
DTK eşbaşkanlığına Selma Irmak’la birlikte seçilen Hatip Dicle ile DTK kongresinin ertesi günü Amed’in Ofis semtindeki DTK binasında buluştuk. Dicle, DTK’nin yeni dönemde yapacaklarını anlattı.
Kongre ile birlikte DTK’nin yeni bir misyon tarifine gittiği söylenenler arasında. Yeni dönem DTK’nin bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?
DTK biliyorsunuz 2007 yılında Sayın Öcalan’ın bir projesi olarak başladı aslında. Yani 1999’da esir edilmesinden, rehin alınmasından sonra, müthiş bir yoğunlaşma yaşadığını ifade etti. Artık yepyeni bir paradigma süreci başlanacağını ilan etti. Yepyeni dönem başladı; öz olarak demokratik Türkiye cumhuriyeti ve özerk demokratik Kürdistan. Böyle bir ana program hedefi belirledi.
Tabi biz uzun yıllar demokratik özerkliğin ne olduğunu, daha önceki sistemlerden ne farkı olduğunu anlatmaya çalıştık. Uzun zaman bunu yaptık. Demokratik özerklik nedir? Demokratik ulusla neyi kasdediyoruz? DTK niçin vardır? Bunlar belli ölçülerde anlaşıldı. DTK yürüyüşü 2007 yılında başladı. 2009 yılında çok ağır operasyonlara tabi tutulduk. Siyasi soykırım operasyonları olarak adlandırdık o operasyonları. Ve bundan en büyük darbeyi de Demokratik Toplum Kongresi örgütlenmesi aldı. Yani adeta bugünkü “paralel devlet” denen Fettullah Gülen Cemati, Kürdistan’da gelişmesinin önünde bizleri en büyük engel görerek, AKP’nin de onayını alarak, (biliyorsunuz o zaman koolisyon halindeydiler) fiilen bir soykırım operasyonu yürüttüler. Binlerce Kürt siyasetçisi içeriye alındı. Öyle olmasaydı, o 5 yılımız çalınmasaydı, belki biz şu an yeni bir aşama değil, daha farklı şeyleri tartışacaktık.
Nedir ‘yeni aşamadan’ kastettiğiniz?
DTK yeni bir çalışma programı önüne koyuyor ve yeni bir aşamaya geçtiğini ilan ediyor. Bunu Sayın Öcalan proto Kuzey Kürdistan Meclisi olarak tanımlar. Yani henüz çekirdek, ruşeym halinde anlamında. Bunun önce zihni temelleri yaratılmaya çalışıldı. Bu konuda Kürdistan’daki bütün farklı halklarla ve inançlarla ilişkiye girdik. Demokratik ulus anlayışıyla böyle bir meclisleşmeye gidelim istedik. Bugünkü temsili demokrasi artık sorgulanır halde. Çünkü 5 yılda temsilcileri seçeceksiniz, onlar gidecek sizi yönetecek, siz ise politikadan, kendi kendini yönetmeden sorumlu olmayacaksınız. Artık bu temsili demokrasi bütün dünyada sorgulanıyor. Katılmcı demokrasi ya da adını radikal demokrasi diye koyduğumuz, doğrudan demokrasi modellerini yaratan sistemlere ihtiyacımız var. Onun içinden belli bir model önerdik. Bir sefer köylerden başlayarak ilçeler, iller ve bölgeler... Çünkü biz özerkliği bölgesel sistemler üzerinden düşünüyoruz. Mesela Kuzey Kürdistan’ı 5 ayrı bölgeye ayırdık. Biliyorsunuz Botan bölgesi, Serhat Bölgesi, Amed Bölgesi, Dersim Bölgesi ve Güney Batı...
Bu 5 bölge de kendi içinde özerk mi olacak?
Evet. Beş bölge de kendi meclisleri, kendi icra kurulları olan, aynen meclis tarzı komisyonları olan birimler olacak. DTK aslında bu 5 bölgenin en üst çatısıdır. Eğer biz yarın Halkların Demokratik Kongresi (HDK) olarak bütün Anadolu’da, Karadeniz’de, Akdeniz’de, Ege’de yani her yerde örgütlenirsek, o zaman bizim özerk Kürdistan dediğimiz kendi kendini yöneten Demokratik Toplum Kongresi, HDK çatısı altında Anadolu’yu da Kürdistan’ı da temsil eden bir modele evrilecek. Yani bu Türkiye’ye anayasal anlamda önerdiğimiz adeta biraz İspanya’ya benzeyen ama ondan daha derin radikal bir demokrasiyi örgütleyen bir model... Katalan diyor ki ben bağımsız olacağım, refaranduma gidiyor. Ama dikkat ederseniz bir konsensus var aralarında silah ve şiddet asla devrede yok. Bu çok önemli.
