Artan soykırım saldırılarıyla, her gün gruplar halinde gözaltına alma ve ardından tutuklanarak zindana atılmalar giderek olağanlaştı. Toplumsal refleks geliştirilemiyor ve buna öncülük etmede de zayıf kalınıyor. Faşist iktidara muhalif olanlar, tutuklanma sırasının kendisine ne zaman geleceğini bekler gibi bir hal yaşıyor. Devlet denilen zulüm aracı, genelde toplumsal muhalefeti, özelde de Kürt halkını ezip öğütmeye ayarlanmıştır. Keyfi tutuklamalara sudan gerekçeler üretilmektedir. Özgürce nefes almak bile suç kategorisine girmektedir. Devlet denilen makinanın dişlerine kendisini kaptıranlar, hukuk garabetiyle boğuşup durmaktadır.
Faşist iktidarın estirdiği devlet terörüne karşı durmak ve onu durdurmak için geliştirilen pasif eylem biçimleriyle sonuç alınamaz, sadece zaman kaybıdır. Saldırılar karşısında oturma eylemleri ve basın açıklamaları ile yetinmek saldırıları durdurmaya yetmeyecektir. Bu eylem biçimlerinin de bir anlamı var fakat yetersiz eylemlerdir. İktidarı sallayan, onu koltuğundan alaşağı eden kalkışmalara ihtiyaç vardır.
Pasif bir muhalefetin iktidarı cesaretlendirdiği bilinmelidir. CHP gibi diğer sistem partileri faşist iktidarın ayakta kalmasına hizmet eder duruma geldiler. Onların ağız dalaşmalarına fazla kanmamak gerekir. Hak, hukuk, adalet kavramlarını dillerinde düşürmemelerine rağmen, radikal tek bir çıkıştan söz etmek mümkün değildir.
Geleneksel devleti ‘koruma’ algısı AKP-MHP faşist bloğun işine yaramaktadır. Bu devlet kendi vatandaşına her türlü zulmü eder hale gelirken, böyle bir devleti koruma mantığı, akla ziyan bir durumdur. Bu algının aşılması gerekiyor. Kutsallık atfedilen devlet aslında işgalci, talancı ve terör devletine dönüşmüştür. Kürt coğrafyasında yaşananlar bunun en somut örneğidir. Kürtlere her türlü vahşet reva görülmektedir. ‘Vatanın birliği ve devletin bütünlüğü’ yalanıyla Kürt düşmanlığı yapılıyor. Sözde muhalefet de bu zokayı yutuyor.
Bölgemizde ve hatta dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan protesto eylemlerine bakmakta yarar vardır. Latin Amerika ülkelerinden Hong Kong sokaklarına, Lübnan, Irak ve İran’daki halk eylemlerine kadar, yükselen kitlesel eylemler sonuç almaya dönüktür. Hatta Sudan çölünde diktatör Ömer El Beşir’e karşı gelişen muhalefet bile Türkiye muhalefetinden daha ileridir. Türkiye’deki uygulamalar bu ülkelerde yapılanlardan daha barbarcadır. Buna rağmen vurdum duymaz bir muhalefet vardır. Türkiye’deki sistem içi muhalefet partileri faşist iktidara payanda olmuştur.
Türkiye’de tek siyasi alternatif HDP’dir. Halkların demokratik taleplerine öncülük edebilmelidir. Tutuklanmalar, kayyumlar, hak ihlalleri karşısında basın açıklamalarıyla yetinmek yetersiz bir duruştur. Sivil itaatsizlik eylemlerini her alanda gerçekleştirmelidirler. Bunu söylemle değil eylemle gerçekleştirmelidir. İktidarı amaçlayan pratik, politik hedefler koymalıdır, stratejiler çizmelidir.
Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliğinin kalmadığını, CHP’nin genel başkanı da söylemektedir. Herkesin tehlikeyle karşı karşıya olduğu bir ülkede ‘kuzu gibi kafayı bıçağa uzatmak’ kabul edilmemelidir. ‘Herkesin hayatı tehlikededir’ diyeceksin ve hem de hiç bir refleks göstermeyeceksin. Bu kabul edilir insani bir duruş değildir. Soğuk su kazanına konulan kurbağa giderek ısıtılan suya, mayışıp alışması ve kaynar duruma gelmesine rağmen sudan çıkmayarak can vermesine benzer bir muhalefet var. Her türlü olumsuzluğa alıştırılmış ölü bir muhalefettir. Adaletsizliğe, hukuksuzluğa, yolsuzluğa, kadın cinayetlerine, doğa talanına, refleks göstermediği gibi, savaş politikalarına destek vererek, iktidarın suçlarına ortak olmaktadır. Kürt soykırım uygulamalarına, Kürt coğrafyasında yapılan katliamlara tek kelam etmeyen muhalefet partileri, iktidar gibi siyaseten de bitmişlerdir.
Kürtler korku duvarlarını çoktan yıkmıştır. Tutuklanmayı değil, ölümü bile göze almış bir halkın öfkesi, kırk defa bu faşist iktidarı yıkacak güçtedir. Ama ne hikmetse doğru dürüst bir çıkış gerçekleştirilemiyor. 90’lı yılların serhıldanları, kepenk kapatma, kontak kapatma eylemleri bile şimdiki düzeyden daha ileriydi. Doğru çıkış yapmaya, sıkı örgütlemeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Nasıl barbar bir düşmanla karşı karşıya olduğumuz bilinmektedir. Buna denk mücadele yöntemleri geliştirmek gerekiyor.
Faşist iktidar aslında son demlerini yaşıyor. Hem içerde hem de dışarıda, çürüme ve çözülmenin en çok yaşadığı bir dönemden geçiyor. Faşizmi yıkmanın koşullarının her zamankinden daha fazla olduğu da bir gerçektir. Faşizmi yıkmak için yeni bir gezi ruhuna ihtiyaç vardır. Radikal demokrasi bunu gerektirir.