Kürdolog Dr. Lokman Turgut, doktora tezini ‘Botan ve Hekarî yöresi sözlü Kürt Kültürü’ üzerine yaptı. Tez, üç ana temadan oluşuyor. Turgut, yokolma tehlikesi ile karşı karşıya olan ‘sözlü kültür’ün ardına düşüyor. Botan yöresinin insanlarıyla konuşuyor, kayıt altına alıyor. Analizini yaptığı hikayelerde değerli bilgilere ulaşıyor. Ayrıca yazım ve yazı ile ilgili olanın ‘ileri’ olduğuna yönelik kanının tümüyle ideolojik bir yargı olduğu sonucuna varıyor. Zira ‘şehir efsanesi’ olarak nitelediği bu yaklaşımla folklor ve sözellik üzerine yapılan araştırmalar da yanlış sonuçlara varmaktan kurtulamıyor. Turgut ile doktora tezini ve Kürt sözlü kültürünü konuştuk.

Bu konuyu ele almak hangi ihtiyaçtan doğdu?

Son yüzelli yıl ve özellikle de TC’nin kuruluşundan bu yana Kürtlerin Türkiye’de kendilerini ifade edebileceği alanlar kısıtlanmıştır. Aslında bir kültür kıyım ve dil kıyımla karşı karşıya kalmışlardır. Bir dil eğer o dili konuşan halkın çocuklarına öğretilemiyorsa bu kesinlikle bir dil kıyım politikasının varlığını gösterir. Özellikle de kültürel hegemonyanın oluşması ve televizyon, radyo, sinema gibi araçların toplumsal yaşama tamamen sızması ve varolan kültürel bir çok öğe ve değeri geriletmesi, tekrenkleştirmesi, bu ‘sözlülüğü’ de tehlikeye sokmuş ve açıkçası yüzyılların birikimi yok olma ile karşı karşıya kalmıştır. Yok olan sadece bir kaç çîrok ve stran değil, insan emeği ve tecrübesi ile oluşturulmuş müthiş değerler ve aynı zamanda koca bir edebiyat.
‘İlkelliği’ edebiyat eserlerinin olmamasına bağlayan ve bu edebiyat eserlerinin oluşmasını da bizzat yasaklarla engelleyen rejimler, uzun zaman bir çok Kürt’ü de, aslında Kürtler inanmasa komik kalacak olan bu yalana inandırmıştı. Bu yalana, aslında ‘yazımsallığın’ ilerici karekterinin tamamen ideolojik bir yargı olduğunu anlatarak bir cevap verme gereğini hissettim ve bunu Hekarî ve Botan Kürtlerinin sözlü edebiyatı hakkında bir doktora tezi yazarak yaptım. Sonuçta tür kategorisi olgunlaşmış, anlatıcı ve dinleyici katılım ve türlerin performanslarının şartları organize edilmiş, harika bir edebiyatın resmini çizmeye çalıştım. Bunu yaparken bu edebiyatın tarih açısından da çok değerli bilgiler aktardığını gördüm ve bu konuları da tez için de aktardım!

Bize bu bilgilerden bahseder misiniz? Tez araştırmanızda şimdiye kadar bilinmeyen ilginç sonuçlara ulaştınız mı?

