“Ben Arapım. Oğlum PKK gerillası olarak şehit düştü. Okula falan gitmedim. Okumam yazma yok. Sizler gibi çok kitap da okuyamadım. Çok güzel konuşamam. Ama biz her şeyi sokakta öğrendik. Devleti-orduyu-polisi sokakta öğrendik. Adaletsizliği, zulmü ve her şeyi sokakta öğrendik. Mücadeleyi sokaklarda öğrendik, ne kazandıysak sokakta kazandık. Evde oturmayalım, özgürlüğümüz için sokaklara çıkalım. Barışı da özgürlüğü de sokakta kazanacağız.”
Uzun süre alkışlanan bu kısa konuşma dönemin en çarpıcı değerlendirmesiydi.
Uzun mücadeleler sonucu bölgede ve Türkiye’de taşlar yerinden oynamıştır. Artık eski düzeni sürdürmek olanaksızdır. Bölgede etkili olmak isteyen süper güçler de, bölgesel gericilikler de bir çıkmaz içindedir. Ne eskiyi sürdürmek olanaklıdır ne de yeniyi kendi isteğine göre kurmak kolaydır. Gerçi dünyayı ve bölgeyi kendi çıkarlarına göre planlamaya çalışanlar bundan vazgeçecek değildir. Ama artık işleri hiç de kolay değildir. Çünkü karşılarında her şeye boyun eğen mazlum-yılgın bir kalabalık değil, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkan halklar vardır. Bu durum çatışmaları şiddetlendirmekte ve halkların özgürlük umutlarını da arttırmaktadır.
Halkların mücadelesi yükseldikçe iktidar bloğu da çatlamaktadır. Egemen kesimler “Gemisini kurtaran kaptan” anlayışıyla kendi telaşına düşmektedir. İktidarlarını eskisi sürdüremeyeceğini anlayanlar, postu kurtarma ve yeni düzende yer kapma telaşına-kavgasına düşmüştür. Hızla tırmanan cemaat-AKP çatışmasını bir de bu açıdan okumak gerekiyor.
Egemen çevrelerin diline doladıkları bir kelime var: İşlerine gelmeyen her şeye “manidar” diyorlar. Hırsızlık-soygun iddiaları ayyuka çıkmış. Ama bunlar gerçek mi-değil mi diye cevap vermesi gerekenlerin söylediği şey:
Operasyonların zamanlaması manidar.
Elbette siyasette zamanlama çok önemlidir ve bütün zamanlar manidardır.
AKP’nin kurulması ve iktidara getirilmesinin zamanı, Cemaat ile ittifakı da çok manidardı.
Gezi direnişinin zamanı da manidardı.
Türkiye’de ilk defa yolsuzluk hırsızlık olmuyor. AKP iktidarındaki ilk yolsuzluk soygun olayı da, 17 Aralık operasyonlarıyla ortaya çıkanlar değildir. Cemaatin devlet içindeki paralel örgütlenmesi de bir sır değildi. Yıllar önce bu konuda kitaplar yazıldı ama yazanların hepsi boyladı. Ahmet Şık’ın deyimiyle dokunan yandı. Şimdi devlet içindeki bu çete örgütlenmesine yönelik operasyonlar yapılıyor. Bu operasyonların zamanlaması da çok manidardır.
Zaten memlekette ve dünyada olup biten her şey çok manidar:
30 senedir savaş sürerken PKK ve Kürtleri suçlayanlar, PKK’nin silah bırakmasını isteyenler şimdi de demokratik-barışçı çözüm sürecine aynı şiddetle karşı çıkıyorlar: Zamanlamaları çok manidar.
Yine şiddetli savaş yıllarında bunu görmezden gelen büyük devletlerin, barışçı çözüm gündeme gelince PKK’yi terörist listesine alıp saldırıya geçmeleri de manidar.
Atatürkçülük-laiklik diye memleketi ayağa kaldıranların, şimdilerde Cemaat ile ittifakları da manidar.
PKK, uzun yıllardır Avrupa’da hiçbir şiddet eylemi yapmadığı halde, Sakine-Fidan ve Leyla yoldaşların Paris’in ortasında katledilmeleri ve katliamın üzerindeki siz perdesinin hala kalkmaması da manidar.
Rojava halkı, Kürt, Arap, Ermeni, Asurisi, Türkmen ve Müslüman-Hıristiyan-Êzîdî hep birlikte bir bütün olarak mücadele ediyor. Cizîrê Kobanê ve Efrîn kantonları özerkliklerini ilan etti. Ama demokrat geçinen büyük devletlerin hepsi birleşip bu yönetimi yıkmaya çalışıyor. Bu halkın dışında Cenevre’de konferans düzenliyor. Bu da çok manidar.
Türkiye bir seçim sürecine girmiş bulunuyor. Bu seçimler de çok manidar olacak. Bütün antidemokratik baskı ve saldırılara rağmen bu seçimlerin sonuçları çok önemli olacak. Bu nedenle tüm ezilenler ve demokrasi güçleri meşru hakları için sokaklara.
Mardinli ananın söylediği gibi ne kazanırsak orada kazanacağız. Barışı ve özgürlüğü de...
Artık tüm halkların ve ezilenlerin de söz hakkı var.
Söz halkların
29-30 Haziran 2013 tarihinde, Brüksel’de gerçekleştirilen Demokrasi ve Barış Konferansı’nda en anlamlı-etkili konuşmayı Mardinli bir ana yapmıştı: