Soykırım rejimine karşı olmak

Forum Haberleri —

.

.

  • Hazırlandığı günlerden bugüne kadar senaryosuyla, çekimleriyle, örgütlenişiyle, oyunculuğuyla ve yönetmeniyle tümden ilgi çeken, saygı uyandıran Ji bo Azadiye filmi, Bakur Kürdistan’daki Sur direnişini, bu direnişin kahramanlarını, Çiyagerleri ve Kürt gençliğinin yurtseverliğini, onurlu duruşunu anlatıyor.

ZEYNEP ÇELİK

Kürdistan ve Türkiye’de Kürt düşmanlığı zirvede. Türkiye’deki faşizm toplumu çürüttü, yiyip bitirdi. Öyle eksildi ki Türkiye toplumu, depremlerde ölenlerin Kürt mü, Türk mü olduğu sorup ona göre dua ya da beddua ediyor. Mağdurların ırkına göre Tanrı’ya temennide bulunuyor. Kürt düşmanlığı faşist AKP-MHP iktidarıyla birlikte siyasetle sınırlı kalmadı, sokağa indi. Gizli olan kötülük hepten aşikar oldu, küçük olan kötülük ise hepten hormonlanmışçasına büyüdü ve çoğaldı.
Direnen Kürtler üzerinde baskı uygulayan soykırım rejimi, teslim olmuş Kürtlere ise ayrıcalık tanıyor. Bunu yaparak tüm Kürtleri teslimiyet çizgisine çekmeye çalışıyor, teslim olmuşları ödüllendiriyor. Teşbih yapmamak için kendimi zorladığımı belirtmek isterim.
Hatırlandığı üzere, Hakkari’de helikopterden atılan ve yoğun bakımda bir dönem kalan Servet Turgut hayatını kaybetti. Osman Şiban yoğun bakımda ne yaşadığını hatırlamadığını söyledi, oysa gözlerine baktığımda hatırlamak istenmeyecek kadar kötü şeyler yaşadığının farkında olduğunu seziyordum. Servet Turgut’un cenazesine dar aile dışında kimse alınmadığı gibi özgür basın emekçileri de alınmadı. AKP-MHP polisleri “Mezopotamya ajansı çekmesin, kim çekerse çeksin” demişti.
İzmir depreminde K24 logolu muhabirlerin polis korumasında canlı yayın yaptığını, Kürtçe konuştuğunu gördük. KDP himayeli K24 ile Türk polisi sırt sırta vermiş, bir rehavet içindeydiler. Polisler ellerini sırtında kavuşturmuşlardı, yani risk görmüyorlardı. K24 muhabiri de sırtını dayadığı polislere ve diğer devlet memurlarına karşı derin bir güven içinde cümlelerini sıralıyordu. Üstelik Kürtçe konuşuyordu ancak muhabir her ne kadar Kürtçe konuşsa da o sözcüklerin Kürtçe olduğunu hissedemediğimi de belirtmek isterim.
Deneyimli tiyatro oyuncusu Murat Batgi’nin Yeni Özgür Politika gazetesinde yayınlanan yazısına değinme ihtiyacı duyuyorum. Sanatçı, yıllar önce TRT 6’de çalıştığı dönemin özeleştirisini veriyor ve Kürt halkından özür diliyor. Anlamlı bir davranış olması yanında, sanatçıya yakışır davranış demek mümkün. Böyle bir uyanış bir Kürt bireyinin kendini soykırımcı rejimin himayesinden, aklından fikrinden ve tabi ki sofrasından kurtulma kararını gösteriyor. Yediği haramların kefareti olarak halkından özür dilemek bir yeni başlangıç olacağı kesindir.
Bakûr Kürdistan’da Mezopotamya ajansı muhabirleri saldırıya uğruyor, tutuklanıyor, baskılanıyor ve her çalışmaları büyük engelleri aşarak okuyucuya ulaşıyor. Bunun karşısında Başûr Kürdistan’da Anadolu ajansı ve TRT 6 logoları, deyim yerindeyse Ankara’daymış gibi rahat ve huzur içinde geziyor. Kürt düşmanı AKP-MHP’nin denetimindeki AA ve TRT 6 muhabirlerinin, Kürtçe konuşsalar da Kürt düşmanı oldukları biliniyor. Öyleyse şu sonuç çıkarılabilir: Kürt düşmanları Kürdistan’da nasıl serbest olabilir? Eğer o bölgelerde bir Kürt düşmanlığı desteği varsa bu serbestliğin bir mantığı olur. Çok fazla öngörü ya da siyasal tespit yapmadan şunu söyleyebiliriz: AKP-MHP ve KDP himayesindeki basın kuruluşlarının çalışanları Türkiye ve Kürdistan’da muhabirlik değil muhbirlik yapıyor. Halkımız bunu böyle bilmeli. Bu durumda “kimin için ve ne yasak” sorularına yanıt aramak önem kazanıyor.
Aynı paralelde sanat dünyasından bir örnek daha vermek gerekir. Hazırlandığı günlerden bugüne kadar senaryosuyla, çekimleriyle, örgütlenişiyle, oyunculuğuyla ve tümden toplamda yönetmeniyle ilgi çeken, saygı uyandıran Ji bo Azadiye filmi, Bakur Kürdistan’daki Sur direnişini, bu direnişin kahramanlarını, Çiyagerleri ve Kürt gençliğinin yurtseverliğini, onurlu duruşunu anlatıyor. 2020 yılının ilk günü Başûr Kürdistan’da bu filmin izlenmesi yasaklandı. Sinema salonlarına müdahale edildi ve film gösterimi iptal edildi. Kürdistan’da yasaklanan bir Kürt filminden söz etmek ironi gibi gelebilir. Ancak soykırım rejiminin ve Kürt düşmanlığının zaten varlığı da budur. Buna rağmen film gösterime girdiği günlerden bugüne, Kürdistan başta olmak üzere Hindistan’dan İspanya’ya, Japonya’dan Almanya’ya kadar tüm dünyada büyük etki yarattı. Birçok ödüle layık görüldü ve birçok yeni tartışmayı başlattı. Dostları sevindirdi, düşmanları öfkelendirdi. Ve en son birkaç gün önce Valencia 35.Film Festivalinde Bronz Palmiye ödülü kazandı. Şüphesiz Ji Bo Azadiye filminin Kürt sineması ve devrimci sanat açısından önemi salt bu ödülle ölçülemez. Ancak devrimci sanatın evrenselleşmesi anlamında önemi de inkar edilemez. Bu film yoluyla Kürdistan özgürlük mücadelesini tanıyan milyonlar nezdinde filmin anlamı tartışma götürmez. Aradan geçen on aydan sonra Ji Bo Azadiye filminin Başûr Kürdistan’da yasaklı olması gibi bir eksikliğin giderilmesi, Kürt halkına bir özeleştirisinin verilmesi de gerekir. Yoksa soykırımcı Türk devletinin Mezopotamya ajansına yaptığının aynısını Başûr Kürdistan da Kürt direniş çizgisinin sanatçılarına karşı yapmış olur.
Sırtını Kürt düşmanı faşist AKP-MHP’nin polisine dayayarak Kürt olunmaz, haberci olunmaz, muhabir de olunmaz. Aslında Kürdistan’da böyle insan da olunmaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.