Habur’da ortaya çıkan halk duruşu, AKP devletini ürkütmüştür. AKP'nin bu süreçte yapılan Oslo görüşmelerinde çözüm diye bir yaklaşımı olmamıştır. Sadece Kürt Özgürlük Hareketi'ni eylemsizlik durumunda tutup iktidarını pekiştirmeyi hedeflemiştir. Açıkça Kürt sorununun çözümsüzlüğünden nemalanan bir siyaset yürütmüştür. Belki de Kürt sorununun çözümsüzlüğünden nemalanan, çözümsüzlüğü iktidarını sürdürme aracı haline getiren tek siyasi güç AKP olmuştur. Klasik hükümetler, Ergenekon denilen derin devlet yapılanmaları zaten hiçbir zaman çözümü düşünmemişlerdi. Onların ajandasında sadece ezme vardı. Kürtleri ezip kültürel soykırımı gerçekleştirme temel hedefleriydi. Bu açıdan Kürt düşmanı inkar, imha ve ezme politikalarını en kirli yöntemlerle  sürdürmek ve sonuç almak istemişlerdi. Ama sonuç alamamışlar ve ele ayağa düşmüşlerdir.

AKP ise Kürt sorununda bazı adımlar atabilirmiş ya da diğerleri tasfiye edememiş kendisi edebilirmiş gibi Kürt sorununun çözümsüzlüğünde iktidar olmayı politika haline getirmiştir. Çözüm iradesi, gücü ve cesareti olmayınca çözümsüzlük üzerinden iktidar olmayı bir politik tarz haline getirmiştir. Ezmesi de mümkün olmadığından çözümsüzlük ortamında en iyi ben ezerim yaklaşımıyla Kürt sorununun varlığını iktidar olmanın aracı olarak ele almıştır. Bu politikanın klasik iktidarlarınkinden, Ergenekoncularınkinden daha çirkin ve ahlaksız olduğu açıktır.
Bu politikayı da eski klasik iktidarlar ve derin güçler gibi yürütemeyeceğinden en fazla sıkıştığı dil ve kültür alanlarında kimi yumuşamalarla bu politikalarını yürütmeye çalışmaktadır. Mecburen ve yeni konsept gereği yaptıklarını çözümü gerçekleştirmenin argümanları olarak kullanması da bu çirkin ve tehlikeli politikanın başka bir boyutudur.
Türkiye toplumunda çözüm isteği vardır. Demokrasi güçleri Kürt sorununun çözümünü istemektedir. Kürt halkı çözüm için büyük emek vermiş, ağır bedeller ödemiştir. AKP Hükümeti şimdiye kadar toplumun bu çözüm isteğini sömürmüş, çözebilecekmiş gibi bir izlenim vermiş, ama çözüm için adım atmamıştır. Sorunun varlığını kendisini iktidarda tutma aracı olarak görmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi'nin olumlu yaklaşımını ve Oslo görüşmelerini de bu amacı için kullanmıştır.

AKP söz vermiş ama hiçbir adım atmamıştır

Eğer AKP'nin iktidar tarihine bakılırsa her seçim öncesi –buna anayasa referandumundan önce de dahildir- ateşkes ve eylemsizlik istemiştir. Eğer ateşkesler olursa kendilerinin de adım atabileceğini söylemişlerdir. Ancak bu yönlü hiçbir sözlerini yerine getirmemişlerdir.
Anayasa referandumu sonrası söz vermiş, ama hiçbir adım atmamıştır. Bu defa 2011 seçimlerini gerekçe göstermiş, seçimlerden sonra adım atabileceklerini söylemişlerdir. Bu konuda hem İmralı’ya hem de Oslo’daki Kürt Özgürlük Hareketi heyetine söz vermişlerdir. Ancak seçimi kotarıp istedikleri sonucu alınca verdikleri sözlerin tümünü unutmuşlardır. İmralı’da Kürt Halk Önderinin hazırladığı üç protokolü PKK onaylamış, ancak AKP bu protokollerin pratikleşmesi için hiçbir adım atmamıştır. Bu konuda Kürt Halk Önderinin ve Özgürlük Hareketi'nin çağrılarına cevap verilmemiştir.
Demokratik Kürt hareketi AKP'nin çözüm için adım atmadığını görünce Demokratik Özerklik'i ilan ederek AKP'ye çözüm için tutum almasını istemişlerdir. AKP Hükümeti Kürtlerin Demokratik Özerklik temelindeki çözüm iradesine olumlu cevap vereceğine, saldırılarını arttırarak karşılık vermiştir. Çağrılara hiçbir cevap vermemesine, oyalama ile zaman kazanma ve zaman içinde tasfiye politikasını izlemesine rağmen, gerillanın operasyon güçlerinin üzerlerine gelmesine karşı cevap verince bunu çözümsüzlük politikalarına bunu gerekçe yapmıştır. Saldırı ve imha harekatlarına bunu gerekçe yapmıştır. Bunların hepsi bahanedir.
Seçimlerden sonra kendini güçlü gören AKP Hükümetinin önceden hazırladığı tasfiye konseptinin devreye sokulmasıdır. Beşir Atalay’ın sık sık tekrarladığı ‘entegre tasfiye politikası’ 12 Haziran seçimleri öncesi planlanmış, seçimden sonra da devreye konmuştur. Zaten Tayyip Erdoğan’ın seçim öncesi yine idamdan söz etmesi, politikalarının özünün ne olduğunu ortaya koymuştur.

