
Demokratik Birlik Partisi (PYD) Avrupa Temsilcisi Zuhat Kobanê, DAİŞ’le işbirliği yapan Türkiye’nin Rojava’ya dair emelleri, Erdoğan ile Davutoğlu’nun tehditkar açıklamaları, Türk devletinin Rojava’ya yönelik saldırıları, Kürtlerin ABD ve Rusya’yla ilişkileri, Viyana’da yapılan Suriye görüşmeleri ve Suriye’ye dair çözüm önerileri ile 1 Kasım Dünya Kobanê Günü’ne dair sorularımızı yanıtladı.
Obama’nın DAİŞ’le mücadelede özel temsilcisi John Allen, ‘Türkiye YPG ile ilişkimizi yönetmek istiyor’ dedi. Sizce Türkiye ne yapmak istiyor ve neden ABD ile Kürtlerin DAİŞ’e karşı işbirliği yapmasından bu kadar rahatsız?
Türkiye aslında kendi durumundan kaygılı. Yani Rojava’da gelişen özerklik durumunun Türkiye’ye yansımasından kaygılanıyor. Türkiye halen eski politikalarında ısrar ediyor. Türkiye’nin Suriye politikası DAİŞ üzerine kurulu. DAİŞ aracılığıyla Suriye’de müdahale etmek istiyor.
En son Girê Sipî kurtarıldığı zaman Türkiye bundan çok rahatsız oldu. Çünkü orada DAİŞ‘in nefes borusu kesildi ve Türkiye’nin DAİŞ’e yardım ulaştırması engellenmiş oldu. Şimdi bir tek Cerablus kaldı. Türkiye, şimdi de olası Cerablus operasyonunu engellemek için ‘biz PYD’yi vurduk, vuracağız’ açıklaması yapıyor. Türkiye biliyor ki Rojava’da özerklik gelişirse, kantonların tümü birleşirse, Suriye demokratikleşmeye bir adım daha yaklaşacak. Suriye’nin çözümü bu model ile olacak. Bu da Türkiye’nin Suriye’ye dair tüm senaryolarını boşa çıkartır.
Türkiye Kürtler güçlenmesin diye elinden geleni yaptı. DAİŞ, Kobanê’ye saldırdığında Türkiye’nin kentin düşmesi için yapmadığı şey kalmadı. Erdoğan’ın ‘Kobanê düştü, düşecek’ sözleri de Türk devletinin DAİŞ’i verdiği desteği ayyuka çıkardı.
Türkiye’nin planı DAİŞ eliyle Kobanê’yi düşürmek ve sonraki adım olarak da Efrîn ve Cizîr’e yönelmekti. Ancak Kobanê direnişle yanıt verip, zafer kazanınca tüm planları alt üst oldu. Bunun için de savaştan dolayı büyük bir yıkımı uğrayan Kobanê’ye yönelik ambargo uygulamaya başladı. Türkiye’nin planı, gerekirse Rojava’ya müdahale etmekti ancak uluslarası güçler buna izin vermedi. Bunu da başaramayınca, DAİŞ aracılığıyla Kürtlere yönelik katliamlara girişti. Kobanê, Suruç, Amed ve Ankara katliamları bu planın ve DAİŞ-Türkiye kirli ilişkilerinin ürünüdür.
Halen de Türkiye’nin Rojava’ya dair kirli emelleri vardır. Dikkat ederseniz Türkiye’nin son dönemlerde DAİŞ‘e verdiği moral ve güç ile birlikte Türk ordusunun da YPG/YPJ güçlerini hedefleyen taciz atışları ve saldırıları arttı. Tüm bunlar ile Türkiye aslında DAİŞ’e mesaj veriyor, ‘Biz sizdeniz ve YPG’ye karşıyız’ diyor. Türkiye eşittir DAİŞ’tir. Erdoğan ile güdümündeki AKP eşittir DAİŞ‘tir. 7 Haziran seçimlerinden HDP’nin başarılı çıkması sonrasında AKP’nin Kürdistan’daki uygulamaları da DAİŞ‘i aratmadı. Aynı yöntemlerle Kürt halkına saldırıldı ve saldırılmaya da devam ediyor.
