"Söz bitti, kardeşlik yalan". Son günlerde sık sık duymaya başladığımız sözler bunlar. Hayatımızın her zerresini hedefine oturtan devlet şiddeti karşısında bu sözler yersiz ya da yanlış da görünmüyor üstelik. Evet, muhatap devletse, bugün söylenecek söz kalmadığı fikrine katılıyorum. Devlet eliyle kardeşlikse ancak yalandan olabilir zaten.
 Sözü bitiren devlet, Kürtleri, demokrasi güçlerini kendi minderine çekip orada boğmak istiyor dersek yanlış olmaz. Bunu başarabilir mi diye sormuyorum. Zira sadece laf olsun diye değil, inanarak diyorum ki bunu başaramaz. Geçen hafta İstanbul’da gerçekleştirilen "İrademe Dokunma" mitinginde etrafına biraz dikkatlice bakan herkesin görebildiği manzara ve son KCK operasyonlarına gösterilen tepkiler, bunun en yakın kanıtları.
Bu miting, metropollerde yaşayan Kürtlerin de yediden yetmişe korku eşiğini aştığının kanıtlarıyla yüzleştirdi bizi. Kitlenin ruh hali değil sözünü ettiğim, büyük bir gönül rahatlığı ile en radikal tutumu alabilen on kişi ya da iki kadın ya da iki genç ya da üç çocuk… Gezmeye gider gibi giyinmiş iki kadının, arkalarından gelebilecek faşist saldırıları ve etraflarını kuşatan polisleri hiç dikkate almaksızın önderliği sahiplenen sloganlarla miting alanına salına salına gidişleri mesela. Ya da sekiz dokuz yaşlarındaki üç çocuğun etrafı kuşatan polislerin yanlarına kadar gidip söyledikleri, muhtemelen kendi besteledikleri "ölene kadar Kürt’üz” şarkısı ve ardından sloganlarla polis arama noktasına gidişleri... Hepsinde aynı inanmışlık, aynı kararlılık, aynı korkusuzluk...
Yüzlerce yıllık despot yönetim anlayışının devamcısı AKP’nin,  Kürtleri imha edip kurtulmaktan başka yol bilmediğini inkar edecek kimse yok artık. Ancak bu arzusunu boğazına tıkayacak bir gücün gittikçe daha görünür bir hal aldığı da bir gerçek. Bu gerçeğin yarattığı korku, Erdoğan’ın Dêrsim Katliamı için "böyle bir gelenek varsa, gerekiyorsa özür dileriz ve diliyorum” kıvırtmalı söylemlerinin de nedeni. Bu yüzden hiç inanmaya inanmaya ve sanki aynı katliamcı soydan değilmiş gibi; nasıl ki 80 darbesinin idam ettiği gençlere gözyaşı döktü, nasıl ki gözaltında kayıplar konusunda birkaç kayıp yakını ile görüştü, bugün de Dêrsimliler üzerinden aynı şeyi yapıyor. Bir yandan korkusunu gizlemeye çalışıyor, öte yandan halkı kandırmaya ve Kürtleri bölmeye çabalıyor.
Erdoğan’ın kıvırtmalarına Bahçeli'den gelen yanıtsa, çıplak gerçeğin ta kendisi. "Devletin böyle bir geleneği yok. Ha Dêrsim de katledilenler, ha PKK. Dileyeceksen, bu meseleyi ortaya attığın için devletten özür dile” söylemini, bugün devletten ve iktidardan demokrasi beklentilerine güzel bir yanıt olarak kabul ediyorum.
 Halkına karşı şiddet uyguladığı için Suriye yönetimine ahkam kesen AKP iktidarının yalandan demokrasisinin yerle bir olduğu bugün, inanıyorum ki halkların kardeşliği ve onuru için umutvar şekilde yükselen mücadele daha da fazlasına, savaşı dayatan devleti ve iktidarı alaşağı edecek kudrete gebe.