Cezaevinde yaşanan gayri hukuku yaklaşımlar, özellikle de Kürtçe üzerindeki yasaklama anlayışlarını Özgür Gündem aracılığıyla kamuoyuna duyurmak istiyoruz. Devletin ya da devleti yöneten hükümetlerin 24 saat vatandaşlarıyla iç içe olduğu, her şeyiyle yüz yüze olduğu ve her konuda direk muhatap olduğu tek kurum cezaevidir.
Yürürlükte olan ve çıkarılan her yeni kanunun üzerinde denendiği ilk yer yine cezaevleridir. Olumlu ya da olumsuz olan uygulamalar dışarıdaki haklar üzerinde zamanla etki ederken, tutuklu/hükümlüler üzerinde ise anında etki etmektedir. İnsanlar masum ya da “suçlu” olsun tutuklandıktan sonra her şeyiyle devletin namusudurlar. Elinde kendini savunabilecek her türlü araçtan yoksun olan cezaevindeki insanlar, bu tür yasa ve uygulamalara karşı tamamen savunmasızdırlar. Böylesi durumlarda tamamen devletin vicdanına emanet olurlar. Eğer ki devlet yönetimi antidemokratik ve vicdansız olursa, varın içerdeki insanların güvenliği ve yaşam şartlarını siz düşünün.
Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve geri kalmış ülkeler kıyaslandığında mulaka bazı farklar vardır. Örneğin gelişmiş ülkelerde düşünce ve inançlarından dolayı kimse cezaevinde bulunmazken, Türkiye gibi “gelişme” iddiasında olan ülkelerde ise bir puşu taktı ya da bir slogan attı diye yıllarca cezaevinde kalabilmektedir. Yine demokrasi ve insan hakları olanlarında gelişmiş ülkelerde basın yayın, sanat, edebiyat vb. alanlarda taktir edilip, destek görürken, Türkiye’de 21.yy’da 100 üzerinde gazeteci tutuklu ve hala kitap ve dergiler yasaklı sayılmakta, toplatma kararları verilmekte ve muazzam maddi-manevi cezalara çarpıtılabilmektedir.
2002 yılında önemli bir oy oranıyla iktidara gelen AKP Hükümeti bir çok söz ve iddialarla göreve başladı. Bu on yıllık iktidarı boyunca yaptığı tek şey mağdur rolünü oynayıp herkesi mağdur etmek olmuştur. Neredeyse her alandan kurumlaşmaya gitti, yani her yere kadrolarını yerleştirdi. İlk işi bir şiir okudu diye mahkum olan Erdoğan için yasa değiştirip Başbakan yapmak oldu. Jet hızıyla yasa çıkarıp Erdoğan’ı milletvekili yapanlar neredeyse 1 yıl geçmesine rağmen 8 milletvekilini rehine olarak cezaevinde tutmaktadır. Yani kendisi için bonkör olan AKP sıra muhalefete gelince çok keyfi, antidemokratik ve saldırgan davranmaktadır. Hükümetin bu hukuk dışı yaklaşımları sadece bu konuda böyle değildir. Hemen her konuda bu gibi uygulamaları görmek mümkün. AKP iktidarının yardakçısı olan kesimler “hiç mi bir şey değişmedi?” diye soranlara şunları söyleyebilirim; 90’larda insanlar evlerinden alınıp kaybedilirdi, şimdi ise sokak ortasında infaz ediliyor; daha önce insanların düşüncelerinden dolayı baskı vardı; şimdi giyim ve kuşamından dolayı da ceza veriliyor. Daha önce bir kurum ayrı ayrı Kürtlerin ve muhaliflerin üzerine gelirken; şimdi tüm kurumlar AKP’nin emri altında birleşmiş ve topyekün saldırmaktadır. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün, fakat bu bütün insanlık dışı uygulamaların bire bir halka uygulandığı, dolayısıyla bilindiği için uzatma gereği duymuyorum.
AKP hHükümeti her platformda ‘Kürtçe üzerindeki yasakları biz kaldırdık’ dediğini herkes duyuyor. Örnek olarak da bazı Kürtçe kitapların kültür bakanlığının desteğiyle basıldığını ve dağıtıldığını ifade etmektedir. Bunlardan bir tanesi ve en önemlisi Ehmedê Xanî’nin “Mem û Zîn” adlı eseridir. Biliyorsunuz gerek Kültür Bakanı, gerekse AKP’nin diğer yetkilileri böyle bir uygulamayı başlattıklarını açıkladılar. Bununla da Kürtçe üzerindeki yasakların kalktığını kamuoyuna göstermek için dile getirdiler. Ancak ne hikmetse AKP’nin serbest dediği “Mem û Zîn” kitabının bile Bafra Cezaevi’ne girmesi yasak. Bu da Kürtçe üzerindeki yasakların, nasıl kalktığını göstermektedir. Bu durumda AKP’ye bir tavsiyem var; ya “Benim Kürt kardeşim” dediği Kürtlerin dilinin üzerindeki yasakları kaldırarak kardeş olduğunu ispatlasın ya da yalan söylemekten vazgeçsin. Çünkü “devlet adamlarına” yalan söylemek yakışmıyor. Bugüne kadar uyguladığı yanlış politikalardan dolayı halkın içindeki inanırlığını kaybetmiştir. Bu güveni tekrar sağlamanın yolu yasakçı ve baskıcı uygulamalar değildir. Varolan sorunları muhataplarıyla müzakereye geçip yasakları kaldırıp, ölümleri durdurmaktır. Ve ‘kardeşim’ dediği Kürtlerin dili, kültürü, siyasi ve sosyal sorunlarını böylelikle çözmektir. Aksi taktirde Kürtler hem kendi sorununu çözer hem AKP’yi.
Bafra Cezaevi