Kürtlerin gündemi tümüyle 15 Şubat uluslararası komplosuna karşı mücadeleye kilitlenmiş durumda. Her yerde kitleler “Kara gün” dedikleri 15 Şubat komplosunu lanetliyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Şeyh Sait isyanına yol açan ve Kürt inkarı ve imhasını hedefleyen sistemin oluşmasını sağlayan provokasyonun gerçekleştiği tarih olan 15 Şubat’ı “Kürt soykırım günü” olarak ilan etmiş bulunuyor. Dolayısıyla Kürt halkı 15 Şubat komplosunu lanetlerken, aynı zamanda soykırıma karşı mücadeleyi de yükseltmiş oluyor.
Kürt halkının bu temelde Kürdistan’ın dört parçasında ve yurtdışında geliştirdiği mücadele 15 Şubat’ta zirveye çıkacağa benziyor. Zaten 15 Şubat günü tüm Kürtler oruç tutarak “Kara gün”ü lanetliyor. Uluslararası komplo karşısında tüm halk olarak birlik halinde olduğunu ortaya koyuyor. İmralı işkence sistemi ile artık yaşamak istemediğini herkese gösteriyor.
Komployu ve soykırımı lanetleyen protesto eylemleri Şubat başından itibaren gittikçe yoğunlaşan bir hal almış bulunuyor. Özellikle altıbuçuk aydır İmralı’da uygulanan ağırlaştırılmış tecrit ve Kürt Halk Önderi ile avukat ve aile görüşü yaptırılmaması, dolayısıyla Önder Abdullah Öcalan’dan bilgi alınamaması, tüm Kürtlerde öfke ve tepkiyi doruğa çıkarmış durumda. Bu tepki ve öfke her alandaki protesto eylemlerine yansıyor. Kürtlerin öfke ve nefretleri artık gözlerinden okunuyor.
Bu protesto eylemleri içinde Avrupa’daki uzun yürüyüş özellikle dikkat çekiyor. Kürtler BM’den yola çıkarak AB merkezine ulaşmak üzere yürüyor. Uluslararası komplo ve Kürt soykırımından sorumlu olan bu iki kuruma Kürt halkının görüşü ve tutumu gösteriliyor. “Önder Abdullah Öcalan’a özgürlük ve Kürdistan’a siyasi statü” talebiyle komplo ve soykırıma karşı olunduğu açıkça ortaya konuyor. Komploya karşı ondördüncü mücadele yılında Kürt halkının somut talebinin ne olduğu herkese ilan ediliyor.
“Önder Abdullah Öcalan’a özgürlük ve Kürdistan’a statü” yürüyüşü, ağır kış soğuğuna karşın büyük bir kararlılıkla sürüyor. Yürüyüşçülerin coşku ve moral düzeyi TV ekranına net bir biçimde yansıyor. Uzun yürüyüşte her kesimden Kürt insanı var. Gençler ve kadınlar buna öncülük ediyor. Tanınmış Kürt siyasetçileri, aydınları, yazarları, sanatçıları aktif olarak katılıyor. Yürüyüş daha şimdiden Avrupa’daki Kürtlerin nabzını tutar hale gelmiş ve başarıya ulaşmış bulunuyor. Kürt soykırımına karşı mücadelede önemli bir yerinin olacağı anlaşılıyor.
Komploya ve soykırıma karşı bu yılki mücadele, geçen yıllardan önemli farklılıklar arzediyor. Hem yaygınlığı ve hem de halkın öfkesi, komploya karşı yeni bir mücadele döneminin başladığını gösteriyor. Kürt halkı İmralı işkence sisteminin daha fazla sürmesine müsaade etmeyecek görünüyor. 1925’ten beri dayatılan kültürel soykırımı parçalamada kesin bir kararlılık sergiliyor. AKP’nin faşist-soykırımcı siyasetleri Kürt toplumunu “artık yeter” noktasına getirmiş bulunuyor. Kürt halkı açıkça “Êdî bes e, an azadî an azadî” diyor.
Yeni dönemin temel hedeflerini Avrupa’daki uzun yürüyüşün şiyarı gösteriyor: Önder Abdullah Öcalan’a özgürlük ve Kürdistan’a siyasi statü! Yani Kürtler artık İmralı işkence sistemini açıkça reddediyorlar. Kürt soykırımını sona erdirmedeki kararlılıklarını ortaya koyuyorlar. Siyasal statüsüz ve özgürlüksüz artık yaşamayacaklarını ilân ediyorlar. Ortadoğu yeniden yapılanırken, Kürdistan’ın da bu bölgede özgür olmasını ve kendilerinin anayurtlarında demokratik bir yaşama kavuşmalarını istiyorlar.