En iyi ben ezerim iddiası boşa çıkarıldı

2012’de Sri Lanka Modeli’nden söz edildi. Kış boyu imha harekatları yürütülmüştür. Ancak gerilla direnişle cevap vermiştir. Halk bu direnişe 15 Şubat’tan başlayarak katılmıştır. Yaza PKK'yi bitirmekle çıkmak isteyen AKP, karşısında büyük bir gerilla direnişi görmüştür. Türk ordusu gerilla karşısında çaresiz kalmıştır. AKP'nin tüm tasfiye politikası boşa çıkarıldığı gibi, maskesi de düşürülmüştür. AKP'nin Kürt Özgürlük Hareketi'ni en iyi ben ezerim iddiası da boşa çıkarıldı. AKP'nin de Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme kapasitesi olmadığı herkese gösterildi. Ne Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezebiliyor ne de çözüm bulabiliyor. Türkiye'nin en temel sorunu karşısında AKP Hükümetinin içine düştüğü bu durum AKP iktidarı için çanları da çalmaya başlatmıştır. En son zindandaki açlık grevleri de Kürt sorununun yakıcılığını bir daha AKP Hükümetinin önüne koymuştur. İmralı’daki tehdit ve şantaj politikalarını daha fazla yürütemeyeceğini göstermiştir. Zindan direnişi İmralı sistemini de etkisizleştirmiş,  Kürt sorununun çözümünü de kaçınılmaz hale getirmiştir.
AKP böyle bir ortamda İmralı’ya heyet göndererek yeniden görüşmeleri başlatmıştır. İmralı’ya giden heyet AKP Hükümetinin kararı ve talimatıyla gitmiştir. MGK da bu görüşmelerden haberdardır. Kürt sorunu çözülecekse tabii ki görüşmeler olacaktır. Görüşmelerle sorunu çözmek Kürt Özgürlük Hareketi'nin temel politikasıdır. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi bu gelişmelerden memnundur. Kürt Halk Önderinin yaptığı görüşmeleri tabii ki destekleyecektir. Görüşmelerin yürütülmesi ve bunun Başbakan tarafından açıkça kabul edilmesi İmralı sisteminin çökmesidir. Bu süreç mutlaka Önder Apo'nun özgürlüğüyle sonuçlanacaktır. Kürt Halk Önderi Öcalan'ın özgürlüğü temelinde görüşmeler gerçek anlamda bir çözümle sonuçlanacaktır. Bu, AKP'nin niyetinden bağımsız gerçekleşecektir. Çünkü Kürt halkı gencinden kadınına, gerillasından dostlarına kadar böyle bir sonucu yaratma iradesi ve mücadele kararlılığına sahiptir.
Yansıtıldığı gibi bu görüşmeler sadece silahların bırakılmasıyla ilgili değildir; bir Kürt sorunu vardır, görüşmeler de bunun için yapılmaktadır. Başka türlü olması da düşünülemez. Sadece silahların bırakılması konusunun tartışıldığı bir görüşme olmayacağı gibi, görüşmeleri bu eksende görme aslında çözümsüzlükte ısrar etmek olur. Daha doğrusu görüşme yapmama ya da görüşmeleri sabote etme anlamına gelir.

