Cihan EREN

Türk devlet sistemi 1923’den sonra girdiği rotadan başka bir rotaya girmiş midir konusu tartışmalıktır. Fakat devletin kulvar değiştirdiği kesindir. M. Kemal liderliğinde girilen kulvarda milliyetçilik ve laiklik adı altında dini istismar biçimi demokratikleşmeye evrilecek bir potansiyel taşıyordu. Erdoğan ve AKP ile girilen kulvardaysa giderek faşistleşen bir gerisin geriye gitme durumu yaşanıyor. Günümüzdeki gelişmeleri tam anlayabilmek ve anlata bilmek için bilinmesinde yarar olan birinci hususun bu olduğunu belirmek mümkündür.

Yurtsever ve demokrasi güçlerini asıl ilgilendiren ve verilen mücadelede başarı getirecek ana noktaysa Türk toplumunun sosyal durumu, psikolojik gerçekliği ve tüm bunların üzerinde oluştuğu tarihsel ve kültürel kodların daha derin bilinmesidir. Bu da faşizme karşı mücadelenin en önemli ayağı olan ikinci husustur.

Bu iki ana hususun birincisinden hareketle, CHP muhalefeti demek için de demokratikleşme potansiyeli olan ama kesinlikle demokratik olmayan devletin her gün biraz da faşistleşen devlete karşı muhalefeti demektir. Faşizme karşı olanların en azından bir kesiminin bu konuda henüz kafa karışıklıklarını gidermediği, Kılıçdaroğlu-Tezcan CHP’sinin bu kafa karışıklığının sürmesi için yoğun çalıştığı inkar edilemez. Bunun halkın demokratik muhalefetini kötürüm bıraktığını görmeden daha ileriye adım atılmayacağı söze yer bırakmayacak kadar netleşmiştir. CHP'nin muhalif olması için devlet olmadığını, demokratik ilkeleri savunmadığını, devlet refleksiyle dile getirdiklerinin Erdoğan AKP faşizmini güçlendirip meşruluk kazandırdığını bilerek mücadele etmesi gerekir. Bu iş için CHP'nin kulvar değiştirmesi gerekmektedir. Mevcut yönetimle bu mümkün görünmüyor. Çünkü CHP'nin dayandığı ve siyaseten temsil ettiği devlet, Erdoğan ve AKP'ye icazet vermiştir. Büyükanıt ve Baykal’ın Erdoğan ile gündemden düşmeyen saraylardaki görüşmeleri bu icazeti veren anlaşma görüşmeleriydi. Yatalak Baykal’ın CHP tarafından vekil seçilmesinin bir anlamı olmalıdır. Ve bu icazet Kürtlerin soykırımı ile sağlanacak başarının kendisiyle getireceği Ortadoğu'daki emperyalist açılımdır. Baykal Erdoğan’dan daha çok Halep’i istediğini TV ekranlarında itiraf etmişti. Yani CHP Kürtleri soykırıma tabi tutarak Ortadoğu'da Arap ve Fars halklarına saldıran Erdoğan-Bahçeli’nin muhalifi değil akıl vereni ve destek sunanıdır. Özellikle CHP’yi ayrı bir çizgi ve siyaset sanarak oy veren her kesimden Türkiyelilerin bunu bilerek tavır almaları demokratik Türkiye için çok gereklidir.

İkinci önemli mücadele kesimi olan demokratik halk muhalefeti açısındansa başta Türklerin olmak üzere Türkiye'de yaşayan insanların zihniyetlerini sosyolojik ve tarihsel çözümlemeye tabi tutarak söylem ve eylem geliştirmek her zamandan daha çok gerekli bir hal almıştır. Türk insanının kendi tarihsel gerçeğine pek uymayan faşistlere neden oy verdiğini anlamak durumundayız. Yoksullaşmaya, işsizleşmeye rağmen neden halkın yarısına yakını AKP ve Erdoğan’a oy veriyor? Normal bir ortamda ne AKP ne Erdoğan kesinlikle yüzde otuzu geçemez. Bu oran bile ciddi bir sorun olarak görülmek durumundadır.

