Bütün zamanların en büyük yıkımı savaşlar, derin yaraları da beraberinde getiriyor. Günümüz dünyasında savaşları meşrulaştıran öyle araçlar yaratıldı ki; neredeyse savaşlar macera filmine dönüştü(rüldü). Tahrip olan coğrafya, yok olan aileler, bir ömür boyu kambur gibi taşınan sakatlık halleri ve psikolojik yıkım sadece bu izlerden bir kaçıdır. Sayısı sadece rakamlarla ifade edilen bir ölüm aslında yaşamı anlamsızlaştıran başlıca bir bilgi kirliliğidir. Medyanın kullandığı ‘onbinlerce ölü’ sözü bile soğuk sayıların bir kaç sıfır fazlalığından ibarettir. Hiçbir sayı ve soğuk rakam, insanın o sıcacık nefesinin kesintisini ifade etmeye yetmez.

İktidar, elde etmek istediği siyasi ve ekonomik her çıkar için medyayı sadece bir araç olarak kullanıyor. Medya, bazen meşrulaştıran, bazen güdümleyen, bazen de nefret uyandıran; hatta provoke eden yayınlarla iktidarın yaratmak istediği algıyı oluşturmakla ‘hükümlüdür.’
Ölüme soğuk kılıflar üreten medya, her eylemini iktidar için yapmaya odaklandığından yaşam ve ölüm karşısında soğuk bir demir yığınından faksızdır. Teknolojik devrimle beraber, internet ve sosyal medya ağlarının gelişmesi aslında iktidarların tek merkezden ileti ya da ‘haber’ difüze etmesine ciddi bir alternatif yarattı. Sosyal medyada her ne kadar bir filtreden geçmese de, haber veya iletiler doğrudan çırılçıplak (yalın) çocukların bile anlayacağı dilden topluma sunuluyor. Bir dönem kitle imha silahlarını bile aratmayan, adına kitle iletişim araçları denilen aygıtlar, aslında halkın alternatif haberleşme araçlarıyla etkisiz, geçersiz kılanabiliyor. Bunun en bariz örneğini Gezi Parkı eylemlerinde twitter üzerinden örgütlenen, haberleşen direnişçiler ve Roboskî katliamında yaşadık. İktidarın emri altına girecek kadar onursuzlaşan Türk medyasının tavrı karşısında, halk kendi alternatif haberleşme araçlarıyla (facebook, twitter) örgütlenerek trajedilerini dünyaya duyurmayı başardı.
Diğer taraftan, Ankara’da dikkatleri çeken başka bir eylemde canlı telefon bağlantılarıyla internet üzerinden yapılan bir yayındı. Roboski mon amour filminin görüntü yönetmeni Gökhan mezarcı, Gezi Parkı eylemlerinin başından bugüne kadar Ankara’daki her eylemi telefonuyla canlı yayınlar yaparak halkla paylaştı. İnternet üzerinde kurulan link yardımıyla facebook ve twitter üzerinden rahatlıkla izlenebiliyor. Facebooktaki adını ‘Çapulcu Terörist Gökhan Mezarcı’ olarak değiştiren Mezarcı, bu yöntemle olay yerinden eylemleri hiçbir filtre kullanmadan onbinlerce insanla paylaştı. Haliyle her eyleme yetişemeyen Mezarcı, bazen kendisine: ‘Kızılay’da şu saatte eylem vardı, ana akım medya vermiyor zaten, biz de sizden takip ediyorduk, neden yoktunuz?’ diye sitemlerin de odağı olmaya başladı. Gökhan, şu an kendi imkanlarıyla bu yayınlara devam ediyor. Eğer devam etmesi için gerekli ekonomik şartlar sağlanabilse tamamıyla alternatif bir medya olma yolunda. Tabii bu durumda da ‘ekonomik bağımlılık acaba bağımsız haber yapmayı da beraberinde getirecek mi?’ sorusuyla karşı karşıya kalacağız!
Burada da görülüyor ki her iktidar kendi hükümranlığı için kitle iletişim araçlarından faydalanıyor, onu siyasi ve ekonomik çıkarları için toplumsal algı mekanizması olarak kullanıyor. Noam Chomsky’nin deyimiyle ‘rıza üretimi’ sağlıyor.
Bu durumda, tek elden yürütülen medya ve basın bütün yalınlığıyla hayatımıza giren sosyal medya ağları karşısında geçerliliğini yitirmek üzere. Bir tarafta siyasi, askeri veya ekonomik iktidara hizmet eden bir akıl; diğerinde ise bağımsız bireylerin topluma hizmet eden bir haberleşme eylemliliği var.  
Medya, devletin veya hükümetin saldırılarını meşrulaştırma peşindeyken, sosyal medyada örgütlenen kesim de bunun aksine, halkın meşru haklarını savunuyor. Bağımsız medya işte bu yüzden bu kadar değerlidir.