HPG Askeri Konsey üyesi ve Amed Eyalet Komutanı Ertem Karabulut (Numan Amed), 21 yıl boyunca Kürt halkının özgürlüğü için dağları mesken tuttu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a söz verdiği gibi “kolay ölmedi.”

Eyalet Komutanı Karabulut, 31 Aralık 2012’de Amed’in Lice Liçesi Şenlik köyü kırsalında gerçekleştirilen operasyonda 9 arkadaşıyla birlikte yaşamını yitirdi. 1973 yılında Amed’in Bismil İlçesi’ne bağlı Barli(Baharlı) Köyü’nde 11 nüfuslu bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Karabulut, okul sürecini doğup büyüdüğü ilçede tamamladı. Üniversiteye hazırlandığı dönemde bölgede gittikçe varlık gösteren savaşı da yakından takip eder. “Kürdistan” ismini çok seven Karabulut, kırsala çıkmadan önce yeni doğmuş kızkardeşine “Kürdistan” ismini verir. Kız kardeşinin ismi Bismil İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından “Gülistan” olarak kayıtlara geçirilir. Faili meçhul cinayetlerin yaşandığı, köy yakmaların, sınırsız işkence uygulamalarının yanısıra inkar ve yasağın sürdüğü bir ülkede yaşamayı kabullenemeyen Karabulut, 1993 yılında PKK saflarına katılır.

‘Duygusal değil bilinçli katıldım’

Karabulut, 2007 yılında Amed’e gitmeden önce verdiği bir mülakatta neden silahlı mücadeleye katıldığını şu sözlerle anlatıyor: “Ortaokulda Kürtlükle tanıştım. O dönemler Kürt toplumu açısından mücadelenin zirveleştiği bir dönemdi. Gençlik ve serhildan örgütlenmelerinde yer aldım. 1990’lar sonrası serhildanlar ve şahadetler PKK’ye katılmamda etkili oldu. 1993 yılının başında üç arkadaşla birlikte Amed Eyaleti’nde gerilla saflarına katıldım. Gerilla zorluklarını da hesapladım. Hatta kendimi denedim de, yapabilir miyim diye. Dörtlerin Gecesi’ni okumuştum. Oradaki fedailik, iradi duruş çok etkileyiciydi. Acaba bu iradi duruşu sergileyebilir miyim diye kendi kendime sorarak bu kararla katıldım. Duygusal değil, bilinçli bir katılımdı.”

‘Başkanım kolay ölmeyeceğim’

Karabulut’un ağzından dağlardaki yılları şöyle: “Amed’in tüm bölgelerinde kaldım. 96 sonbaharında Önderlik sahasına gittim. 2 devre Önderlik eğitimi gördüm. 97 sonbaharında da tekrar Amed Eyaleti’ne yöneldim. 99 geri çekilme sürecinden sonra Güney’e geçtim. Güney’in hemen hemen tüm alanlarında kaldım. Benim de en aktif, pratik ve girişken olduğum yıldı 1994. Savaşan arkadaşların cesareti bana örnek oldu. Önderlik diyor ya; ‘ne söylediğinden çok nasıl yaşadığın önemli’, işte benim için de öyle oldu. Yaklaşımlar, maneviyat güç oldu. Bu biçimiyle Önderlik sahasına gittim. Önderlikle buluşma her PKK militanının istemi, hayali oluyor. Bunu duyunca uçar gibi oldum. Şaşırdım, çok sevindim. Başta heyecanlandık. Heyecanımız hemen geçti. Önderlik davranışıyla, üslubuyla insanı rahatlatıyor. Önderlikten ayrılmak zordu. Önderlikle vedalaştım. Hemen ardından beni tekrar çağırdı, bana dedi ki, ‘kolay ölmeyeceksin!’ O sözü vermek biraz zordu, savaş gerçekliği var. Ama Önderliğe söz verdim; ‘Başkanım kolay ölmeyeceğim’ dedim.”

Masa üstünde Öcalan fotosu

Oğluyla arasındaki sevgi bağını ifade ederken gözleri dolan ve oğlunun son bir kez gözlerine bakmak hasretiyle kaldığını belirten anne Remziye Karabulut da, oğlunun Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a büyük bir bağlılık içinde olduğunu anlatıyor: “Ders çalıştığı masanın üstünde duvarda yeşil, sarı, kırmızı renklerle örülmüş ip asılıydı. Hemen yanında da Öcalan’ın fotoğrafı ve ismi yazılıydı. Benim de okumam yazmam yoktu. Ne yazılı diye sordum, gülerek bana ‘Apo yazılı anne’ dedi. Ben de oğlum sen okuyorsun bunu, polis görse seni alırlar dedim. O da ‘hayır anne beni kimse burada bulup alamaz’ dedi. Ona okulunu düşünmesini, okuluyla ilgilenmesini söyledim. O ise bana ‘anne sen benden değil ağabeyimden kork, o dağa çıkacak haberin olsun’ diyerek, hep bizim dikkatimizi başka yere çekmeye çalıştı.”

Geride kalan son bakış

Anne Karabulut, oğlu Ertem’in PKK saflarına katılmak için evden çıktığı gün kapıda dakikalarca kendisine baktığını ifade ederek, 21 yıl boyunca oğlunu göremediğini söyledi. Anna Karabulut, “O’nun yüzünü bir gün görürüm diye hasretle bekledim. Her kapıya baktığımda onun bakışları halen orada ve bana bakıyor sanki” diyor.

Baskılara isyan etti

Bölgede her geçen gün şiddetlenen çatışma ortamı ve toplum üzerindeki artan şiddet ve baskılara karşı oğlunun dağlara gittiğini belirten Karabulut’un babası M. Ali Karabulut ise şunları anlatıyor: “Her evin gündemi yaşanan çatışmalar ve baskılardı. Herkes tedirgin ve kaygılıydı. Bazen toplumda endişeler tartışılırken, Ertem girdiği her toplumda Kürtlerin artık bilinçlenmesi ve okuması gerektiğini söylüyordu. Uluslararası girişimlerle bu sürecin aşılabilineceği konusunda düşüncelerini paylaşıyordu. Eğitime çok yoğunlaşıyordu ve yaşanan sürece ciddi anlamda yoğunlaştığını fark ediyorduk.”

Vedat Aydın cenazesi ardından

Kızkardeşi Ayhan Karabulut ise ağabeyinin Vedat Aydın’ın cenaze törenine katıldığını belirterek, o gün aslında Türk devletine cevabını verdiğini anlatıyor: “Cenazeyi karşılamak için Diyarbakır’a gitmişti. Halkın görkemli sahiplenmesinden ciddi anlamda etkilenmişti. Geldiğinde ‘nereden geliyorsun’ diye sorduğumuzda bize ‘sizin dünyadan haberiniz yok, memleket yanıyor. Ben Vedat Aydın’ın cenazesini karşılamaya gitmiştim, çok kötü şeyler oldu. Asker ve polisler etrafımızı sarıp Kürtleri yokedeceklerini korkutacaklarını sandılar; ama Kürt halkı artık bitmeyen ve korkmayan bir halk olduğunu gösterdi, bilmeleri gerekiyor’ dedi.”

DİHA/AMED