AKP’li Albayrak ‘Erdoğan aya yol yapacağız dese inanırlar’ sözünü öylesine söylememiştir. Varsın Kemalistler bu sözle dalga geçsin. Bu orta Asya’dan gelmiş Türklerin devletle aralarında kurulmuş düşünce biçiminin ifadesidir. Zihniyet kodlarını çok iyi ifade etmektedir. Çünkü Türk dediğimiz halk dağı taşı binlerce yıl öncesinden başka halklara ait bir coğrafyaya gelince vatansız olarak yüzlerce yıl ortalıkta dolaştı. Vuruldu. İtilip kakıldı. Süreçle ‘vatan’ elde etmek için savaşmak ve bu bölgenin kültürünü özümsemek zorunda olduklarını anladı. Böylece egemenler savaşma işi için Arap egemenlere yanaşmaya başladı. Savaşarak yer ve iktidar elde etmek için binlerce Türkmeni Arap Abbasî hanedanına peşkeş çektiler. Köleleştirdiler. Savaşçı yaptılar. Bunu doğru bulmayan Türkmenlerse Ortadoğu'nun kültürünü Kürt, Fars, Arap ve Ermeniler başta olmak üzere diğer halkların geleneklerini tanıyarak özümseyip Ortadoğulaştılar. Bu Ortadoğulaşma özellikle Kürt ve Türkmenler arasındaki ilişkilerde tarihsel bir duruma yol açtı. Türk egemenlerin çizgisine çektiği kesimlerin ezici çoğunluğu Sünni İslam'ı, kültürel olarak gelişme yaşayarak Ortadoğulaşan Türkmenlerinse çoğunluğu Alevi ve Şiileşerek bunu başardı. Böylece Türk halkının inanç üzerinden bölge kimliği oluşmuş oldu.

Araplardan sonra İslam ile egemenlik kuran ve toplumsal formunu geliştiren halk Türklerdir. Orta Asya’dan geldiklerinde oymak-oba-boy düzeninde oldukları için benzer bir form değişikliği Alevi ve Şii olan Türkmenlerde de yaşanmıştır. Akkoyunlular bunun en çarpıcı örneğidir. Türk destan ve edebiyatına konu olmuş çok sayıdaki yaratım, bugün ki Türkçenin alt yapısını hazırlayan Türkçe dili gibi daha birçok kültürel değer Türkmenlerin bu kesimince geliştirildi. Egemenlerin çizgisi olan Sünni İslam ise İslam adına savaşarak bir yanda zorla toprak ele geçirme diğer yandan da iktidar olma yöntemidir. Bunun için Türk egemenleri açısından İslam Türkmenleri asker yapıp kendilerini Abbasîlere kabullendirme ve iktidar olma aracı olarak devreye konulmayı ifade eder. Bu çizginin içine çekilen Türkmenlere düşense zamanı geldiğinde ürününe el koyacak bir avuç toprak vermek olmuştur. Türk egemenleri için İslam toprak ele geçiremiyorsa her hangi bir fikirdir.

Bu genel tarihi hatırlatmalar üzerinden bugünü okumadan tüm yalan ve çirkinliklerine rağmen belli bir kesimin neden Erdoğan ve AKP'ye oy verdiği tam olarak anlaşılamaz. Erdoğan ve AKP neden Selçuklular deyip duruyor? Yeni Osmanlıcılık denilen şey nedir? Bu sorulara demokrasi mücadelesini geliştirecek cevaplar içinse ‘CHPli olmaktan çıkmak’ şarttır. Erdoğan ve adamları neden HDP’ye çok saldırıyor sanıyorsunuz? Özgür Kürt düşmanlığını topluma yaymasının sebebi nereden geliyor sanıyorsunuz? Bunların tümü Ortadoğu'daki yeni gelişmelere Türklerin bir halk olarak katılmasını engellemek, asker olarak savaştırarak iktidar olmayı sağlamak içindir. O zaman Türk halkına bu iki çizginin varlığını, tehlikede olanın Türk halkı değil yüzlerce yıldır kendisini asker, işçi olarak peşkeş çeken egemenler olduğunu, Ortadoğu'daki varlıklarının en büyük destekçisinin Kürtlerin düşman olmadığını çok daha iyi anlatmak durumundayız.