Kürt sorunu başka bir soruna benzemez

Kürt sorunu dünyanın başka yerlerinde var olan başka sorunlara da benzememektedir. Dünyanın başka yerlerindeki örneklere benzetilerek bu sorun çözülemez. Kürt sorunu ne Güney Afrika sorunudur, ne Filistin sorunudur ne de Bask ve Katalan sorunudur. Kürt sorunu, Kürtleri kültürel soykırıma uğratma sorunudur. Kürtler açısından da bu soykırımdan kurtulma sorunudur. Yani herhangi bir baskı ve sömürüden kurtulma sorunu değildir. Kürtler üzerindeki kültürel soykırım politikası ve tehdidi devam etmektedir.
Türk Başbakan Erdoğan’ın daha kısa bir süre önce tek millet, tek devlet, tek vatan ve tek bayrak demesi kültürel soykırım ve zihniyeti ve politikasını ifade etmektedir. Kürt sorunun çözümü ancak bu zihniyetin değişmesi ve bu tehdidin tümden ortadan kalkacağı bir siyasi statüyle mümkündür. Kültürel soykırım tehdit altında olmayanlar bu gerçeği anlayamaz.
Daha birkaç gün önce bir kanalda Hüseyin Yayman "Kürtler devlet istemiyor, o zaman bu silahlar niye?” diye soruyordu. Anlamaması, Kürtlerin gereksiz silah düşkünlüğü değil, onun Kürt sorununu anlayamama kapasitesidir. Kürtler üzerindeki kültürel soykırımı anlamama yüzeyselliğidir. Hüseyin Yayman gibiler Maraş, Malatya, Sivas, Adıyaman, Dersim, Bingöl, Antep, Urfa başta olmak üzere kültürel soykırımın derinleştirildiği yerlerin durumunu derinden hissedemezler. Bunun anlamını bilemezler. Bu nedenle devlet istemiyorlar, neden bu silahlar derler. H.Yayman gibiler bilmelidir ki, Kürtler üzerinde uygulanan kültürel soykırım fiziki katliamlar yanında devede kulak kalır. Bu kültürel soykırımlar en fazla da Türkiye'de demokrasinin geliştiğinin söylendiği dönemlerde gerçekleşmiştir. Bugün de bu kültürel soykırım çok planlı ve sistemli yürütülmektedir. Yani Kürtlerin derdi devlet kurma değil; bu soykırımı durdurma ve özgür yaşam ortamında varlığını güvenceye almadır.

Doğru yolu; Demokratik Özerklik

Kürtler devlet olmadan da varlığını güvenceye alacağına ve özgür yaşayacağına inanmaktadır. Zaten devleti de özgürlük ve demokrasi olarak görmemektedirler. Devlet, kültürel soykırımı durdurmaya bir çare olabilir; ancak özgürlük ve demokrasiye değil. Bu nedenle Kürtler hem kültürel soykırıma çare olacak hem de özgür ve demokratik yaşamı getirecek en makul ve doğru yolu Demokratik Özerklikte görmektedir. Herhalde böyle makul ve doğru çözüm istemeleri Kürtlerin suçu gibi görülemez. Devlet istemiyorsun, o zaman neden silah bırakmıyorsun gibi anlamsız ve iyi niyetli olmayan sorular sorulamaz.
Devlet tüm zulmü Kürtlerin kültürel soykırımı için yapıyor. Bunu siyasi, sosyal her alanda askeri ve hukuk zorunu kullanarak yapıyor. Bu nedenle Kürtler silah olmadan da kültürel soykırımı kaldırır ve özgürlüğünü korur sözleri safsatadır. Kürtleri aldatmaktan başka anlam ifade etmez. Türkiye'nin Kürtlerin temel haklarını silahsız kazanabileceği bir demokratik ülke olduğu iddiasında bulunulamaz. Bugün BDP'ye gösterilen yaklaşım ortadadır. Gerilla olmasa bu tür baskıları farklı biçimde yürütecek bir zihniyet ve yapılanmaya sahiptir. Hatta gerillanın olmadığı ortamda kültürel soykırım sistemini engelsiz biçimde sürdürecektir. Hem de son süratle. Ancak şimdi bu direnişten çok, bu direnişin etkisi kültürel soykırım sisteminin rahat sürmesini engellemekte, hatta boşa çıkarmaktadır. Zaten Türk devletinin büyük rahatsızlığı ölen askerlerden çok devletin tüm bu politikalarına engelleyici olmasından dolayıdır.
Devlet istemiyorlar, o zaman silahlar niye diye konuşanlara biz de sorarız. Eğer devletten de vazgeçmekle sorunlar önemsizleşmişse neden Türk devleti bu önemsiz ve demokrasi içinde olabilecek adımları atmıyor? Bu adımları atarak silahlı direnişi anlamsız hale getirmiyor? Bu adımları atarsa silahlı mücadele etmenin zemini kalır mı? Türk devleti çözümsüz kalan Kürt sorununda çok zorlandığı halde çözüm için gerekli olan adımları atmıyor. Dünyanın başka bir ülkesi olsaydı yüz kere adım atardı. Çünkü dünyanın başka bir yerinde Türk devleti gibi bir halkı kültürel soykırıma uğratma hedefi yoktur. Eğer böyle bir niyeti olmasaydı adımları atıp bu sorunu sonuçlandırırdı. Türk devleti Kürtleri soykırıma uğratmak istediği için ne Kürtlerin iradesini tanıyor ne özerkliğini kabul ediyor ne de anadilde eğitimini. Özcesi Türk devletinin karakterini iyi anlamak lazım. Kürt sorununu da bu nedenle dünyanın başka yerlerindeki bir sorunla karşılaştırmamak lazım.