Yaklaşım sorununu aşmak için özellikle batıda oriyantalizm çerçevesinde oluşan, yazım ve yazı ile ilgili olanın ileri ve ilerletici olduğuna yönelik kanıyı irdeledim. Vardığım sonuç ise bu kanının tamamı ile ideolojik bir yargı olduğu oldu. Yani aslında ‘modernleştirici’, ‘ilerici’ olarak gösterilen yazım ve yazının kendisi değil onu kullanan ideolojik yaklaşım ve yargılardır. Bu anlamda aslında yazı ve yazımın bu karakterinin bir nevi şehir efsanesi olduğunu gördüm diyebilirim. Zaten bu önyargı ve üstten bakışla yapılan, çoğu kez folklor veya sözellik adı altında yapılan araştırmalar yanlış sonuçlara varmaktan kurtulamamıştır. Bu sebeb ile ben Kürt sözlü eserlerine hakettikleri yeri vermek için bir edebiyat olarak gördüm, öyle yaklaştım, edebi türlerini form ve içeriklerine göre analiz ettim.
Yeni bir sınıflandırma yapmayı uygun bulmadığım ve efsane, hikaye gibi tanımların yerel türleri ifade edemeyişinden dolayı, sınıflandırmada yerel türlerin isimlerini tercih ettim. Sonuçta en yaygın kullanılan türler olarak karşımıza Payîzok, Heyranok, Serhatî (Serpêhatî, bazi aşiretler arasında Qewl de deniyor, ana anlatım türüdür), Stran, Lawij (dini içerikli ağıtımsı bir tür, av içeriklileri de mevcut), Biharok, Serêlî, Çêrên dawetan ve sadece kadınlara mahsus olan Hayîn (çocuk uyutmak için) ve Şînî (ağıt) çıkıyor. Bu türlerin sınıflandırılması ve analizi ilk kez bu çalışma da bütünlüklü olarak ele alınıyor.

Bu konuda kaynaklar kısıtlı. Yazma aşamasında ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Kürdoloji çalışmaları çok kısıtlı olduğu için çok geniş bir kaynakçadan bahsetmek zor elbette. Kürt sözlü edebiyatı ile ilgili ilk çalışmalar dilbilimcilerin materyal toplama çalışmalarıdır. 1850’ler de Lerch ile başlar, Socin, Prym, Makas, Hadank ile devam eder, Mele Mehmûdê Beyazidi’nin Jaba tarafından yayınlanan hikayelerini bu kategoriye koymamak gerekir. Ermenistan’da 1936 yılından itibaren sözlü eserleri toplama çalışmaları mevcut. Tüm Küdistan’da daha sonra özellikle son yirmi senedir Kürtlerin yok olmakla karşı karşıya olan eserleri kurtarma çalışması olarak karşımıza birçok eser çıkıyor. Bunların önemli bir bölümü analiz açısından sorunlu ve Lescot’nun Memê Alan efsanesini hikayeleştirme aşamasında girdiği büyük hataya giriyor, yani gerçek bir tek hikayenin varlığına, diğerlerinin ise bozulduğu ve değiştiği yaklaşımına. Bu nedenle toplanan birçok eserin tahrif edilmiş olması aslında kısıtlı kaynakların kullanımını da zorlaştırdı. Hatta öyle örnekler var ki, bir hikayenin sonunu kasetinde bulamadığı için tamamlayan araştırmacılar bile mevcut.
Toplanmış eserlerin kullanımında zaten temkinli davrandım, çünkü özü itibari ile sözlü edebiyat yazılı metinlerden oluşmaz. Anlatıcı, dinleyici, anlatım yeri ve gerekçesi, hareketler ile bir performas olarak tekrar edilemeyecek tek seferlik sunumlardır; yazıldıkları an bu özelliklerini kaybederler. Bunun farkında davranarak, özgün performansları kaydetmeye karar verdim, bu amaçla Ağustos 2003’te Mexmûr’da, Botan ve Hekarî’den kendi ülkelerinde mülteci konumundaki Kürtlerin arasında kayıtlar yaptım.

Bedirxan Beg’in yenilgisi
Analizi yapılan temel konuların ilki sözlü edebiyat eserlerinde Bedirxan Beg, Bedirxan Beg’in Seîd Beg’ê karşı Osmanlılar ile beraber savaşı, ki Helmut Moltke’nin gözlemleri ve sözlü edebiyat aktarımlarının bir karşılaştırması da burada mevcut ve Bedirxan Beg’in yenilgisidir. Bu üç konuda sözlü edebiyat eserlerinde karşımıza çıkan resim bize Bedirxan Beg’in yezîdî Seîd Beg’in Ridwan’daki kalesine saldırı da aktif bir rol aldığıdır. Hatta çok kan akıttığı, kadınları ve çocukları bağışlaması konusunda kendisine yalvarıldığı da öne çıkıyor. Aynı eserler de Bedirxan Beg’in yenilgisi Kürtlerin birlik olmamasına bağlanıyor, ancak Êzdan Şêr Beg‘in de kesinlikle bi hain olarak görülmediğini de belirtmek lazım. Eserlerde ulusalcılığın etkisi ile buna ihanet demek istemeye yatkınlık olsa da, daha çok onun gerçek mîr olduğuna dair vurgu on plana çıkıyor.

