçirilen bir "temizlik hareketi"yle bitirilmişti. Plan basitti. Srilanka ordusu, adeta yan yana dizilerek, adanın bir ucundan öteki ucuna bir yürüyüşle Tamilleri, topyekün imha amacıyla ateş altına almış, amacına da ulaşmıştı.

Bu olay, Türk devletinde rağbet görmüş, "aynı yöntemin Kürt hareketine karşı denenmesi" fikri uzun zaman tartışma panosunda kalmış, ancak, "koşullar farklı, en azından coğrafik yapı aynı değildir" görüşü üste çıkınca, konu kapanmıştı.

Fakat, Rojava sınırının tutulup, Güney Kürdistan kapılarının kapatılmasından sonra, taarruz vaziyeti alınması ister istemez, Srilanka hevesinin unutulmadığını akla getiriyor. Gerçi, buna evet demek için henüz erken, ama karşımızdaki mantık da normal değildir. Karşımızdaki mantık, ayağı yerden kesik olan AKP aklıdır. Bunlardan her şey umulur. Srilanka adası modelini, Kürdistan'a uydurmaya kalkışmak da...

Çünkü, AKP’nin savaşa dair kültürel bilinci, Osmanlı istilacılığında demirli ve sınırları da eski çağ Arapların savaş hileleriyle çemberlidir. Aklı o çağların derinliklerde uyuşmuş, uyuya kalmıştır.

Bu akıl, toprak hırsılığı, gasbı olan işgali, bu çağda hala  "kapanın elinde kalır" diye görüyor. Musul'u ele geçirmeye dair 100 yıllık hayallerini, bu akılla gerçekleştirmeye kalkışmış, gece yarısı karanlığında hırsızlığa çıkar gibi sınırı geçip Irak’a girmiş, mülk sahibi uyanıp, "hey sen, ne yapıyorsun orada?" deyince de eli, ayağı titrek geri çekilmek zorunda kalmıştı. Aynı akıl, İslami teröristlerin adını kullanarak Suriye'ye dalmıştı.

Tanklar, toplarla Kürt şehirlerine taarruz, Türk tipi Srilanka modeli miydi, bilemiyorum. Ama Kürdistan’ın Srilanka olmadığı, sonsuz bir savunma alanı, direnme mevzii olduğu gerçekti.

Bu satırlar yazılırken, Cizre ve Nuseybin 10 kişilik bir ordunun kuşatması altındaydı. Kürt parlamenter İdris Baluken’in açıklamasına göre, tanklar şehir merkezine girmiş, sivil halkın üstüne bomba yağdırıyordu.

Filistinli kadınlar, İsaril tanklarını görmeden kaçıp saklanmışlardı, ama Kürt kadınları, teneke çalarak alay ediyorlardı. 

Irkçı Şorolo, bir zamanlar İsrail ordusunun, tanklarla Filistinli çocuları korkuttuğunu söylemişti. Cizre’nin orta yerinde Salih adında 11 yaşındaki çocuk yatıyordu. Salih çocuk, korkudan baygın değildi. Nişancı haydutlar kafasına nişan almış, vurmuşlardı.

Ve Şorolo kim mi? Ona Faşist demek, Mussolini ruhunu taciz olur. O küçük bir hırsızdır. Savunmasızları avlayan katil. Kısacası Faşist karikatür…

Karikatürde her türlü numara vardı. Hırsız, ama camide, taraftarları arasında baygın bakışlıydı. Öteki halinde, korumakla görevli dükkanı da soyandı. Sokak başında çocuk katili.

Bu Şorolo, insanın derdini dert edinmiş rolü yapan kalpazandı. Bu kimliğyle İsrail’e sövüyor, bir zamanlar gözlerinden yaşlar akıtarak "Filistinli kardeşlerimiz, ambargo altında gıda, ilaç sıkıntısı çekiyor" diyordu.

Filistinlilerden artırdığı göz yaşından birkaç damlayı da Somali, Bosna, Filipinler, eski adı Burma olan Myanmara Müslümanları için ayırıyor, televizyon ekranında ağlayarak "Müslüman kardeşlerim açken içim yanıyor" diye inliyordu.

Oysa, uğrunda ağladığı halklar savaşta, ama hiç biri Kürtler gibi ev hapsinde değildi. Oralarda okullar, iş yerleri, alış-veriş merkezleri açık, çatışmalara rağmen hayat, bütün açılımlarıyla sürüyordu.

Dün Kürdistan şehirleri tanklarla dövülüyor, kapkara dumanlar yükseliyordu, göğe.

Bu vesileyle Şorolo’nun, "kendi halkını bombalayan Esad hayduttur. Suriye de terör devleti" diyen sesini hatırladım.

Her neyse, Türk devleti Srilanka modeli ile Kürdistan savaşçıları avında mıydı, o ayrı mesele, ama sivilleri de hedef alan topyekün bir savaş başlattığı gerçekti.