Türkiye’nin Kürtlere dönük baskılarını sürekli gündeme getiren Kürt dostu siyasetçiler, Strasbourg’taki açlık grevi direnişçilerini ziyaret ediyor. Avrupa Parlamentosu Milletvekilleri Martina Anderson ve Julie Ward da ziyaretçiler arasındaydı.

Avrupa Parlamentosu üyeleri Kuzey İrlandalı parlamenter ve eski tutsak Martina Anderson ile İngiliz İşçi Partisi üyesi Milletvekili Julie Ward, Strasbourg’da  60.gününe giren süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemcilerini ziyaret ederek görüş alışverişinde bulundu.

Anderson, “Sinn Fein olarak sorumluluklarımızın gereği olarak buradayız ve Kürt sorunu üzerinde oldukça aktif bir şekilde duruyoruz” dedi.

‘İrlandalı olarak Kürt halkını çok iyi anlıyorum’

Avrupa Parlamentosu Birleşik Sol/Kuzeyin Yeşil Solu (GUE/NGL) Grubu olarak konuyu bir çok kez AP gündemine getirdiklerini söyleyen Anderson, bu çabalarının devam edeceğini sözlerine ekledi.

Anderson, şöyle dedi: “Ben kendim İrlandalı olarak bu açlık grevlerini çok anlıyorum. 1981 yılında 10 tutsak arkadaşımızı açlık grevlerinde kaybetmiştik. Yine barış mücadelesini de çok iyi anlıyoruz. Ben kendim eski bir siyasi tutsağım. Benimle birlikte buraya gelen Michael Rogan da eski bir tutsaktır. 13 buçuk yıl hapiste kaldım.”

Anderson, mücadelenin zorlu dönemlerinde “imkansız” gibi görünen şeylerin mümkün olabileceğini de sözlerine ekledi.

‘Sorunu sürekli gündeme getiriyorum’

Kürt sorunuyla aile üyeleri katledilmiş bir Kürt üniversite öğrencisi sayesinde tanıştığını söyleyen İngiliz İşçi Partili  Avrupa Parlamentosu üyesi Julie Ward ise kendilerinin de hem Öcalan hem de genel olarak Kürt sorunu konusunda çabaladıklarını söyledi. Öcalan üzerindeki tecridin son bulması için 99 günden bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in durumuna da dikkati çeken Ward, yapılan çalışmalarının açlık grevlerini daha görünür kılması açısından önemli olduğunu belirtti.

Ward ziyarette şu ifadeleri kullandı: “Ben birçok kereler Diyarbakır’a gittim, yine Sara Gland ile birlikte Rojava’ya gitme imkanım oldu. Geçtiğimiz yıl Uluslararası İmralı Barış Delegasyonu adlı heyete başkanlık etmiştim ve amacımız Sayın Öcalan’ı ziyaret etmek, durumunu ve koşullarını yerinde incelemekti. Ben kendim hem AP’de hem de İngiltere’de Lordlar Kamarası’nda Öcalan’a yönelik insan hakları ihlallerini ve Kürt sorununu dile getiriyorum. Sendikalar, dayanışma organizasyonları ile  farklı farklı organizasyonlarda, konferanslarda veya forumlarda bu konuları konuşuyorum ve gündeme getiriyorum. Bu sayede halklarımız arasında bir bağ kurabiliriz. Ben ve Martina birlikte çalışıyoruz ve birlikte sosyal adalet ve barış konularında birçok inisiyatif aldık. Son olarak Leyla Güven’i Diyarbakır’da görmeye gittik ve mahkemesine katıldık. Bence bu çok önemliydi ve 10 gün kadar sonra bırakılmıştı. Bence bu inisiyatif, onun durumunu öne çıkarmamız ve görünür kılmamız açısından önemliydi.”

Kürt kadınlarının güçlü olduklarını söyleyen Ward, bu güçlerini Öcalan’dan aldıklarını gördüğünü de dile getirdi.

Kobanê anısı

Ward ziyarette Kobanê’ye ilişkin bir anısını da anlattı:”Kobanê’de çok sayıda kurumu ziyaret etmiştik ve siyasal yaşama katılım eğitimi verilen bir merkeze gitmiştik.  Orada bir yaşlı kadın vardı ve Öcalan’la görüşmesine dair anılarını anlatıyordu ve Öcalan demokratik toplumu anlatıyormuş. Bir başka kadın oradaydı ve ilk kez böyle birşeye katılıyordu. Ama o kadın oldukça neşeliydi; çünkü kendi hakkında bir şeyler öğrenmişti. Kendi gücü hakkında bir şeyler öğrenmişti. Bu belki kısa bir hikaye ama benim için ideallerin ve vizyonun gücünü gösteriyor.”

AP’de de Türkiye’ye yönelik politik tavırlarında çıkarcı davranan kesimlere dikkat çeken Ward, “Maalesef Parlamento’da ikiyüzlü insanlar tarafından çevrilmiş durumdayız. Türkiye’nin üzerine gitmemizi istemiyorlar. Aslında Türkiye’nin güvenli bir ülke olmadığını biliyorlar. Ancak Mülteci Anlaşması gibi konular yüzünden pek üzerine gitmek istemiyorlar” dedi.

18 Şubat Pazartesi günü kendisiyle birlikte Michael Rogan’ın Amed’e giderek Leyla Güven’i kısa da olsa görüşmek istediğini belirten Ward “Zulmü çok iyi anlıyoruz ve güçlü olmalıyız” ifadesini kullandı.

