Dünyada binlerce siyasi tutuklunun olduğu yerde kim demokrasiden, demokratik açılımdan söz edebilir? Belediye Başkanları, parti yöneticileri, il ve ilçe başkanları sadece hükümet karşıtı oldukları, hükümetten farklı demokrasi anlayışında oldukları için yıllardır cezaevinde ise oradan demokrasiden söz edilemez. Binlerce siyasi tutuklunun, onlarca gazeteci ve avukatın tutuklu olduğu yerde demokrasiden söz etmek demagoji bile değildir, soytarılıktır. Şimdi padişah Erdoğan’ın bolca soytarısı var. Binlerce siyasi tutuklu içerideyken, Türkiye tarihinde hiçbir zaman görülmeyecek sayıda avukat ve gazeteci tutukluyken ‘Demokratikleşme paketi açıldı’ demek, demokrasi kavramını yozlaştırmak ve halklarla dalga geçmektir. Bu kadar siyasi tutuklu varken demokrasiden söz edenlere “Ciddi ol, soytarılık yapma!” derler.
Demokrasi ve demokratikleşme kavramlarının bu kadar yozlaştırılması kabul edilemez. Şu anda cezaevindekiler düşünüldüğünde hükümet isterse on binlerce kişiyi daha cezaevine atar. Çünkü tutuklu olanların hepsi gözünüzün üstünde kaş var denilerek cezaevine atılmıştır. Savcılar ve hakimler istedikleri kişiyi istedikleri ceza kanunu ya da terörle mücadele kanunu maddesinin içine sokuşturup cezaevinde tutabiliyorlar. Özellikle Kürtleri zindana atmak en kolay iş olmuş. Hatta Kürtleri zindana atmak o kadar normalleşmiş ki, binlerce siyasetçi tutuklanıyor, ama ses çıkaran çok az. Bu gerçeklik aydınından yazarına, siyasetçisinden sokaktaki insanına kadar Kürt’e nasıl yaklaştıklarını gösteriyor. ‘Kürt’e haksızlık yapılsa da bu normaldir’ psikolojisi Türkiye toplumuna kabul ettirilmiş durumda. Böyle olmasaydı binlerce rehin siyasetçi her gün gündemde tutulurdu. Acaba CHP’den ya da başka bir partiden binlerce siyasetçi sudan gerekçelerle içeride tutulsaydı tepki Kürt tutsaklara gösterilen gibi mi olurdu? Bu tür karşılaştırmalar çok önemlidir. Bu tür karşılaştırmalar Kürt’e nasıl yaklaşıldığını gösterir. Böyle birçok karşılaştırma yapılabilir. Türkiye’de vicdanlar köreldiği için bu karşılaştırmalar çok yapılmıyor. Kürt’ün köle ve ikinci-üçüncü sınıf toplum olarak görülmesi içselleştirilmiş durumdadır.
Binlerce Kürt siyasetçi, yani Kürtlerin iradesi sudan gerekçelerle içeride tutulacak, ama Kürt sorununda adım atıyoruz denilecek! Kürt sorununda atılmış bir adım varsa o da binlerce siyasetçinin, onlarca avukatın ve gazetecinin tutuklu bulunmasıdır.
Bu siyasetçiler neden tutuklanmıştır? 29 Mart seçimlerinde yerel yönetimlerde Kürt demokratik siyaseti başarı kazanınca bu tutuklamalar yapılmıştır. Kürtleri iradesiz, etkisiz, güçsüz bırakıp istedikleri politikayı kabul ettirmek için binlerce siyasetçiyi tutuklamak demokrasi düşmanlığı değil de nedir? Demokrasi, halkın iradesinin yansıdığı siyasal yaşamın adıdır. Kürt halkının iradesi içeride tutuluyorsa hangi demokrasiden söz edilebilir? Özellikle Kürtlerin bu durumu düşünmeden aldatma, oyalama ve demokratikleşmeyi yozlaştırma paketlerini tartışmaları büyük bir yanlıştır. Kendini kandırmadır. AKP’nin bu aldatma ve oyalama paketine karşı çıkmadan demokratikleşme adımları görülemez, atılamaz. İlk önce aldatma ve oyalamaya son vermek gerekir ki, ondan sonra demokratikleşme adımları beklenilsin.
Bırakalım Kürtlerin haklarını tanımayı, demokrasi için gerekli ortam bile yaratılmıyor. Hala terörle mücadele yasası var. Bu yasa Kürtlerin hak mücadelesini engellemek için faşist ülkelerde bile zor görülen bir hale getirildi. Bu yasanın 2006 Mart’ında Amed’de gerçekleştirilen serhildan sonrası yeniden düzenlendiğini ve daha da ağırlaştırıldığını hatırlatalım. Kürtlerin demokrasi mücadelesini engellemek için her Kürt bu yasanın içine sokulmuştur. Terörle mücadele yasası içine girmek için Kürtlerin haklarını savunmak yeterlidir. Zaten bu yasadan önce Tayyip Erdoğan “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” demiş ve ondan fazla çocuk ya da çocuk yaşta genç öldürülmüştür. 2006’daki Amed serhildanı sonrası Kürdistan’da faşizmi kurumlaştıran AKP Hükümeti Gezi direnişleri sonrası da Türkiye’de faşizmi kurumlaştırmaya çalışmaktadır.
