Bugüne dek 12 Eylül'e dair çok şey yazıldı, söylendi. Bu konuda asıl konuşması gerekenler, 12 Eylül'e karşı her cephede direnenlerdi. Nevin Berktaş'ın "12 Eylül: Darbe, Yenilgi, Direniş" adlı kitabında, direnenler konuşuyor. 12 Eylül'ün sadece kan ve vahşetten ibaret olmadığını, aynı zamanda direniş manifestolarının yazıldığı bir dönem olduğunu ortaya koyuyor. 20 yıldan fazla cezaevlerinde kalan siyasi kadın tutsak Nevin Berktaş tarafından hazırlanan kitap, geçtiğimiz günlerde Yediveren Yayınları'ndan çıktı. Berktaş ile kitaba ilişkin konuştuk.

Kitap, hangi ihtiyacın sonucu ortaya çıktı?

'Darbe, Yenilgi, Direniş 12 Eylül' kitabını, 'yargılanıyor' görüntüsü verilerek 12 Eylül'ün aklanmaya çalışıldığı ve daha kimsenin konuşmaya cesaret edemediği bu süreci, devrimci ve komünistlerin ağır bedeller ödeyerek çürüttüğü argümanların yeniden ısıtıldığı bu dönemde böyle bir kitaba ihtiyaç var düşüncesiyle çıkardık.

Daha çok neyi amaçladınız?

12 Eylül'ün sözde yargılanma sürecini, bu göstermelik davanın amacını, kimler tarafından ve kime karşı tezgahlandığını, işçi ve emekçilerin, komünist ve devrimcilerin nelerle karşılaştığını anlattım kitapta. İşkenceleri, yasaklanan grev ve direnişleri, idamları, kurşuna dizmeleri, gözaltında katledilen ve kaybedilenleri anlatarak 12 Eylül'de söylendiği gibi mücadelenin bıçak gibi kesilmediğini aksine kıyasıya bir mücadele içine girildiğini ve mücadelenin yenilgi almasının sebeplerini gösterdim.
Çünkü tarihimiz ateş altında. Her yandan kuşatılarak bilinçler karartılmaya çalışılıyor. Cunta yıllarında esamesi okunmayanlar, hatta devrimcilerin karşısına geçip cuntaya alkış tutanlar 'mağdur' rolüne bürünüp veya 'kahraman' edalarında bol bol konuşurken o dönem canları pahasına direnmiş olanların susması olmazdı. Bu kitapta asıl konuşması gerekenler konuştu.

Kitabınız için bir 'anı kitabı' demek doğru olmaz o halde?

Aksine, herkesin sustuğu günlerde direnenler öne çıkıyor ve günümüze de ışık tutuyorlar. Çünkü, kitabımda, 12 Eylül'ü o gün olduğu gibi bugün de direnenlerin yargılayacağını anlatıyorum. Birçok ülkeden farklı olarak bizim ülkemizde askeri faşist rejim geniş kitlelerin katılımı ile yargılanamadı ne yazık ki. Bunu başarmanın önemli bir ayağını direnenlerin haykırdığı doğruların, toplum içinde yayılması ve yankı bulması oluşturur. Bu nedenle, en çok da bize ölümsüz bir vasiyet bırakan ve ölen ama yenilmeyen arkadaşlarımızın sesi duyulsun istedim. Dolayısıyla, en zorlu zamanlarda inançlarından ödün vermeyip dayanılmaz işkenceleri yenenleri hatırlatarak 12 Eylül'ün sadece vahşi işkencelerden ibaret olmadığını ve ona karşı direniş manifestoları yazıldığını anlattım. Burjuvazinin yaymak istediğinin aksine 12 Eylül'ün yükselen halk hareketini bastırmak için tezgahlandığını, 'sağa da sola da' değil, asıl olarak topluma önderlik eden devrimci ve komünistleri, örgütlü bir güç olarak rejimin karşısına dikilen Kürt ve Türk işçi ve emekçileri ezmek için askeri faşist bir rejime ihtiyaç duyulduğunu hatırlattım. Tarihimiz ateş altında kalıp masaya yatırılınca bunları yeniden hatırlatmak gerekiyordu çünkü.
Yeni kuşakların 12 Eylül hakkındaki bilgisizliğine güvenerek atıp-tutanlar karşısında da genç nesillerin elini güçlendiriyor kitap. 30 yıldan fazla bir zaman da geçse, halka karşı yapılmış bir cellatlık rejimi olan 12 Eylül faşizmi üzerinde tekrar tekrar durmak ve o karanlık yıllarda başını dik tutarak karşı duranları sürekli anlatarak direnenlerin unutturulmasına ve gerçeklerin gizlenmesine izin vermemek gerekiyor. Aksi halde gerçek anlamda 12 Eylül yargılanamayacak.

Direnenlerin yanı sıra teslim olanları da anlatıyor mu kitap?

Tabii ki, sadece egemen sınıfların saldırıları değil, o gün teslimiyet çizgisine savrulanların bugünkü çarpıtmaları da cevapsız kalmamalıydı. Çünkü bir yanda direnenle, bir yanda teslim olanlar vardı. Teslim olanların aynı zamanda bugün hala 12 Eylül ile gerçek anlamda hesaplaşmanın başarılamamasında da payları büyük oldu. Kitap kıran kırana mücadele edenleri konuşturuyor ki, geleceğe önemli bir direniş mirası bırakan o gün direnenlere bugünün gözüyle de bakılabilsin ve doğru sonuçlara varılabilsin. Dolayısıyla 12 Eylül gibi bir tezgahın, devrimci bir rotada ilerleyen bir halk hareketi yaratılamadan yargılanamayacağı anlaşılabilsin.


SUNA KÖSE/LONDRA