Bu gün yaşadığımız savaş ve kaosun nedeni nedir?

Türk devlet sistemi problemlidir. 1980 model Ford gibi her yeri dökülüyor. Sistemin probleminin esası tekçilik ve katı bürokratik elit…

Dökülen ’80 model Ford’da ısrar var.

Türkiye’nin yaşadığı kaos ve savaşın bir diğer nedeni ise 2011 yılında içine girdiği Suriye savaşıyla ilgili. Erdoğan’ın Suriye’de aldığı pozisyon Türkiye’nin son 5 yılında etkili oldu. Türkiye’yi Suriye kaosuna sürükleyen ise Erdoğan’ın bölgesel güç olma hevesidir. Ford kendi mekanında dökülürken Şam yolunda hareket edemez hale geldi.

Bu araçla Suriye kaosunun Türkiye’ye etkileri yıpratıcı oluyor. Bir gün motoru patlıyor öbür gün şanzımanı dağılıyor…

Erdoğan bu kaosu çözecek kabiliyette değil. Değil çünkü; Ortodoks bir İslam, ırkçı bir Türklük ve egosu yüksek bir zihin ve refleksle hareket ediyor.

‘80 model araba’ ve ‘80 model Ford şoförünün zihniyle’ çözüm gücü olma şansı yok. Hem araba eski hem şoförü…

Hazin bir tablo…

Türk yönetimi akılla değil korkuyla hareket ediyor! Çünkü, rampa çıkarken şanzıman dağılıyor yokuş inerken fren tutmuyor.

Doğu Perinçek bir süre önce şöyle konuştu: "Erdoğan’ların mevzimize gelmesinden sevinç duyuyoruz… Hayatımın en mutlu dönemini yaşıyorum."

Pek ki bu tablodan Türkiye mutlu mu?

Hiç sanmıyorum.

Perinçek’in mevzisi ırkçılık, katı bürokrasi, kumpas, yalan ve Sünni mezhep… Bu ırki ve mezhebi refleks Türk yönetiminin Suriye siyasetinin ana kurucusu. Bu nedenle tüm oyun Kürtlerin her nerede olursa olsun statü sahibi olamaması üzerine kuruluyor.

Erdoğan devleti bir süredir Rojava üzerinde çirkin bir kumpas kurma çabası içinde. 17 Şubat 2016 Çarşamba günü Ankara’da ‘Devlet Mahallesi’nde patlayan canlı bomba saldırısı üzerinden yeni bir kumpasın kurulduğuna dair güçlü emareler var. Saatler sonra patlamanın Rojava Kürtleriyle ilişkilendirilme çabası bunun göstergesi.

Herkesin kumpasa karşı uyanık olması lazım.

Tüm bu yaşananlar için bir kişinin Başkanlık hevesi demek cehalettir!

Kim ki bunca kanı, bunca savaşı ve çözüm masasının devrilmesini ‘tek adamın başkanlık hevesidir’ şeklinde değerlendirirse büyük bir yalanın, saptırmanın içindedir. 

Kürt hareketinin hiçbir zaman şu ya da bu kişiyle bir problemi olmadı ve mücadeleyi şu ya da bu kişinin başbakan veya başkan olması ya da olmaması üzerine kurmadı.

Mevcut parlamenter sistem iyi mi, bu sistemden memnun muyuz?

Memnun olan varsa eyvallah! Onlar eski sisteme sarılsınlar ve bütün enerjilerini "seni başkan yaptırmayacağız" üzerine kursunlar. Ben eski sistemden rahatsızım ve aşılması için çaba gösteriyorum. Mevcut sistem değişmeli…

Yeni kurulacak sistem ne olmalıdır?

Esas tartışma şudur: Yeni sistem demokratik ve özgürlükçü olacak, yereli öne çıkaracak ve onu güvenceye alacak ve erkler arasında özerkliği ve denetim mekanizmasını güçlendirecektir.

Yeni anayasa tartışmalarının esası sistem tartışmasıdır.

Türkiye’de anayasanın yeni kurucu öğelerle yeniden kurgulanması ve oluşturulması gereği herkesçe kabul görüyor.

Sorulması gereken esas soru şudur: Yeni anayasa Kürtleri ve Alevileri kurucu iradelerin içinde görecek mi?

Yeni anayasa herkesi tartıda eşitlik gözlüğünden görmeli ve Kürtleri statü sahibi kılmalıdır. Bunlar karşılandığında sistemin parlamenter sistem, başkanlık veya yarı başkanlık mı olacağının bir önemi yok! Dolayısıyla tartışma sistemin biçimiyle birlikte öz ile ilgilidir…

Hem Kürt hareketi bir başkanlık sistemi değil mi?

Hem araba değişmeli hem şoförü…