Güney Afrikalı koreograf ve dansçılar Sello Pesa, Humphrey Maleka, Brian Mtembu ile onlara eşlik eden güncel sanatçı ışık tasarımcısı Vaughn Sadie, Güney Afrika’nın en kalabalık şehri Johannesburg’un ardından İstanbul Uluslararası Çağdaş Dans ve Performans Festivali’nin davetlisi olarak İstanbul’da da geçtiğimiz günlerde performanslarını sergiledi. Anlatacaklarını yine tiyatro, müzik ve dans ile anlatmakla birlikte onları benzerlerinden farklı kılan yönleri performanslarını ne bir tiyatro salonunda ne de belirlenmiş ve çerçevesi çizilmiş bir sahnede sergilemeyi tercih etmemeleri. Onların tek sahnesi sokaklar. Herhangi bir yapay müdahalede bulunmadıkları kentsel mekânının kendi dokusu neyse performanslarında o araçları kullanıyorlar. Performanslarını politik ve sosyal unsurlarla sergileyen sanatçıların İstanbul’da gerçekleştirdikleri etkinlikte mekân olarak Afrikalı göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Dolapdere’yi seçmesi bilinçli bir tercihti.

‘Büyük şehirde tutunma çabası’
Nitekim Festivalin Medya Sorumlusu olan Bekir Bilgili, „göçmenlerin büyük şehirlerde tutunma çabaları, barınma ve yaşam mücadelesini anlatmak“ isteyen sanatçıların buna dönük bir performans sergilediklerini aktardı. Gösteri mekânının Dolapdere olarak seçilmesinin sanatçıların kararı olduğunu söyleyen Bilgili, şunları söyledi: „Sanırım kararlarında şu etkili oldu: İstanbul’a gelen göçmenlerin tutunmaya çalıştıkları mekân burası. Ne varoş, ne şehir burası; arada kalmışlığı da çok iyi anlatıyor Dolapdere. Orta ve üst sınıfların sahip olduğu çok şeyden mahrumlar. Yeşil alan, park, sosyal alanlar eksik. Kente gelen göçmenler de buralarda tutunmaya çalışıyorlar.“
Festival yöneticisi Aydın Silier, her yıl dünyanın her yanından sanatçıları İstanbul’da buluşturmaya çalıştıklarını kaydederek, „Festivallerin tiyatro salonlarının dışında kamusal alanda yaşam bulmasına çalışıyoruz. Çünkü paylaştığımız alanlarda gerçekleşecek gösterilerin çok daha canlı düşünce, fikir ve duygu alışverişine yol açacağını düşünüyoruz“ diye konuştu.

‘Keşfetmeye çalışıyoruz’

Projenin ‘beyin takımı’ndan güncel sanatçı ve ışık tasarımcısı Vaughn Sadie ise, mekânı ve keşfedip, deneyimlemeye dikkat çekiyor. Sadie, „İnsanların yaşadıkları mekânları, ilişkileri keşfetmek istiyoruz. Bu kişiler arasındaki ilişkiyi geliştirdiği gibi, mekân tutmayı da konu ediyor. Yani mekânı deneyimlemek. Performans tamamen günlük yaşamımızdaki bir takım hareketlerden yola çıkarak başlıyor“ diyerek anlatmaya çalıştı yaptıklarını. Sadece bir takım hareketler yapmadıklarını belirten Koreograf ve dansçı Sello Pesa ise, „Bu alanda bulunan köpekten tutun mimarisine, yola ve trafik akışına... Bunların hepsinin bir akışı var. Mekân ve alana ait bir hareket bu. Mimariyle, köpekle, yoldan geçen arabayla olan ilişki. Performans, bu mekânda yer alan ilişkileri sorgulayan bir gösteri“ diyor.

‘Dolapdere’nin her sokağı yeni bir sayfa’

Mekânın Dolapdere olarak seçilmesi hikâyesi de ilginç. Pesa, şöyle anlatıyor: „Geziyorduk ve bir andı. Fiziksel, ruhsal ve psikolojik olarak Dolapdere’nin olacağını hissettik. Ama burada göçmenlerin yaşadığını bilmiyorduk. Mekân olarak çok güzel. Cami, alan var, sürekli değişen bir alan var. Sürekli yeni bir sayfa açılıyor. Sürekli bir akış ve değişiyor.“
Yine Dolapdere’nin kendilerine bir sürü veri sunduğunu ifade eden Vaughn Sadie, „Buranın tek derdi illegal göçmenler değil. Her sokağın başka bir hikâyesi var. Bu dinamikler burayı seçmemize neden oldu“ diye araya giriyor.
Peki, trafik akış halindeyken caddenin içinde koşarken, yuvarlanırken, yolda yatarken, karşıdan karşıya geçmek için refüjden atlarken korkuyorlar mı?

‘Tehlikeli ve korkutucuydu’
Bu soruya ilk cevap veren Sello Pesa, „İlk geldiğimizde korkuyoruz. Ama burada günler geçirdik. Karşıya geçtik, yürüdük, ritme anlamaya çalıştık. Trafik çok hızlı akıyor. Ama tehlikeli ve korkutucuydu“ diye cevap verdi. Humphrey Maleka ise, bu işi sürekli yapmasına rağmen halen korktuğunu ifade etti. Aynı zamanda heyecan veren bu korkusunu da „Karşıdan karşıya geçerken korkmuyorum. Ama ortadaki demirlerden geçerken korkuyorum. Çünkü orada ne olacağını belli olmuyor. Bir anda arabanın içinden biri çekebilir çarpabilir“ sözleriyle anlatıyor.
Güney Afrikalı sanatçılar, Dalapdere’de 10’a yakın arkadaş da edinmişler. Geldikleri günden beri onlarla yaşadıkları, etkileşimlerini ve tepkileri de dikkatlerini çekmiş.
Arkadaş oldukları çocukların kendilerine demirlerden atmayı öğrettiğini belirten Maleka, „önceleri onlar için çok korktuklarını“ söylese de, Pesa „Ama izlediğimiz zaman etkileyiciydi. Biz çok fazla hazırlanıyoruz. Onlar buranın sakini. Hiç düşünmeden karşıya geçiyorlar tek yaptıkları bir el hareketi ile“ dedi.


MURAT SELENOÐLU/ŞİLAN ÖZHAN - DİHA/İSTANBUL