Bu konsensus şu an burada var mı?
Bunu çözüm süreciyle ilişkilendirerek söyleyeyim; DTK ve HDK projeleri hepsi çözüm süreciyle at başı giden süreçler. 2009’da bir tıkanma oldu. Sayın Öcalan’ın büyük sabrıyla belli bir yere kadar götürüldü. Ondan sonra bir buçuk yıl çok kanlı bir süreç yaşandı; 2011 ve 2012’de. Daha sonra devlet aklı en azından şunu kavradı. Yani vurmayla, kırmayla, şiddetle Kürt sorunu çözülemez. Nasıl çözülebilerden ziyade, en azından “böyle çözülemez” noktasına vardılar. Bundan sonra biliyorsunuz 2009’da başlayan diyaloglar şimdi biraz daha derinleşmiş hatta demokratik müzakereler aşamasına evrilmenin arifesindedir. Öyle bir beklenti içindeyiz. Şimdi dolayısıyla bu son çıkan çerçeve yasaları falan hepsi neyi hedefliyor; Kürt sorununu demokratik siyasal yollarla çözmek. Kürtler diğer halklarla birlikte kendi kendilerini yönetmek istiyorlar. Diğer halkları dışlamadan, eşit haklarla bunu yapmak istiyorlar. Biz Demokratik Toplum projesini hem Kürdistani diğer halklara ve inançlara güven vermek açısından geliştiriyoruz. Hem de müzakerelerde belirli bir noktaya varılınca gerilla, belki gerilla tamamen devreden çıkacak, belki sınır dışına da çıkabilir. O zaman ne olacak? O boşluğu siyasal süreçler, siyasal örgütler dolduracak. İşte biz şimdi müzakere süreciyle birlikte ya da diyelim bu diyalog süreciyle birlikte, adına “çözüm süreci” denilen süreçle birlikte at başı bunu götürmeye çalışıyoruz. Yani devletten barış bekleme yerine, devleti barışa da zorlayan, devleti demokrasiye duyarlı hale getiren bir strateji izliyoruz.
Somut olarak nedir bunlar?
Somut örnek verelim: Yeni dönemde neler yapacağız? Örneğin model köyler seçeceğiz. Her farklı ilçelere bağlı model köyler. Bu model köylere, DTK modelinin ana fikrini aynen taşayacağız. O köyde mesela bir meclisimiz olacak. Köy meclisimiz. Muhtar zaten halk tarafından seçiliyor. Muhtar da o meclisin içinde olsun. Ya da onun ihtiyar heyeti de onun içinde olsun. Kürdistan köylerine gitsiniz şimdi ya sizi muhtarın evine götürürler ya da köyün ağasının evine gidersiniz. Önce bunu ortadan kaldırarak işe başlayacağız. İmece üsulüyle veya başka dayanışmalarla mutlaka her köyde bir köy meclisi binamız olacak. Daha sonra bütün bu çalışmalarımızı söz konusu köyde bu meclis üzerinden oturtacağız. Mekan çok önemli burada...
Bu köy meclisi ne yapacak?
Bir defa o köyde yaşayan 18 yaşından itibaren herkes köy meclisinin doğal üyesidir. Meclisin yapacakları hakkında oy hakkına sahiptir. Biz nasıl bir takım kurullar oluşturup çalışıyorsak o da aynı önce kendi kurullarını seçecek, kendi sorunlarını tartışacak. Siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel, çevre sorunları olabilir. Savaş yıllarında tahrip olan tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, ekonominin geliştirilmesi sorunları olabilir. Bütün bu sorunları insanların önce tespit etmesi çok önemli.
Köy diyelim sorunları tespit etti de, çözümlerini nasıl gerçekleştirecek?
Bunu bir örnekle açıklamaya çalışayım. Mesela DTK’nin bünyesinde bulunan Dil, Eğitim Komisyonu’muz, orada köylüyü şu konuda ikna etmeye çalışacak. Bakın sizin çocuklarınız gidiyor anadilde eğitim göremiyorlar. Türkçe eğitim varsın devletin okulunda görsün, biz ona karışmayacağız. Varsın devletin okulu orada devam etsin. Biz burada öğretmen kadroları transfer ederek haftanın belirli günlerinde veya diyelim devlet okullarına sabah 3-4 saat gidiyorlar, öğleden sonra ya da akşama doğru 2 saat çocuklarını orada Kürtçe alfabeyi öğrenmesi, Kürtçe masalları okuyabilmesi için belediyelerimizle birlikte kitap hazırlığı içine gireceğiz. Bununla neyi önleyeceğiz. Asimilasyonu önleyeceğiz. Varsın Türkçe’yi de öğrensin. Ama bunun dışında çocuğun yetişmesi ve hayata bakışını biz de çocuklarımıza vereceklerimizi vereceğiz.
