Amed’in Sur ilçesindeki tarihi öz yönetim direnişinde 8 Ocak’ta başından vurularak katledilen ve cenazesi 151 gün sonra alınan Rozerin Çukur’un babası Mustafa Çukur hakkında, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Genel Kurulu’nda Sur direnişinde yaşamını yitiren aileler adına yaptığı konuşmadan dolayı soruşturma açıldı. “Örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan Çukur, cenazelerini alabilmek için 9 aile ile birlikte nöbet eylemi başlatmıştı. Aileler, 5 ayı geride bırakan nöbet eylemi sonucunda çocuklarının cenazelerini alabilmişti. Baba Çukur, 26 Mart’ta davet edildiği DTK 1. Olağanüstü Genel Kurulu’nda Sûr direnişinde yaşamını yitiren aileleri temsilen konuşma yapmıştı. 


‘Katliama son verin’ demişti

Çukur, konuşmasında Sûr, Cizîr (Cizre), Silopiya (Silopi), Nisêbîn (Nusaybin) ve diğer kentlerdeki öz yönetim direnişlerinde katliamların durdurulması, çocuklarının cenazelerinin bulunmasını istemişti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı soruşturma ardından, Çukur 9 Ağustos’ta Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne giderek “şüpheli” sıfatıyla ifade verdi. Savcının, dava açması durumunda Çukur, 7 buçuk yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. 



5.5 ay sonra cenazesini aldı 

Kızı Rozerin’in katledilmesi sonrasında birçok sıkıntı ve sorunla karşılaştıklarını ifade eden Mustafa Çukur şöyle konuştu: “8 Ocak’ta kızımın ölüm haberini aldığımızda aile olarak zaten yıkılmış bir vaziyetteydik. Ölüm hayatımızda olağan bir durum, her insan doğar, yaşar ve ölür. Genç yaşta bir çocuğunun daha hayatının baharındayken öldürülmesi başka bir şey,  başka bir acı. Rozerin sivildi. Kızımın ölüm haberini aldıktan sonra bütün resmi kurumlara başvurarak ‘cenazemizi almak istiyoruz’ dedik. O dönemde Sur’da çok yoğun bir çatışma ve bombardıman vardı. Tam 5 buçuk ay cenazenin alınması için uğraştık. Cenazeleri almak için ailelerle açlık grevi başta olmak üzere birçok eylem yaptık.” 


‘Kimse ölmesin istedik’

Operasyon sona ermesine rağmen cenazelerini alamadıklarını hatırlatan Çukur, “Bu aileler için ayrı bir yıkımdı. Bunun verdiği acıyla aileler, devlete ve sorumlulara tepki gösterdi. Aileler olarak o zaman yaptığımız çağrılarda dedik ki ‘İnsanlar ölmesin.’ Bunu sadece Sur’daki direnişte yer alan olan ya da orada mahsur kalan siviller için söylemedik. Burada askerler, polisler, siviller de öldü. Bunu herkes için söyledik. Kimsenin ölmesini istemedik. Bunun çabası ve mücadelesi içinde olduk” diye kaydetti. 


‘Haklı olduğumuz ortaya çıktı’

Çocuklarının cenazesini almak için nöbet eyleminde olan ailelerin “Sur’da devlet uzantısı çeteler aracılığıyla kirli bir savaş yürütüldüğünü” yönünde yaptığı tespiti hatırlatan Çukur şöyle devam etti: “Sebebi ne olursa olsun bir devlet kendi vatandaşlarına karşı tank ve top kullanması kabul edilemezdi. Darbe girişimi sırasında yaşananlar yaptığımız tespitin ne kadar doğru olduğunu gösterdi. Devletin ‘FETÖ’cü diye yakalayarak içeri attığı asker ve komutanlar, Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Silopi’de yaşanan savaşın öncüleri, emir verenleri, tetikçileri hep onlardı. Şehirlerde tank, top ve uçak gibi ağır silahlar ve devletin bütün imkânlarını kullanarak sivillere saldırdılar. Orada resmen katliam yapıldı. Onlar benim çocuğumu da katlettiler. 70 yaşındaki bir insanı, anne kucağındaki 3 aylık bir bebeği katlettiler. Bodrumlarda yaralı insanları yakarak katlettiler.”


‘Kızım Kürdistan şehididir’

“17 yaşındaki çocuğu öldürülmüş ve cenazesini almak için 5 aydan uzun süre bekleyen bir baba olarak tepkimi gösterdim” diyen Çukur, “Konuşmamda söylediğim ‘Kürdistan şehitleri’ sözünden rahatsız olmuşlar. Benim çocuğum şehittir. Suriçi’nde mahsur kalan bir sivildi. Kaldığı evin avlusunun kapısında vuruldu. Bu şehit değil de daha ne olacak. Ben söylediğim sözlerin arkasındayım” diye konuştu. 

Kızını öldüren ve şehirlerde katliam yıkım ve talanı yapanlardan davacı olduğunu dile getiren Çukur, “Bunlardan ve sorumlulardan şikâyetçiyim. Peşini bırakmayacağım” diye ekledi. 


 DİHA/AMED