Irak Şam İslam Devleti ismi ile kendisini ifade eden IŞİD’in insanlığın yaşamında, toplumsallıkta bir karşılığı olabilir mi? Sterk Tv için hazırlanan “Soysuzlar Çetesi IŞİD” belgeselini izledikten sonra bu sorunun yanıtının “HAYIR” olduğunu görürsünüz.

Çünkü o belgeselde Rojava’da insanları katletmek için gidip sonra esir alınan çete üyelerinin itirafları var. Onların söylediklerini dinleyince, insanlığın tarihi, insanlığı temel hak ve özgürlüklerini ya da en sadesinden insan hayatının kendini ortaya koyma biçiminde bu IŞİD çetelerinin bir karşılığı olamaz, diyorsunuz.
Olamaz çünkü, eğer toplumsallık insanların insan olma özellikleri ile bir araya gelip, farklılıklarına rağmen bir arada yaşamı ise IŞİD çetelerinin böylesi bir özelliği yok. Yine toplumsallık, farklı insanların bir araya gelip temel moral değerlere göre kendisini ifade etmesi ise IŞİD çetelerinde bu özellik de yok. Yine toplumsallık, kutsallıklar ve inançların toplumsal özelliğini kapsıyorsa IŞİD çetelerinde bu özellik IŞİD çetelerinde hiç yok…
IŞİD çetelerinin İslam, din, Allah gibi kavramları ve sembolleri kullanması bu konuda sadece bir manipülasyondur. Çünkü IŞİD bütün yapıp-etmeleri ile İslam’ın tarihsel, kültürel, inançsal özelliklerine sadece zarar vermektedir. Bütün bunları nereden mi biliyoruz? Çetelerin kendi yayınladıkları propaganda görüntülerine dikkatlice bakıldığında, hiçbir inancın ya da toplumsal değerleri hesaba konulmadan yayınladıkları görülür.
İnsan öldüren, kelle kesen, cami, türbe ve insanın yaşadığı her mekanı tonluk bombalarla havaya uçuran bu soysuzların insanlık değerinin uzağından ve yakınından geçmediğini gösteriyor. Yine birbirleri ile ilişkilerinin insan ilişkisi olmadığı, bütün insanlık değerlerinin aşındırılıp sadece ölüme ve zulme hizmet ettirildiğini de yine bu soysuzların kendi anlatımlarından görebiliyoruz.
IŞİD çetelerinin bileşenlerinin Avrupa’da yaşayan gençlerin ağırlıklı olduğunu biliyoruz. Yine bu bileşimin Irak, Suriye, Tunus, Fas vb ülkelerden kandırılıp getirilen gençler olduğunu da ortaya çıkan belgelerden biliyoruz. IŞİD’i oluşturan bu genç kuşağın, ölüme ve vahşete hizmet eder hale getirilmesinde IŞİD’in bir yöntemi var. Öncelikle sistemden uzaklaşan bu gençlere onların istediği araç ve imkanlarla yaklaşıyorlar. Özellikle Avrupa’da kumar otomatları, uyuşturucu, cami ya da başka mekanlarda çeteciler gençlerle bağlantı kuruyorlar.
Sonra bu konuda ölümler ve zulüm üretme araçlarına dönüştürecek özel seanslar uyguluyorlar. Bu seanslar IŞİD’in soysuzluğunu gösteriyor. Tecavüzlerle önce gençlerin iradesini kırıyorlar. Farklı işkence yöntemleri ile de bunu daha da ileri bir noktaya götürüyorlar. Kararsız düşen çete üyelerini birbirlerine infaz ettiriyorlar. Kanlı yaşamın içine gençleri çekiyorlar. Daha sonra çölün içinde izole edilen ortamlarda gençleri, çocukları birer ölüm üretme aracı haline getiriyorlar.
Rojava’da, Irak’ta, Şengal’de, Bağdat’ta, Rakka’da yaptıklarına bakarsanız bunların insanlıkla bir ilgisinin olmadığını görürsünüz. Korku ve vahşet yayarak kendilerini var etmeye çalışan bu soysuzların kesinlikle din, iman, Allah, inanç, onur, haysiyet sahibi olmadığını belirtmekte fayda var. Korkularını vahşet yayarak gizlemeye çalışan bu onursuz ve soysuzlar çetesi soykırım yapmaktan da hiç çekinmiyor.
Kısacası soysuzlar çetesi IŞİD’in toplumsallığı yoktur. IŞİD toplum karşıtıdır. IŞİD’in tarihte yeri yok çünkü sadece zulüm üretmektedirler. IŞİD korkak olduğu için ölümü kusuyor. IŞİD, sosyolojik olarak şekilsiz bir çürüme organizmasına tekabül etmektedir. Yani toplumu çürüten bir virüstür. İnsanlığa zarar vermektedir.