Türkiye’nin temel anayasası da, ceza kanunu da terörle mücadele yasasıdır. Anayasa ve yasalarda demokrasinin olup olmadığı muhaliflere yaklaşımla belli olur. Türkiye’nin temel muhalif güçleri ise Kürtlerdir. Kürtler için anayasa ve yasa ise terörle mücadele yasasıdır. Bu yasa değişmediği gibi, gerektiğinde Kürtler için en faşist düzeyde uygulanıyor. Bu yasa Kürtlerin üzerinde Demokles’in kılıcıdır. Bu yasa kökten değişmeden kim Kürtler için demokratikleşme adımları atılacağından ya da atıldığından söz edebilir?
Seçim barajı sadece Kürtler için değil, tüm Türkiye için demokrasi önünde engeldir. Tabii şimdiye kadar Kürtler meclise fazla girmesin diye baraj düşürülmüyordu, şimdi ise “Tüm Türkiye’de demokratik güçler, demokratik siyasal mücadele alanına girmesin” diye baraj konuyor. Erdoğan pişkin pişkin “Biz bu yasayı önümüzde bulduk” diyor. 12 Eylül kalıntısı bu yasayı neden 12 yıldır değiştirmiyorsun? Özrün kabahatinden büyük. Oy hırsızlığını yapmanın demokratikleşmeyle ne alakası olabilir?
Erdoğan yüzde on barajı yerine başka öneriler getiriyor. Barajı kaldıracağına yeni oyunlar yapıyor. Türkiye’de her iktidara gelen seçim sistemini kendine göre değiştiriyor. Zaten bu, demokratik olmayan zihniyetin dışa vurumudur. AKP başka öneriler sunarak kırk katır mı kırk satır mı diyor. Böyle öneriler getirmenin demokratikleşmeyle ne ilgisi olabilir? Bu bile AKP’nin paketinin demokratikleşme için yapılmadığını gösterir.
Erdoğan tüm faşistler gibi istikrar ve güçlü devletten söz ediyor. Tüm faşist liderler baskılarını meşrulaştırmak için istikrarı öne sürer. Erdoğan da aynısını yapıyor. Çünkü faşistlere göre toplum suskunsa, boyun eğiyorsa orada istikrar vardır. Bu istikrar değil, baskı düzenidir. Gerçek huzur, istikrar ve barış demokrasiyle sağlanır. Demokrasi, egemenleri zorlasa da ilk önce de bazılarını rahatsız etse de yerleştiğinde istikrar, barış, huzur ve kalkınma kısa sürede gelir. Tayyip Erdoğan iktidarı “İstikrar” derken kendi hegemonyasından söz etmektedir. Yüzde on barajının kaldırılmamasının tek nedeni budur. Tabii ki demokrasinin olduğu yerde demokratik zihniyette olmayanlar yerinde duramaz. Erdoğan da gerçek demokrasi gelirse yerinde duramayacağı kaygısıyla yüzde on barajını koruyor.
Erdoğan’ın paketinin içinde Kürt yoktur; Kürt iradesi yoktur. Pakette Kürt iradesiz, bir toplum olmayan ve muhatap alınmayacak, sadece hükümetin kendisine layık gördüğüyle yetinen ve köleliğe ve kültürel soykırıma mahkum olmuş bir varlıktır. Ama bu varlığın ne olduğu belli değildir.
Bu paketin propagandasını yaparken biz tek tipçi değiliz diyor. Hem de her gün tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak ve dil diyor. Başbakan söylüyor. Teşhir olacağından ve çok tepki göreceğinden tek dil demese de zihniyeti ve uygulaması da tek dilcidir. Zaten tek dil ve tek mezhep de diyor, ama bunu derse başına gelecekleri bildiğinden demiyor. Yoksa etnik olarak Türkçü olduğu gibi dinsel olarak da Sünni mezhepçidir. Aslında Türkçülüğünü Sünni mezhebiyle örtüyor. AKP’nin MHP’den farkı belki de budur. Siz bakmayın MHP’nin her gün AKP’yi eleştirmesine. Bu eleştiriler sadece AKP’nin Türkçülüğünü örtmek için yapılmaktadır. AKP de MHP eleştirileri üzerinden demokrasi güçlerini ve Kürtleri aldatmaya çalışmaktadır. AKP bilerek sürekli MHP ile ağız dalaşı yapmaktadır.
Soytarılık yapmayın!