“Ermeniler soykırım hafızasına tutundu, Türkiye Cumhuriyeti ise hafıza yarattı” diyen Ermeni diasporasının derneği Armenian General Benevolent Union Yönetim Kurulu üyesi Nicolas Tavitian, 1920’lerde soykırıma uğrayan insanlar Türkiye’yi terk ettiğinde, pasaportlarına Türkiye’ye asla dönemeyeceklerinin yazıldığını belirtti. European Grassroots Antiracist Movement’ın Başkanı Benjamin Abtan ise, “Ermeni soykırımı reddetmek de bir ırkçılıktır” dedi. “Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Girişimi” tarafından Türkiye’ye davet edilen Tavitian ve Abtan, Avrupa’dan gelen ve Türkiye’den çeşitli sivil toplum örgütleri ile basın toplantısı düzenleyerek, bugün İstanbul Taksim’de bir anma gerçekleştireceklerini ifade ettiler.

Ermeni toplumunun önde gelen gazetecileri, din adamları, bürokratları, entelektüelleri ve aydınları 98 yıl önce, 24 Nisan 1915’te İstanbul’da yapılan operasyon ile tutuklandı. Tutuklanan aydınların toplumu isyana sevk eden komitacılar olduğu öne sürüldü. İstanbul’dan başlanarak gerçekleştirilen tutuklamalar, giderek diğer illere de yayılarak birkaç gün içerisinde 2 bin 345’i buldu. Tutuklanan aydınların bir kısmı sürgün edilirken, önemli bir kısmı ise katledildi.
Ermeni toplumunun kanaat önderlerinin katledilmesiyle hız kazanan ve Ermeni toplumunun tamamına uygulanan katliamlar daha sonra “soykırım değil, tehcir” resmi söylemi ile inkar edildi. Talat Paşa’nın hazırladığı listeye göre, tehcir edilen Ermeni sayısının 924 bin 158 olduğu bilinirken, sürgün yerine ulaşan Ermeni sayısının ise 400 binin altında olduğu ifade ediliyor. İstanbul Ermeni Patrikhanesi 76’ncı Patriği Mağakya Ormanyan’ın verilerine göre, 1912 yılında Edirne Vilayeti’nde 33 bin, İstanbul Vilayeti’nde 161 bin, Ankara Vilayeti’nde 180 bin 500, Trabzon Vilayeti’nde 53 bin 500, Sivas Vilayeti’nde 370 bin 280, Diyarbakır Vilayeti’nde 80 bin 500, Van Vilayeti’nde 121 bin 700, Erzurum Vilayeti’nde 203 bin 400 Ermeni yaşıyordu. Günümüzde ise Türkiye sınırları içerisinde yaşayan Ermenilerin sayısının 60 bin civarında olduğu belirtiliyor. Soykırımın 100’üncü yılına 2 yıl kala, “Büyük Felaket” olarak adlandırılan soykırımı anma etkinlikleri kapsamında Türkiye’de bulunan, Ermeni diasporasının derneği olan Armenian General Benevolent Union Yönetim Kurulu üyesi Nicolas Tavitian ve Irkçılıkla mücadele örgütü European Grassroots Antiracist Movement’ın Başkanı Benjamin Abtan, Ermeni Soykırımı hakkında konuştu.

‘Ortak tarihi anımsatmak için buradayız’
Nicolas Tavitian, Türkiye’ye dayanışma ve ortak tarihi yeniden hatırlamak için geldiklerini belirterek, “Toleransı ve demokrasiyi zorlamaya geldik. Buraya gelmemizin tek sebebi 1915’te olanları anmak” dedi. Ailesinin soykırımdan önce İstanbul’da yaşadığını ifade eden Tavitian, “Aile fotoğraf albümümüzde İstanbul’dan bir sürü fotoğraf var o nedenle benim için İstanbul’da bulunmak çok önemli. İstanbul’a geldiğimde evimde gibi hissediyorum” diye konuştu.
Tavitian, Avrupa diasporasının Türkiye ile ilgili izlenimlerine değinerek, “Kökleri Türkiye’de olmasına rağmen modern Türkiye ile ilgili bir fikirleri yok. Türkiye’den korkuyorlar. Aynı zamanda aileleri de buradan geldiği için samimi sıcak da bir his var. Birbirine zıt hisler içindeler” dedi. Diaspora Ermenileri ile Türkiye’deki Türkler arasında bir anlayış farklılığı bulunduğuna işaret eden Tavitian, “Türkiye’de kökleri olup artık Avrupa’da yaşayan Ermenilerin düşünceleri, politikacıların söyledikleriyle şekillendiği için biraz düşmanca olabiliyor. Bizse doğrudan ilişki kurmak için burada bulunuyoruz, bizim yaptığımız ziyaretin önemi de buradan kaynaklanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘Ermeniler ve Türkler ayrı gezegenlerde yaşadı’