Bütün bunlar, 15 Şubat’ta başlayan 2012 baharının gerçekte bir Kürt baharı, özgürlük baharı olacağını gösteriyor. 8 Mart ve Newrozların ancak bu temelde anlam bulacağı anlaşılıyor. 4 Nisan’da yeniden özgür doğuş adımının atılması umut ediliyor. Kürtler geçen yıl başlattıkları özgürlük için yeniden direnişi, bu yıl zafere taşımak istiyor.
Bunun için güçleri ve kendilerine güvenleri var. Her şeyden önce önleri açık ve aydınlık. Büyük bir bilinçlenme ve örgütlenme sürecini yaşıyorlar. Kırk yıllık zorlu bir mücadele içinde edindikleri büyük bir tecrübeye sahipler. Önderlik, gerilla, halk ve demokratik siyaset gibi topyekûn bir direniş yürütme konumundalar. Bütün bunlara dayanarak özgürlük devrimini zafere taşıyacaklarına kesin inanıyorlar.
Kürtleri yeniden böyle bir özgürlük direnişine yönelten iki etken var. Birisi AKP’nin faşist-soykırımcı saldırıları derinleştirerek sürdürmesi ve Kürt halkına direniş dışında başka bir özgürlük yolu bırakmamasıdır. Bu konuda AKP hükümetinin yaptıkları ortadadır. Kendinden önceki özel savaş yönetimlerini aşan bir saldırganlık içindedir. Topyekûn özel savaş saldırılarını tüm boyutlarıyla harekete geçirmiş durumdadır.
AKP saldırılarının boyutları gözler önündedir. Önderlik, Kürt halkı, gerilla ve demokratik siyaset olmak üzere tüm özgür Kürt varlığı hedef yapılmıştır. Sadece Türkiye ve Kuzey Kürdistan değil, saldırıları diğer Kürdistan parçalarına ve tüm dünyaya yayılmıştır. Baskı, işkence, faşist terör, tutuklama ve her türlü yasak silahla katletme dahil her yönteme başvurulmaktadır. AKP hükümeti Kürtlerin her şeyine ve her yerde saldırmaktadır. Sivil halkı katletmekten, diline saldıracak kadar onur kırıcı her türlü tutumu göstermektedir.
Elbette bütün bunlara karşı Kürtlerin de bir tutumu olacaktır ve nitekim olmaktadır. AKP’nin topyekûn özel savaş saldırısına karşı topyekûn bir halk direnişini her alanda geliştirmektedir.
Kürtleri böyle bir direnişe yönelten diğer etkense, Ortadoğu’daki gelişmeler ve bölgenin yeniden yapılanmasıdır. Kürtlerden sonra Ortadoğu’nun bölünüp parçalanmış ve kapitalist modernitenin baskısı altına alınmış olan ikinci halkı olan Araplar 2011 başından beri ayaktadır. “Arap baharı“ denen bir toplumsal isyan halindedir. Birinci dünya savaşında İngiliz-Fransız hâkimiyetinin oluşturduğu Ortadoğu statükosunu reddetmektedir. Bölgede yeni bir dünya savaşı yaşanmakta ve Ortadoğu yeniden yapılanmaktadır.
Kürt halkı otuz yıllık direnişiyle böyle bir sürecin gelişmesini sağladığı gibi, bugün bu bölgesel mücadele ve yeniden yapılanmadan yararlanarak özgür bir siyasal statü istemektedir. Bu konuda son derece haklı bir konumdadır. Herkesten fazlasını değil, tüm bölge halklarının sahip olduğuna ulaşma çabasındadır. Dolayısıyla artık Kürtleri kölelik altında tutmak ve soykırımı dayatmak mümkün değildir.
İşte 15 Şubat komplosuna karşı gelişen halk direnişi böyle bir sürecin başladığını ilân etmektedir. Bu direniş komploya karşı, soykırıma karşı, AKP faşizmine karşı, İmralı işkence sistemine karşı, kölece yaşama karşı bir direniştir. Bu direniş özgürlük için, demokrasi için, birlik için, kardeşlik için, insanlık için bir direniştir. Dolayısıyla kutsal ve haklıdır.
Bu temelde insanlığın yüzündeki kara leke olan uluslararası komployu lanetliyor, komploya karşı mücadele şehitlerini saygıyla anıyor ve onüçüncü yıldönümünde komploya karşı her alanda yükselen özgürlük mücadelesini selamlıyorum!
Soykırıma karşı mücadele