Tecrit sistemini Öcalan’ı teslim edenler kurdu

Parlamenterlere ziyaret için teşekkür eden eylemcilerden Mustafa Sarıkaya ise, Kuzey İrlandalı parlamenterin desteğini anlamlı bulduklarını söyledi. 80’li yıllarda cezaevlerindeki işkence ve saldırılara karşı çıkış yolu arayan PKK’li tutsakların hikayesini anlatan Sarıkaya, Mazlum Doğan, Hayri Durmuş gibi PKK’nin öncü kadrolarının o dönemdeki arayışlarına değindi. Açlık grevlerinin o dönemde nasıl başladığına dair bir bilgiyi paylaşan Sarıkaya, şöyle anlattı: “O zamanlar Türkiye ve Kürdistan’da açlık grevi gibi bir eylem bilinmiyordu. Mücadeleyi ve hattı korumak için arayışları var tutsak arkadaşların. Bir gün mahkum arkadaşlardan biri tesadüfen bir gazete parçası buluyor. Orada Bobby Sands’ın açlık grevinde olduğu yazılıyor. Orada “Biz de böyle bir eylem yapabiliriz” fikri ortaya çıkıyor. Bu şekilde 1981’de açlık grevi başlıyor, yine 1982’de oluyor ve şehadetler yaşanıyor.”

Avrupa kurumlarının da Öcalan’a karşı uluslararası komplo ve tecridin failleri arasında olduğunu dile getiren Sarıkaya, “Öcalan’ı Türkiye’ye teslim edenler, İmralı tecrit sistemini de kuranlardır” diye konuştu. Sarıkaya, tecride karşı Avrupa kurumlarının merkezlerinden olan Strasbourg’da eylemde olmalarının bununla bağlantılı olduğunu da söyledi. Sarıkaya, Kürtlerin zorlu süreçlerden geçtiğini ve açlık grevi direnişinde başarı inançlarının yüksek olduğunu dile getirdi.

İke: Çabalar arttırılmalı

Eylemcilerden gazeteci Gülistan İke ise Kürt halkının dostlarının kendileri için verdikleri çabanın görüldüğünü söyledi. Bugüne kadarki çabaların yeterli olmadığını da söyleyen İke, özellikle Leyla Güven’in durumunun oldukça kritik aşamada olduğuna dikkat çekerken, CPT’nin harekete geçmesi için AP ve Avrupa Konseyi (AK) nezdinde daha yoğun bir çalışma olmasını isteğini bildirdi. Kadın parlamenterlerin kendilerine desteğinin önemine işaret eden İke, kadınların desteğinin kendilerini daha da umutlandırdığının altını çizdi.

Eylemcilerden Kardo Bokani de, ulaşmak istedikleri bir hedeflerinin olduğunun altını çizdi. Bokani, kendileri gibi Türkiye cezaevlerinde açlık grevlerine katılan yüzlerce tutsağın hayatının kurtarılmasının başta AP’li parlamenterler olmak üzere uluslararası toplumun elinde olduğunu vurguladı. Türkiye’nin kabul ettiği Avrupa ve BM anlaşmalarına göre her tutsağın normalde haftada 1 saatlik görüşme hakkının olduğuna dikkat çeken Bokani, eylemlerinin ancak Öcalan’a ilişkin taleplerinin yerine getirilmesi halinde sonlandırılacağının altını çizdi.

Kürdistanlılar ziyaret ediyor

Öte yandan Kürdistanlılar da açlık grevcilerine ziyaretleri yoğunlaştırıyor. Dün Paris, Brüksel, Almanya’nın Dortmund ve Giessen kentinde gruplar eylemcileri ziyaret etti. İsviçre’den ise Koma Le Lo adlı grup üyeleri de direnişçilere ziyaretiyle destek sundu. Ziyaret esnasında konuşan açlık grevi direnişçisi Nimet Sevim, tecride karış başarının sağlanması için Kürt halkının topyekün bir eylem seferberliğinde olması gerektiğini belirtti.

Y.ÖZGÜR POLİTİKA/STRASBOURG

 
 

Dersim Soykırım Karşıtı Derneği’nden ziyaret

 

Almanya’nın Stuttgart kentinde çalışmalarını sürdüren Dersim Soykırım Karşıtı Derneği yönetim kurulundan oluşan bir grup, Strasbourg’ta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin son bulması için bugün 60.gününe giren süresiz dönüşümsüz açlık grevini ziyaret etti.

Kurum adına söz alan Hüseyin Yamaç, bir halkın Önderine uygulanan ağır tecridin kabul edilemez olduğunu dile getirdi.

Tecrit ağır bir insanlık suçu

Kürt Halk Önderinin rehin olduğuna dikkat çeken Yamaç, Türkiye‘nin insan hak ve özgürlüklere yönelik ağır insanlık suçu işlediğini belirtti. Yamaç, Kürt Halk Önderine uygulanan ağır tecridin ezilen tüm kesimlere uygulandığının altını çizdi. Tecridin ancak ortaya konulacak güçlü eylemlerle kırılacağını söyleyen Hüseyin Yamaç, dört parçadaki Kürdistan halkına ve dostlarına eylemleri sahiplenme çağrısında bulundu.

 

STRASBOURG