Bir katliam hikayesi

Başka bir eser Ridwan Yezidilerine karşı girişilmiş bir katliamı anlatmakta ve bu katliam sırasında öldürülen Yunisê Hilo‘yu. Bu eserde kötüler müslümanlar ve acıyı anlatanlar da iki Yezidi kadın. İlginç olan ayrıntı ise bu eseri iki müslüman anlatıcının Payizok türündeki aktarımı olması. Şengal dağlarından Ridwan’a giden ve bir köyde konaklayan 500 silahsız Yezidi gencinin katledilmesinin hikayesi, topladığım hikayeler arasından bu açıdan en ilginci. Katledilen gençlere ve onları savunmak için çarpışanlara şehit deniyor.

Muso’nun öldürülüşü

Mîrlik döneminde diwanın pratik işleyişi, Mîrlerin mutlak olmayan hükümdarlıklarının ince ayarları özellikle de entrikalara dayanıyor. Bunun bir örneği de Muso’nun öldürülmesini anlatan Serhatî’lerdir (Serpêhatî ve qewl de denmektedir). Muso’yu tehlike olarak gören Botan beyi onun öldürülmesi için 16 Botan aşiret büyüğü ile anlaşır ve Muso’yu divanına davet eder. Muso kendisinin öldürülme ihtimali ile ilgili duyumları ciddiye almaz ve diwana gider, kendisi savunurken Botan beyi ve diwanın 16 üyesini öldürmeyi başarır ancak kendisi de öldürülür! Bu acıklı olayı Goyan aşiretinin şairleri en iyi biçimde farklı türler de aktarabiliyorlar.
Benzer bir olay ise Berwarî Beyi’nin hıristiyan Tiyarî aşireti ile anlaşarak Zebarî beyine kurduğu tuzaktır. Bu tuzak ise kendisi için hiç de iyi sonuçlanmaz. Tiyarileri ve Zebarîlerî Qumrî kalesinde savaştırmayı planlayan Berwarî beyinin kızı Qumrî, yüksek bir kale burcundan atlayarak kendini öldürür, çatışmaları sonlandırmak için o kale artık onun ismi ile anılır.

Payîzok’da anne-kız ilişkisi

Hıristiyan birine aşık olan müslüman bir genç kızın annesine seslendiği ve evlenmesine izin vermelerini istediği Payîzok ise anne-kız ilişkisi ve iletişiminin bu en zor kararlardaki haline işaret ediyor. Kıza yalvaran annesi, kızın aşık olduğu erkeği müslüman olmaya razı etmesini istiyor. Kız ise eğer rızaları olmaz ise o zaman kendisinin din değiştireceğini söylüyor.
En geniş konulardan bir tanesi de ulusalcılık diskursu ve sözlü edebiyat konusu olmuştur. Bu konu da Kürdistan’ı, gerilları, köy yakmaları, mülteci yaşamı anlatan onlarca Hayîn, Şînî, Payîzok ve Biharok’tan yola çıkarak, aslında ulasalcılık diskursunun abartılı olarak analizlerde kullanıldığı sonucuna vardım; çünkü elimdeki eserlerin tamamı direk ulusal motiflerden çok travmatik bir tecrübenin sonucunu anlatan veya onun sonucunda oluşan duyguları anlatan yapılardı. Elbette Kürdistan sözcüğü gibi ulusal anlamda daha bilinçli bir terminoloji kullanılsa da, temel olan bu travmatik tecrübenin aktarımıdır. Yanlış yaklaşım, eksik bilgi, yanlış veya eksik metodlar sonucu varılan eksik veya yanlış yargı ve sonuçlar ile Kürtlerde ulusalcılık üzerine çalışmalar yapılmakta ve aslında dışardan az tanıyarak yapılan ulusalcılık analizlerinin bu diskursa katkısı oryantalizmin yarattığı tahribatlara yakındır.


DENİZ BİLGİN