Mesela tarım konusunda. Üniversitelerde bizim çok değerli yurtsever profosörlerimiz var. Köylüyle onları buluşturup nasıl ekolojik tarımı orada daha çok geliştirebileceklerini, çevreyi nasıl düzenleyebilecekleri yönünde, yani köylüyle sürekli ilişki içinde olan, ona bilinç taşıyan ama onların kendi kendini yönetmesine ikna yoluyla tam destek veren... Ve inanıyoruz ki zamanla artık kendi sorunlarını tespit eden, çözümünü de kendisi yaratan bir aşamaya ulaşacaktır. Yani devletten hep beklemeyen... Zaten demokrasi de kendi kendini yönetmek değil midir? İşte doğrudan demokrasi örneğini model alınan o köylerde uygulamaya koyacağız. Bu köylerde başarırsak bunu hızla tüm köylere yayacağız. Aynısını ilçelerde, mahallelerde de yapacağız. Yani şöyle yapmayacağız hele şu köyleri bitirelim sonra ilçe meclisleri kurarız. Hayır öyle olmayacak. Yani nerelerde hazırsak hemen meclisleşmeye gideceğiz.
Daha tartışacağız karar vermedik ama örneğin AB’nin hibe projeleri var. Türkiye’de buraya üye olmak isteyen bir ülke. Çokca da alınmayan böyle hibeler var. Bu projeler hayvancılığı, tarımı, turizmi geliştiren biçimde değerlendirilebilir. Bizim uzmanlardan oluşan Ekonomi Komisyonu’muz var. Bunlar sözü edilen köylerde nasıl pilot projeler geliştirebilirler bunu yapacaklar. Mesela ziraat mühendisleri arkadaşlarımız bize şunları anlattı. Öyle bitkiler var ki, ben şu anda adını bile telaffuz edemiyorum. Örneğin onları ihraç ürünü olarak oralarda ekebiliriz. Bunu yaparsak köylü 1 yıl içinde en azından belini doğrultur. Mesela ileride belediyelerimiz mali anlamda güçlenirse ki bunu istiyoruz. Sayın Öcalan’ın iki yasa önerisinden vazgeçmediğini biliyoruz. Bunu açık söylüyor. Biri Yerel Yönetimler Özerklik Yasası, diğeri Sivil Toplum Yasası. Yrel Yönetimler Özerklik Yasası giderek belediyeleri mali ve idari anlamda geliştirecek.
Bazı yerleşim yerleri ise pilot bölge olacak... Onlar hem çabuk olsun hem de örnek olsun diye seçilen yerler olacak. Mesela diyelim Kayapınar İlçesi’nin on köyünü seçeceğiz. Siyaset Akademileri de onun için burada rol oynayacak. Siyaset Akademileri de bu faaliyeti yürütecek kadrolar yetiştirecek. O kadrolar kendilerini bu faaliyet içinde ispatlayacak. Köylerde, mahallelerde halkın içinde kendisini ispatlamaya çalışacak. Böyle bir bütünsel çalışma. Şu sonuca vardık. Artık hedefimizi görecek bir biçimde şekillendirdik. Onu nasıl pratikleştireceğiz? Şimdi ikinci aşama dediğimiz yani bugün DTK’nin önüne koyduğu aşama artık bu pratikleşme aşamasıdır.
Bu dönemin yeni olanı bu mu?
Evet yeni olan bu. Yani bu aşamada artık belediyelerimiz, milletvekillerimiz, bizim partilerimiz ve sivil toplum örgütlerimiz bu demokratik özerkliğin mekanizmasının ne olduğu konusunda, amacın ne olduğu konusunda netleştiler artık. Şimdi önemli olan DTK’nin çatısı altında bu koordinasyonu sağlayarak hayatın her alanında pratikleştirmek.
Yarın: Ulusal Kongre, DTK kongresinin tartışma yaratan kimi kararları, Erdoğan ve Davutoğlu’nun üslubu...
OÐUZ ENDER BİRİNCİ/AMED