Tavitian, Hrant Dink’in katledilmesinden diasporayı sorumlu tutan argümanlara değinerek, “Hrant Dink’in ölümüyle ilgili diasporanın sorumlu tutulması nasıl bir mantık ben anlayamıyorum. Milliyetçilerin yaptığı eylemlerin kaynakları her zaman farklı gösterilmeye çalışılır. Problemin kaynağının milliyetçilik olduğunu asla unutmamalıyız” dedi. Ermenistan ile ilgili “Soykırımın kabullenmesinde Ermeni devleti ne düşünüyorsa diaspora da onu düşünüyor. Bu anlamda hiçbir farklılık yok” değerlendirmesinde bulunan Tavitian, 1980’lere kadar, Ermeniler ve Türklerin adeta başka gezegenlerde yaşadığını söyledi. Tavitian, “1920’lerde soykırıma uğrayan insanlar Türkiye’yi terk ettiğinde, pasaportlarına Türkiye’ye asla dönemeyecekleri yazılmıştı. Stalin iki ülke arasındaki sınırları kapattığında Türkiye ve Ermenistan arasında hiçbir iletişim ağı kalmamıştı” diyerek bu süreçte Ermenilerin kendi hafızalarına sıkı sıkıya tutunduklarını, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ise yaratılmış bir hafızayı ortaya çıkarttığını belirtti. 1980’lerde Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine girdiğini 1991’de ise Ermenistan’ın bağımsız olduğunu hatırlatan Tavitian, “Hafızalarımızı birleştirmek ve ortak bir hafıza oluşturmak zorundayız. Ve o hafızanın gerçeğin üzerine temellenmesi gerekiyor” dedi.

‘Resmi inkar politikası tek ziyaretle değişmez’

Irkçılıkla mücadele örgütü olan European Grassroots Antiracist Movement’ın Başkanı Benjamin Abtan da, “Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Girişimi” tarafından Türkiye’ye davet edildikleri belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bu resmi inkar politikasını tek bir ziyaretle değiştirebileceğimizi zaten düşünmüyoruz. Bugün insanlar ön planda. Devletin önünde insanlar var, Avrupa’dan ve Türkiye’den insanlar bu tarihi gerçekliğin kabul edilmesi için mücadele ediyor. Resmi olan bu inkarın artık son bulmasını halklar ve insanlar olarak istiyoruz” dedi.
“Tarihsel gerçekliğin kabul edilmesi ve eşitlik için geldik. Dayanışma kültürü içinde hareket ediyoruz. Bu tarihsel gerçeklik bir şekilde hem Ermeni hem de Türk tarafına miras kaldı. Bunun artık kabul edilmesi için gereken şeylerin yapılmasını istiyoruz. Demokrasi, sivil toplum ve insan hakları için mücadele ediyoruz. Hangi milli kimlikten olursak olalım insan hakları ve demokrasi için mücadele ediyoruz” diyen Abtan, insan hakları ve demokrasi mücadelesinin bütün dünyayı ilgilendirdiğini ve bu mücadelenin sadece bir yerde değil dünyanın her yerinde verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

‘Soykırım birkaç yıl önce tabuydu’

Bundan birkaç sene önce Ermeni soykırımı meselesinin Türkiye’de konuşulmasının bir tabu olduğunu ifade eden Abtan, “Buraya Avrupa delegasyonundan birilerinin gelebilmesi bir tabuydu. 98 yıl sonra bunun yapılabilmiş olması da bir başarıdır” diyerek her gün giderek artan sayıda insanın bu mücadeleye destek vermek istediğini belirtti. Abtan, “Birkaç sene önce bu inkarın son bulmasını düşünmek bile imkansızdı, bir hayaldi. Şimdi bu inkar hemen son bulacak demiyoruz ama küçük sayıda insanlara ulaşabiliyoruz. Bu küçük sayıdaki insanlar da toplumun daha büyük bir kesimini yanlarına çekebiliyorlar” değerlendirmesinde bulunarak umutlu olduklarını ifade etti.
Soykırımın yapılabilecek en ırkçı eylem olduğunu ifade eden Abtan, “Bu soykırımı reddetmek de bir ırkçılık. Irkçılıkla ve insan haklarını ezen tavırla mücadelenin buradan başlaması gerekiyor. Bunu biliyoruz ki Ermeniler ve Türkler arasında her hangi bir çatışma yok, bu politik bir çatışma” diye belirtti.


SEVDİYE ERGÜRBÜZ / DİHA/İSTANBUL




Ermeni ve Süryaniler eşit haklar istiyor


24 Nisan Ermeni, Asuri-Süryaniler için kara bir gün. 24 Nisan 1915’de İttihat ve Teraki hükümeti İstanbul’da 200’ü aşkın Ermeni doktor, hukukçu, yazar ve aydını tutukladı. Trenlere doldurularak Çankırı ve Ayaş’a sürülen bu aydınların çoğu vahşi bir şeklide katledildi. Ardından da Anadolu’da yaşayan milyonlarca Ermeni, Asuri-Süryani topraklarından sürüldü ve katledildi. Bundan dolayı “24 Nisan” günü Ermeni ve Süryaniler için soykırımını, “Seyfo”yu temsil eden bir simge haline geldi. Her yıl 24 Nisan gününde soykırımı protesto gösterileri, soykırımı ele alan paneller yapılıyor ve kiliselerde ayinler düzenlenerek soykırımının kurbanları anılıyor.
İsveç’te büyük bir çoğunluğu Asuri-Süryani olmak üzere 120 bin civarında Ermeni-Süryani yaşıyor. Bundan 40 yıl önce İsveç’e yerleşmeye başlayan Süryaniler yaşamın her alanında İsveç toplumunda yer edindi. İsveç Parlamentosu’nda 5 milletvekili ve İsveç 1. Fotbol Ligi’nde iki takımla temsil ediliyorlar. İsveç’in değişik birimlerinde Belediye başkanı ve meclis üyesi yüzlerce Süryani bulunuyor. Asuri-Süryanilerin federasyon ve kuruluşları da etkin çalışmalar yürütüyor. Soykırımın 98. Yıldönümü dolayısıyla İsveç’te onbinlerce Ermeni ve Asuriyi temsil eden federasyon ve örgütlerin yöneticileri soykırım ve Türkiye’de başlatılan yeni barış süreci ilgili görüşlerini ajansımıza açıkladı.

Afram Yakoub, Asuri Federasyonu Başkanı:
Asuri Federasyonu olarak her zaman Türkiye’nin soykırımını tanıması için mücadele ettik ve etmeye devam edeceğiz. Türkiye’nin tek çıkar yolunun soykırımı kabul etmesi ve zarar görenlere tazminat ödemesidir. Aralarında Stockholm Södertörn Yüksek Okulu Profesörü David Gaunt’un da yer aldığı  bulunduğu soykırımını araştıran birçok bilim adamı bugün Türkiye’de 5 milyon civarında Asuri’nin olması gerektiğini tahmin ediyor. Oysa bugün tüm Türkiye’de 20 bin civarında Asuri var. Her geçen gün pek çok örgüt, devlet, araştırmacı ve politikacı soykırım hakkında bilgi sahibi oluyor. Türkiye soykırımı sonsuza kadar inkar edemez. Artık Türkiye’de birçok Türkün de geçmişin kara tarihini gördüğünü ve soykırımının kabul edilmesini istediğini biliyoruz. Biz devlet ile Kürtler arasında başlatılan diyaloğun başarı ile sonuçlanmasını ve soruna politik bir çözüm bulunmasını umut ediyoruz. Eğer barış gerçekleşirse Asuriler tekrar kendi topraklarına dönmeye cesaret edebilir. Yine Türkiye uluslararası bir ayıbı olan Mor Gabriel sorununundan nasıl kurtulacağını bilmiyor.

Vahagn Avedian, Ermeni Federasyonu Basın Sözcüsü:
Türkiye Ermenileri soykırımdan geçirdi. Kurtulabilenler de ülkeyi terk etti. Ancak aynı şeyi Kürtlere yapamadı. Türkiye’de milyonlarca Kürdü görmezden gelmeye çalıştı ama olmadı. Kürtlerle görüşmek zorunda kaldı. Ben başlatılan yeni sürecin olumlu sonuçlanmasını diliyorum. Irak’ta özerk bir Kürt yönetimi var. Suriye’de şu anda benzeri bir yapılanma oluşuyor. Bu Türkiye için bir uyarı oldu. Türkiye’deki Kürtlerin de benzeri talepleri var. Türkiye Öcalan’la görüşmek zorunda kaldı. Böylelikle olabilecek radikal dönüşümleri engellemek istiyor. Şimdi size bazı haklarınızı verdik, aha ne istiyorsunuz diyecekler.
Bizler için en önemli şey artık Türkiye’nin soykırımı inkar politikasından vazgeçmesidir. Çok miktarda belge, bilgi ve resim var. Bunları gören Türklerin soykırım olmadı demeleri oldukça güç. 4 kuşaktır inkar edilirken bir anda kabul edeceğini düşünmek de pek mümkün görülmüyor. Ama ülkeler açısından durum farklı. Ülkenizi satıp başka bir yere taşınamazsınız. Orada yaşamak zorundasınız. Bu nedenle de ilişkilerin normalleştirilmesi gerekir.