Ama mermi namludan çıktı bir kere. Rojava’da yürürlüğe konan sistemle Türkiye’nin şimdiye kadar Kürtlere uyguladığı inkar ve imha politikaları da son verilecek.
Türkiye’nin asıl korkusu işte budur. Çünkü kendi sonunun Rojava’da olacağını biliyor. Bundan dolayı rahatsızdır, bundan dolayı Rojava’ya, PYD’ye ve HDP’ye aynı anda saldırıyor. Ama Türkiye şunu görmüyor, görmek istemiyor. Aslında Rojava’da gelişen model Türkiye’nin de yararına. Çünkü bu model halkların bir arada barış içinde yaşabileceğini gösteren çok iyi bir örnektir. Demokratik Özerklik modeli Türkiye için de bir model olabilir. Ama Türkiye bu sisteme yanaşmıyor çünkü Rojava’daki sistem, Türkiye ve Kürdistan’da yüzyıldır yürütülen inkar ve imha sistemini de temelden sarsacak niteliktedir.
Davutoğlu ve Erdoğan’ın PYD’yi hedefleyen tehditkar açıklamalarını Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırıları izledi. Hatta Davutoğlu ‘Devamı da gelir ayağını denk alsınlar’ gibi tehditkar sözler de etti partinizi hedefleyerek? Ne dersiniz bu konuda?
Erdoğan hala eski mantelitesinden vazgeçmiş değil. Erdoğan’a göre o Osmanlı Sultanı’dır ve tüm Ortadoğu’ya da müdahale hakkı var. Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi tüm uluslararası yasaları çiğneme manasına geliyor. Türkiye’nin sınırı aynı zaman da NATO’nun sınırıdır. Türkiye eğer Suriye’ye müdahale ederse Rusya’yı da karşısında bulur. Rusya da bunu defalarca açıkladı. Tüm bu nedenlerden dolayı Türkiye’nin, Suriye’ye direkt olarak askeri bir müdahalede bulunmaya cesaret edeceğini sanmıyorum. Bunu seçim propagandası olarak kullanıyorlar. İkinci olarak DAİŞ’e moral vermek için bu açıklamaları yapıyorlar.
Peki bir saldırı olursa ne olur?
Olursa da Rojava halkı kendini savunur. YPG/YPJ güçleri nasıl DAİŞ’e karşı direndiyse Türkiye’ye karşı da savaşır. Bu meşru bir haktır. Uluslararası yasalara göre de saldırıya karşı herkesin kendini müdafaa hakkı vardır ve bu meşrudur. Türkiye saldırırsa Rojava da meşru müdafaa hakkını sonuna kadar kullanılır.
‘Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi, ülkedeki savaşta askeri ve diplomatik dinamiği değiştirdi ve ABD’yi epeyce geride bıraktı’ yorumları yapılıyor katılır mısınız buna?
Rusya, Beşar Esad rejimini ayakta tutmak için Suriye’de hava operasyonlarına başladı. Çünkü Rusya’nın Suriye’de ve Ortadoğu’da stratejik amaçları var. Eğer Esad devrilirse Rusya’nın Suriye’de dolasıyla da Ortadoğu’da hiçbir etkisi kalmaz. Putin yönetimi de bunu çok iyi bildiği için Suriye’de daha aktif bir politika izliyor. Rusya aslında Suriye üzerinden bir nevi ABD ile NATO’ya da meydan okuyor. Rusya ve ABD arasında Suriye’de çıkabilecek olası bir çatışma 3. Dünya Savaşı’na dahi neden olabilir.
Rusya’nın Suriye’ye müdahalesini destekliyor musunuz?
Biz DAİŞ’e karşı yapılan tüm askeri operasyonları destekliyoruz. Ancak bu askeri operasyonlar Suriye’de siyasi çözümü de beraberinde getirmeli. Bu olmazsa DAİŞ‘e karşı yapılan operasyonlar Beşar Esad’ın güçlendirmekten başka da bir işe yaramaz. Kürtler dahil olmak üzere tüm halklara zulüm uygulayan Esad rejminin elinin güçlenmesi de tehlikelidir.
Suriye için çözüm öneriniz nedir?