Türk devleti, Kürtleri silahlı direnişe mecbur bırakıyor

Kürtler kültürel soykırım tehdidi altında olmasaydı bu düzeyde fedailik gerektiren bir savaşın içinde olmazlardı. Bu fedailiğin temelinde yatan en başta da kültürel soykırım kıskacı altında olmaktır. Kürt Halk Önderi son savunmasına Kültürel Soykırım Kıskacında Bir Halk; Kürtler ismini vermiştir. Türkiye öyle bir ülkedir ki, Kürt Halk Önderinin savunmalarını yasaklıyor. Şu anda Kürt Halk Önderinin savunmaları basılmıyor. Gizli basım olmuş, ona da el konulmuş. Çünkü bu savunmaların basılmasını istemiyor. Kürtlerin kültürel soykırım bilincine varmasını kendisi için tehlike olarak görüyor. Böyle bir ülkede silahlar olmadan Kürt sorununun çözüleceğini iddia etmek çocuk kandırmak gibi bir şeydir.
Kürtler bu sorunu silahla çözmek istemiyor. Ordusuna, polisine, hakimlerine dayanarak Kürtleri kültürel soykırımla bitirmek isteyen, bunu temel ulusal strateji olarak uygulayan Türk devletidir. Türk devleti politikalarıyla Kürtleri silahlı direnişe mecbur bırakıyor. Bunu anlamadan silahlar neden bırakılmıyor demek, aslında çözümsüzlükte ısrar zihniyetinin dışa vurumudur.
Bu zihniyete göre ne görüşmeye ne müzakereye gerek vardır; çünkü silahlar zaten bırakılmalıdır. Türk devleti de zaten görüşme ve müzakereden değil, silah bırakmadan söz ediyor. Hani Kürt sorununun çözümü isteniyordu! Hani diyalog ve müzakereyle bu sorunun çözümü isteniyordu!
Herkes ciddi olmalıdır! Kürtlerin silahına değil de Türk devletinin politikasına, ordusuna ve polisine bakmalıdır. Devlet istenmiyor, o zaman silah bırakılsın diyenler, Kürtler için uygulanan kültürel soykırım politikasını ve devletin bunu sağlamak için kurduğu militarist sistemi ve faşist hukuk düzenini normal görmektedirler.
Kürt sorununu PKK yaratmamıştır. Hala bu sorunu çözmeyen Türk devletidir. Eğer devletten vazgeçmek boşuna silah taşımaksa, devlet dışındaki haklar önemsizse o zaman devlet adımlar atarak kendisini içeride ve dışarıda tıkatan bu sorundan kurtulmalıdır. Eğer devlet adım atmıyorsa durum ciddidir demektir. Bu da devletin Kürtleri zaman içinde yok etme politikasıdır. Yokedilmeye karşı da her türlü direniş meşrudur. Kürtlerin de yaptığı meşru savunmadır.
Sorun silah bırakma sorunu değildir. Kürt sorununu çözüme kavuşturma sorunudur. Bu nedenle de nasıl bir siyasi, sosyal ve kültürel sistem içinde bu sorun çözülür, bu tartışılmalıdır.

MUSTAFA KARASU