Sabri Atman, Süryani Soykırım Araştımalar Merkezi (Seyfo) Başkanı:

Bu yıl ki 24 Nisan’ın farklı olmasının iki nedeni var. Birincisi, 1984’ten beri başlayan ve onbinlerce insanın yaşamına mal olan silahlı bir çatışmanın sona erdiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu sürecin başlamasından bugüne kadar ne bir asker ne de bir gerilanın annesi gözyaşı dökmedi. Bu çok sevindirici bir gelişmedir. Hiç kimsenin annesi ağlamasın. Sözkonusu coğrafya da herkese haklarıyla birlikte yeri vardır.  İleri sürüldüğü gibi Türkiye Türklerin değildir. Bu anlayış tarihin çöplüğüne atılmalıdır. Anadolu, üzerinde yaşayan bütün etnik kökenden gelen insanlarındır. Bunların o coğrafyanın zenginliği olarak kabul edilmeldir.
Süryaniler olarak barış sürecinin başlamasından, insan kanının dökülmesinin önüne geçilmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Kürt halkı büyük bedeller ödedi. Elbette haklarını elde etmelidir. Yine Süryaniler, Ermeni, Rum, Alevi, Arap ve diğer 36 ayrı rengin, etnik kökenin hakları da verilmeli ve oluşturulacak yeni anayasada hakları teslim edilmelidir.
Bu yıl 24 Nisan’a farklı bir şekilde girmemizin ikinci bir nedeni de, iki milyonun üzerinde insanın yaşamına mal olan cinayetin üzerinden doksan sekiz sene geçmesindendir. Bu toplu cinayetin yüzüncü yıldönümüne iki yıllık kısa bir zaman dilimi kaldı. Bu cinayettin failleri herkes tarafından biliniyorlar. Ne varki bu güne kadar yaptıklarının hesabını vermediler. Türkiye bu yükün altından kalkamaz. Ergeç bunu kabul etmek zorunda bırakılacaktır. Kim ne derse desin dünya değişiyor ve Türkiye’de değişecektir. Bunun önünü kesmek mümkün değildir.

Sait Yıldız, Asuri Demokratik Örgütü Temsilcisi:

Asuriler kendilerini de kapsamasına rağmen Lozan Anlaşması’nın azınlıklara tanıdığı haklardan bu güne dek yararlanamadı. İlk olarak Lozan Anlaşması, ikinci olarak Kopenhag kriterlerinin tanıdığı haklardan yaralanmak istiyoruz. Üçüncü ve en önemlisi Türkiye’nin Asuri-Süryanileri yerli halk olarak kabul etmesi.
Bizim taleplerimiz diğer azınlıkların taleplerinden farklı değil. Ana dilde eğitim, kendi dilimizde basın, yayın yapabilme hakkımızı istiyoruz. Geçmişte topraklarımıza el konuldu. Mor Gabriel Türkiye’nin bir ayıbıdır. Öcalan’la görüşmelerin sürdüğü, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmak istediği koşullarda 1700 yıllık bir manastırın tapulu arazisine el konulmasını kimseye izah edemezsiniz. Ben şu anda devam eden barış sürecini çok olumlu buluyorum. Kürtlerle devlet arasında barışın sağlanması en çok Süryanilerin işlerine yarar. Süryaniler savaşta taraf olmadı. Ama buna rağmen bedel ödedik. Ama biz her zaman demokrasi, insan hakları söz konusu olduğunda taraf olduk.