Biz siyasi çözüm olarak federal, demokratik bir Suriye’nin inşasından yanayız. Ne mezhepçilik ne de milliyetçilikten yanayız. İkisi de Suriye’yi kaosa götürüyor. Bizim istediğimiz demokratik Suriye ile demokratik ulusun inşa edilmesidir. Halkların barış içinde beraberce yaşaması ancak bu projeyle mümkün.
Son dönemlerde PYD olarak Rusya ile yakın temas halindesiniz? Moskova’da temsilcilik de açılacak yakın zamanda. Bu diplomatik işbirliği askeri işbirliğine evrilir mi?
Moskova’dan son dönemlerde gelen ‘PKK ve PYD’yi terör örgütü görmüyoruz’ yine ‘YPG, Suriye’de DAİŞ’e karşı savaşan en etkili güçtür’ gibi açıklamalar, Rusya’nın, Kürtlerle işbirliğini geliştirmekten yana olduğunu gösteriyor. Rusya, Kürtlerin Suriye ve Ortadoğu’da önemli bir aktör olduğunu görerek, ilişkilerini daha da geliştirmek istiyor. Ancak, Rusya Kürtlerle kurulacak ilişkileri stratejik olarak ele almalı, sözleri sadece propagandadan ibaret olmamalı.
Kürtlerin ABD ve Rusya’yla ilişkileri tüm bu denklemde nasıl seyreder?
Biz Suriye’de ‘üçüncü yolu’ seçtik. Kim ki Kürtler ile Suriye’deki diğer halkların menfaatine dair çalışmalar yaparsa biz onlarla ilişki kurarız. DAİŞ’e karşı mücadelemizi kim desteklerse, onlarla ilişki içinde oluruz. Avrupa, ABD, Rusya kim destek verirse biz onunla çalışırız. Dengeli bir siyaset yürütürek, halkımızın menfaatine olanı yaparız.
Rusya ile son dönemlerde yakın temas halindeniz? Diplomatik işbirliği askeri işbirliğine evrilir mi yakın zamanda?
Kürtlere yönelik müthiş bir saldırı var. Özellikle de uluslararası bir terör örgütü olan DAİŞ’ten yoğun bir saldırı var Kürtlere. DAİŞ’i terörist gören ve ona karşı savaşan güçlerin, DAİŞ’e karşı en büyük savaşı veren YPG/YPJ’yi desteklemesi gerekir.
Rusya şimdi kadar somut hiçbir destek sunmadı Kürt güçlerine. Destekleri sadece açıklamalarla sınırlı kaldı. Rusya, ‘Kürt sorunun çözülmesi gerekir’ diyor ama bunun için gerekli pratik adımları da atmıyor. Rusya isterse Kürt sorununun çözümü için Esad rejimi üzerinde baskı uygular ve sonuç alır. Fakat Rusya henüz bu konuda somut bir adım atmış değil.
Rusya’dan sözlerini pratiğe dönüştürmesini bekliyoruz. Eğer ‘DAİŞ’e karşı savaşan tek güç YPG/YPJ’ diyorlarsa o zaman bunun gereğini de yapmaları gerekir. Aksi halde sözleri propagandadan öteye gitmez.
Peki ABD ile ilişkiler?
Amerika için de aynı şey geçerli. ABD ile YPG güçleri Suriye’de DAİŞ’e karşı birlikte savaşıyor. ABD askeri açıdan da YPG’yi kısmen destekliyor. Ama bunlar yeterli değil.
Çünkü bu işbirliği siyasi bir birlikteliğe dönüşmüş değil. Türkiye’nin itirazları nedeniyle ABD siyasi bir adım atmıyor.
Amerika madem ‘DAİŞ’e karşı mücadelede hem Türkiye ile hem de YPG ile dengeli bir ilişkiyi sürdürmeye devam edeceğiz diyor’, o halde siyasi olarak da adım atması gerekiyor. YPG/YPJ sadece DAİŞ‘e karşı savaşan askeri bir güç olarak görülemez. YPG/YPJ bir halkın savunma gücüdür aynı zamanda ve Kürt halkının da siyasi talepleri var.
Rusya da ABD de Rojava’da yürürlükte olan Demokratik Özerklik sistemini ve kantonları tanımalıdır. Bizim beklentimiz budur.
