ALİ ÖZŞERİK/ZÜRİH
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 38. oturumunda BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hüseyin’in Dünyada İnsan hakları, insan hakları konvensiyonuna yaklaşım, devletlerin ve özellikle de batılı ülkelerin insan haklarına yaklaşımı konularını kapsayan dikkat çekici bir konuşma yaptı. Hüseyin’in eleştirilerinden Türkiye’de nasibini aldı.
Bir BM yetkilisinin diğer insanlara Batılı bir hayal gücünden aldıkları evrensel insan hakları diye bir şey olmadığını söylediğini duyduğunu belirten Al Hüseyin, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin -dünyadaki en çok tercüme edilen belgenin- Birleşmiş Milletler’i yaratarak, müzakerelerde kabul edilerek evrensel değerleri Şart’a döktüğünü hatırlattı. Hüseyin, “BM’yi kuran San Francisco Konferansı, Batılı bir enstrümandan solo bir melodi değildi” dedi. Evrensel bildirge ve onu izleyen insan hakları hukuku organının, otoriter önderler, popülistler, demagoglar, bazı Batılı akademisyenler ve hatta bazı BM yetkilileri tarafından saldırılara da uğradığını ifade etti.
Al Hüseyin, “Örneğin, tarihsel olarak, dünyayı körükleyen en yıkıcı güç şovenist milliyetçiliktir. Şovenist milliyetçilik BM’nin yeniden doğuşunu önlemek için tasarlandı. Şovenist milliyetçilik, BM’nin, zıtlığının ve düşmanının kutup zıddıdır. Öyleyse neden geri dönüşüne boyun eğiyoruz? Neden BM’de bu kadar sessiziz?” vurgusunda bulundu.
Küresel barış olmadan..
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hüseyin sürdürdüğü uzun konuşmasında özetle şunları söyledi: “Küresel barış için şansımızı daha iyi hale getirmek için daha fazla şey çaba harcamalı, daha yüksek sesle konuşmaya, ortak amaç ve evrensel insan hakları hukuku için daha fazla çalışmalıyız. BM İnsan Hakları Konseyi gündeminde önemli konular tartışılacaktır. Keşmir ve Vanazuella raporumuz, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Kasai bölgelerindeki Uzmanlar Ekibi’nin bulguları, İsrail yerleşimleri, Myanmar ile ilgili Özel Raportör’ün değerlendirmeleri, Yemen, Suudi ve Emirati liderliğindeki koalisyonun Hodeida’da devam etmekte olan saldırılar… Başkanlık görevim boyunca, birkaç ülke tarafından erişim izni almada başarısızlık oldu. Bu büronun bu tür bir izleme yürütme yetkisi şüphe götürmez niteliktedir ve ilgili hükümetler yanlışlıkların ortaya çıkmasından korkuyorsa bu durumu görmemize izin vermesi gerekirdi. Suriye’deki insan hakları ihlallerinin kapsamlı uzaktan izlenmesi devam edecek. İsrail, 1967’den beri işgal altındaki Filistin topraklarındaki insan hakları durumu için Özel Raportör’ün işgal altındaki Filistin topraklarına erişimi engellemeye devam ediyor. Çin’de, etkin bir diyaloga elverişli koşulları oluşturmak için ben de dahil, tüm çabalarımıza rağmen, Tibet Özerk Bölgesi ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne erişmemize izin vermiyor.
Türkiye sürekli engelliyor
Türkiye, Yüksek Komiser’in Ankara’yı ziyaret etmesi için beklenen daveti bir türlü yapmıyor. Türk makamları nezdinde meydana gelen sivil ölümlerle ilgili güvenilir ceza soruşturmaları yapmaları için yaptığımız başvurular geri çevrildi. 2015 ve 2016 yıllarında ‘güvenlik operasyonları’ adı altında yaşananlara erişimimiz de engellendi. Bu nedenlerden dolayı büromuz uzaktan Türkiye’yi izlemeye devam etti. Türkiye’nin işkence, ifade özgürlüğü ve zorla kaybetmelerle ilgili yakın gelecekte daha fazla ziyarete izin vermesini umuyoruz.