Özcan Kaldoyo, Asuri-Süryani-Keldani Derneği Başkanı:

Türkiye’den fazla bir beklentim yok. Türkiye soykırımı kabul edip özür dilemez. Zaten Dersim için diledikleri gibi özür dileyecekse hiç özür dilemesin. Mor Gabriel’in arazisini gaspediyor. Trabzon’daki bin yıllık kiliseyi camiye dönüştürüyor. Önce bunlara son verilmesi gerekir. Türkiye’ye barışın gelmesinden yanayız. Bu anlamda Kürtlere tanınacak demokratik hakların aynısının Süryani ve diğer azınlıklara verilmesi gerekir. Ama Türk devletinin samimiyeti konusunda kuşkularım var. Biz pratikte somut adımlar atılmasını bekliyoruz. Öcalan’ın başlattığı süreci önemsiyoruz ama Türk devletinin sorunu çözmedeki ciddiyetinden kuşkularımız var. Kürt kuruluşlarının çok dikkatli olması ve devletin manevralarına karşı her türlü tedbiri almaları gerektiğini düşünüyorum.

George Baryawno, Asuri Kültür Merkezi Sözcüsü:
Bugüne kadar taleplerimizi pek çok kez Cumhurbaşkanı ve Bakanlara ilettik. Ama verilen sözlere karşılık pratikte olumlu bir gelişme olmadı. Öncelikle Türkiye bizleri azınlık olarak kabul etmeli, ana dilde eğitim hakkını tanımalı. El koyulan mallarımız tapularıyla birlikte iade edilmeli. 1700 yıllık Mor Gabriel’in topraklarına el konulmasını hiç bir biçimde kabul edemeyiz.
Öcalan’ın başlattığı süreç önemli. Erdoğan’ın söylediği güzel sözler pratikte uygulamaya geçmedikçe kendisine inanmayız. Soykırım konusunda hiç kimse bizden taviz vermemizi beklemezsin. 1915 yılında en büyük fiziki darbeyi yedik. Soykırımı ta 1980’lere kadar değişik biçimlerde sürdü. Nasıl Kürt aydınları geçmişte Ermeni-Süryanilere yapılanlardan dolayı özür dilediyse, Türk devleti de yapılan soykırımını kabul ederek özür dilemeli.

Simon Poli, Asuri Kurtuluş Partisi Temsilcisi:

Biz Süryaniler soykırımı gündeme getirmeye geç başladık ama buna rağmen kısa sürede önemli ilerlemeler kaydettik. Artık gerçekler ortaya çıktı ve Türkiye’nin kaçacağı bir yer kalmadı. Yerli bir halk olarak Türkiye’de hala varız. Kürtlerin başlattığı barış sürecini çok olumlu görüyor ve destekliyoruz. Ancak bizler bu sürece dahil edilmedik. Yapılacak anlaşmada bizlerin haklarının da gözetileceğine inanıyoruz. Türkiye’deki tüm halklarla, Kürtler, Çerkezler, Êzîdîler ve ezilen diğer halklarla dayanışmak ve birlikte mücadele etmek istiyoruz. PKK bir devrim yaptı. Tek dil, tek millet gibi anlayışlara darbe vurdu. Tekçi anlayışların tamamen ortadan kalkması gerekir.

Yaşar Küçükaslan, Mezopotamya Demokratik Değişim Partisi Genel Koordinatörü:

Türk devleti 30 yılı aşan bir süredir, bütün savaş imkanları ve uluslararası desteğe rağmen Kürt halkına geri adım atıramadı. Tam tersi, bu dava Türkiye’yi, demokratik değişime sürükledi. Bizler savaşın yerini, barışın almasından yanayız. Biz Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın Newroz’da bir çağrıyla başlattığı süreci destekliyor ve kendimizi bu sürecin bir parçası olarak görüyoruz. Başlatılan yeni barış süreci 30 yıldan beri Kürdistan’da büyük fedakarlıklar ve kahramanlık gösterilerek verilen mücadelenin, Rojava’da ayaklanıp iktidarı ele geçiren Kürdistanlıların direnişi ile mümkün olmuştur. Kürt Özgürlük Hareketinin mücadelesi sonucu tek millet, tek dil, tek din üzerine kurulan sistem iflas etmiş ve Türk Hükümeti inkar politikasından vazgeçmiştir. Biz yeni başlatılan sürecin sadece Kürt halkına değil, Süryani-Asuri, Ermeni, Êzîdî, Çerkez ve Pomak gibi Türkiye’de yaşayan tüm halklara Alevi ve diğer inançlardan olan kesimlere yeni olanaklar sunacağına inanıyoruz.
Soykırımın üzerinden 98 yıl geçmesine rağmen Türkiye Cumhuriyeti soykırımını inkar etmek için her türlü yola başvuruyor. Türkiye gerçekten demokratikleşmek istiyorsa önce geçmişle hesaplaşmalı ve soykırımını kabul etmelidir. Yaraların sarılması ve uzlaşmanın sağlanması için bu bir zorunluluktur.


MURAT KUSEYRİ / ANF/STOCKHOLM