Rusya da verdiği sözleri pratiğe geçirmeli. ABD’nin siyasi, Rusya’nın askeri olarak Kürtleri destekleme konusunda eksikleri var. Bu yönde adım atmaları için iki güçle görüşmeye devam ediyoruz.
Herkes Kobanê için alanlarda olmalı
1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nde dünya çapında gösteriler yapılarak Kobanê’nin yeniden inşası için ambargonun kaldırılması istenecek. Sizin çağrınız ne olur?
1 Kasım’da iki önemli gelişme olacak. Türkiye’de çok önemli görülen genel seçimler yapılacak, diğer taraftan tüm dünyada ise Kobanê için eylemler organize edilecek. DAİŞ’e karşı nasıl Kobanê desteklendiyse, 1 Kasım seçimlerinde de HDP desteklenmeli.
Öte taraftan dünya halkları da savaşta yıkıma uğrayan Kobanê’nin yeniden inşa edilmesi için Kürtlerden desteğini esirgememeli.
Türkiye de resmi sınır kapısını istediği zaman açıp kapatamaz. Bizim resmi haklarımız var. Rojava’ya uyguladığı ambargoya son vermesi için Türkiye üzerindeki uluslararası baskı artırılmalı.
Nasıl ki, DAİŞ saldırdığında verilen destekle Kobanê zafere gittiyse, bu kez de yeniden inşa için aynı destek gerekli. Kobanê’yi yeniden inşa etme görevimiz önümüzde duruyor. Demokratik güçler başta olmak üzere herkes bunun için kendini sorumlu görmeli ve gereğini yerine getirmeli.
Viyana’da toplanan güçlere çağrı: İç dinamiklersiz çözüm çıkmaz
Viyana’da yapılan ikinci Suriye görüşmelerine ilk kez İran da katılıyor. Esad’lı geçiş süreci planının masada olduğu bu zirveden çözüm çıkar mı sizce?
Savaşın başlamasından beri yani son 4,5 yıldır Suriye’ye çözüm bulmak için hep uluslararası toplantılar, görüşmeler yapılıyor. İran da Ortadoğu’da temel bir aktör, onun da görüşleri alınmak isteniyor. Ancak bizce bu toplantıdan da bir sonuç çıkmaz. Sorunu çözemiyorlar çünkü katılımcı ülkeler Suriye’de çıkar çatışması yaşıyor. Eğer gerçek bir çözüm isteniyorsa öncelikle Suriye’nin iç dinamikleriyle görüşülmeli. İç dinamiklere sorulmalı ‘nasıl modelle çözüm bulunur’ diye.
Uluslararası güçler ne kadar toplantı yaparlarsa yapsınlar, Kürt sorununu ortada bırakır, Suriye’deki diğer halkların sorunlarını dikkate almaz ve Suriye’yi demokratik bir ülke haline getirecek bir projeyi ortaya koyamazlarsa soruna çözüm bulamazlar.
Dış güçler kendi çıkarları yerine halkların menfaatlerini esas almalılar. Eğer bu güçler bunu yapmazlarsa halklar da eski halklar değil, kendi gelecekleri için savaşacaklardır.
Diplomaside ikinci aşamadayız
Moskova, Berlin ve Paris’te Demokratik Özerk Yönetim temsilcilikleri açılacağı duyuruldu. Moskova’da başvuru yapıldı; Berlin ve Paris’te son durum nedir? Yeni temsilcilikler de beklemeli miyiz?
PYD olarak diplomasi çalışmalarında şu anda yeni bir döneme girmiş durumdayız. PYD’nin 6. Kongresi’yle birlikte artık Rojava ile sistemimizi tanıtmaya ve uluslararası alanda ilişki kurmaya endeksli diplomatik çalışmamızı ikinci bir aşamaya taşıyoruz. Diplomatik çalışmalarımızın sonuçlarını pratiğe dönüştürme dönemindeyiz.
Temsilciliklerin açılmasını da bu kapsamda görüyoruz. İmkan olan her yerde temsilciliklerin açılması için girişimlerde bulunacağız. Bu konuda eskiye oranla daha iyi sinyaller alıyoruz görüşmelerimizde.
ÇİÐDEM DEMİREL/HABER MERKEZİ