Yaklaşık 40 devlet, talebe rağmen son beş yılda Özel Raportör tarafından ziyaret edilemedi. Böyle bir yaklaşım, konseyin kararlarının anlamını ortadan kaldıracaktır. Özellikle, Rusya Federasyonu, şiddet, cinsel ayrımcılık ve lezbiyen, gay, biseksüel ve trans bireylerin dışlanmasıyla ilgili ciddi iddialara rağmen, konsey tarafından görevlendirilen diğer uzmanlarla ortak sunumlar da dahil olmak üzere, görev sahibinden gelen herhangi bir bildirime yanıt vermeyi resmen reddetti.
Macaristan endişeleri arttırdı
Son haftalarda, sivil toplum örgütlerinin göçmenlere erişim ile ilgili iki konuda giderek daha fazla endişe duymaya başladım. Macaristan’da geçtiğimiz ay parlamentoya sunulan bir yasa tasarısıyla ilgili olarak derinden endişe duyuyorum. Bu kararın kabul edilmesi halinde insan hakları denetiminin etkili bir şekilde cezalandırılacaktır. Tasarı, birçok durumda adli incelemeyi de ortadan kaldıracak veya engelleyecektir. Bağımsız uluslararası izleme organlarının -sadece tüm uluslararası insan hakları kurumları değil, aynı zamanda ulusal insan hakları kurumları ve sivil toplum da dahil olmak üzere- göçmenlerin insan hakları durumunu korku veya engelleme olmaksızın izleyebilmesi esastır. Geçtiğimiz aylarda Macaristan Hükümeti tarafından kabul edilen bu yasaklar ve ilgili tedbirler, hassas durumdaki göçmenleri ve sığınma talep edenleri damgalamakta ve onlara zarar vermekle kalmayıp, onlara yardım etmek isteyen insan hakları savunucularının takdire şayan çalışmalarını cezalandırmaktadır.
İnsan hakkı ihlali vatanseverlik değildir
Devletlerin yasalarını ve uygulamalarını kendi yaptıkları taahhütlere uygun hale getirmek için daha iyi çalışabiliriz. İnsan hakları sözleşmesi daha adaletli bir toplum için, sürdürülebilir bir barış ve daha iyi bir kalkınma için açılımlar yaratma kararıdır. İnsan hakları idealinin, çağımızın en başarılı fikri olduğuna inanıyorum. İşlerimizin neden olduğu tehlikeleri kavramak için biraz geriye bakmamız gerekiyor. Liderlerin insan haklarını ve insan hakları hukukunu baltalarken, bunun hiçbir şekilde bir vatanseverlik eylemi olmadığını bilmelidirler. Kaba güç ve sömürü kuralını yeniden yaratıyorlar. Gerçek vatanseverlik, her bir devletin ve bir bütün olarak insanlığın ortak ihtiyaçlar ve hedeflerle karşılık gelen bir sorumluluk hissedilmesidir. Gerçek vatanseverlik, barış içinde yaşayabilecek hoşgörülü topluluklar yaratma faaliyetlerinden oluşur.”
Son konuşması olabilir
Geçtiğimiz dönemde görev süresi dolan BM Komiseri görev süresi uzatıldığı için kalmak zorunda kalmıştı. Açılış konuşmasının son bölümünü bütün çalışanlara, büyük elçilere, hükümet dışı örgütlere, diplomatlara teşekküre ayıran BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hüseyin’ın “Yeniden eşim Sarah ve üç çocuğumla bir araya geleceğiz. Bu garip adama duydukları sevgileri olmadan, bu görevin stresini nasıl atabilirdim bilmiyorum. Umarım onları gururlandırmışımdır” şeklindeki sözleri de görevi kesinlikle bırakacağı biçiminde yorumlandı.