Spiegel'in habercilikteki hafifliği

Forum Haberleri —

Der Spiegel

Der Spiegel

  • Der Spiegel'in, bir cihatçının kesilmiş saç örgüsüyle mesaj vermesini hafife alması, Alman basınında giderek artan İslamcı failleri aklama, Kürt mağdurları ise fail konumuna getirme yaklaşımının çok çarpıcı bir örneğidir.

Son haftalarda Alman medyasında Suriye’ye dair analiz ve haberler giderek artıyor. İnsan, bu yayınları okurken kendine sormadan edemiyor: Bu anlatımlarla tam olarak neyi hedefliyorlar?

Ne yazık ki çok sık karşılaştığımız şey, savaş suçlarını, özellikle de cinsel şiddeti görece hafif gösteren, yumuşatan ya da meşrulaştıran bir haberciliktir. El Kaide ve DAİŞ geleneğinden gelen İslamcı failler genellikle aklanıp paklanıyor, buna karşılık çoğunluğu Kürt olan mağdurlar ise fail konumuna getiriliyor. Bu yaklaşımın çok çarpıcı bir örneği, Christoph Reuter ve Mohannad Alkhalil Alnajjar’ın kaleme aldığı der Spiegel'deki “Muhtemelen Sahte Bir Saç Örgüsü Dünyayı Nasıl Hareket Ettiriyor” başlıklı metnidir. Yazarların asıl derdi, Rami al-Dahesh’in gülümseyerek kameraya uzattığı örgü değil. Çok açık ki asıl amaç; Şara’nın ordusunun işlediği suçlar hakkında şüphe uyandırmak, bu suçları küçümsemek, hatta aklamak ve tüm bunları QSD'nin yürüttüğü bir propaganda operasyonu olarak göstermek.

Der Spiegel'in umurunda değil

HTŞ ve diğer çetelerin savaş suçları, biliniyor ve önemli bir bölümü belgelidir. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) gibi kuruluşlar, bölgedeki gazeteciler, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin resmi kaynakları son haftalarda hem tekil olayları hem de sistematik derlemeleri kamuoyuyla paylaştı. Her biri ayrıntılı biçimde hazırlanmış, çoklu teyitle sabitlenmiş ve sağlam kanıtlarla desteklenmiştir. Civaka Azad da bu materyalleri Almanya'daki basınla paylaştı. Biraz araştırmayla herkes bu belgelere kolayca ulaşabilir. Deliller o kadar net ki; failler, kendi suçlarını kendileri kaydedip Telegram, X ve TikTok üzerinden bizzat yayıyor. Üstelik bu aleni sergileme, onların savaş taktiğinin ayrılmaz bir parçası. Amaçları çok açık: Karşı tarafı korkutmak ve Şara’nın adamlarının eline düşen herkesi neyin beklediğini herkesin görmesini sağlamak. Bu tür açık vahşet gösterisi, klasik psikolojik savaş yöntemidir. Daha önceki çatışmalardan çok iyi tanıdığımız bir yöntem. DAİŞ de tam olarak bu stratejiyi sistematik biçimde uygulamıştı.

Christoph Reuter ve Mohannad Alkhalil Alnajjar için bu suçlarla yüzleşmek neredeyse hiç önem taşımıyor. Onların yazısı bambaşka bir tonda ilerliyor. Onlar, QSD’nin Şam’daki yeni yönetimi gayrimeşrulaştırmak için bilinçli bir kampanya yürüttüğünü öne sürüyor. Yeni iktidar, Alevileri, Dürzileri ve şimdi Kürtleri katlediyor olsa bile o kadar da kötü değilmiş, çünkü sonuçta “devlet düzenini yeniden kurmak” istiyormuş. Almanya'daki bu tarz gazetecilik, Şara'nın siyasi ve ideolojik duruşunu çok iyi bilinmesine rağmen giderek daha fazla görmezden geliyor.

Yazarlar, Şara’nın İslamcı olduğunu kabul ediyor ama hemen ardından “2013’ten beri DAİŞ’in baş düşmanıydı” iddiasını ekleyerek bunu ılımlılaştırıyor. Bu, okura “daha makul bir İslamcı” izlenimi veriyor. AB’nin Suriye’nin yeniden inşası için 620 milyon euro vaat ettiği, aynı anda ordusunun 100 binden fazla Kürt'ü Halep’teki yurtlarından ettiği biri.

Batı'ya lazım uslanmış figür

Buradaki şöyle bir mantık var; Şara’yı Batı çıkarlarına uygun hale getirmek. Bunun için üniformalı Jolani değil, takım elbiseli Şara daha uygun. Geçmişi silinmiş, bugünkü suçları görmezden gelinmiş, gelecek planları usulca halının altına süpürülmüş bir figür lazım. “Bizimle çalışılabilecek" biri, bir kadın siyasetçiye elini uzatmasa da olur. Alman basın dünyası bu mantığa perde arkasından destek veriyor ve tam da böyle bir Şara portresi çizilmesine katkıda bulunuyor. “DAİŞ’in ölüm listesinde yer alıyordu” hatırlatması, onu daha 'yumuşak' göstermek için kullanılıyor.

Zevahiri'ye biatında durdu

Spiegel'in kalemleri, Şara’nın DAİŞ’in ölüm listesinde olduğunu söylediğinde elbette bunun nedenini de çok iyi biliyor ama yazıda bu kritik bağlam yok. Biz o kısmı ekleyelim: DAİŞ, 2013’te etkisini Irak’tan Suriye’ye yaydığında, küresel cihatçı hareket içinde bir güç savaşı başladı. Kendini “halife” ilan eden Ebu Bekir el-Bağdadi, daha önce El Kaide lideri Eyman ez-Zevahiri’den kopmuştu. Zevahiri, Bağdadi’ye “Irak’la yetin” demişti, çünkü Suriye’deki adamı zaten kendisine verilen görevleri yapıyordu. Suriye’deki o adam ise bugün Şam’da iktidarı elinde tutan 'Ahmed eş-Şara’dır. Batı’nın şu sıralar el üstünde tuttuğu, kendini geçici devlet başkanı ilan eden kişi, 11 Eylül’de World Trade Center’a uçak süren El Kaide’nin Suriye kolu olan örgütün kilit ismidir.

DAİŞ ile aynı ideolojik düzlem

DAİŞ ile çatışması ideolojik değil, güç ve toprak kavgasıydı. Şara, DAİŞ 2014’te zirveye çıktığında bile El Kaide’ye sadık kaldı. Birçok elemanı o dönemde DAİŞ’e geçti ama kendisi ayrılmadı. DAİŞ çöktüğünde ise hayatta kalan pek çok DAİŞ'li İdlib’e ya da Türkiye’nin işgali altındaki bölgelere sığındı. Spiegel yazarlarının, DAİŞ ile Şam’daki yeni yönetim arasında keskin bir ayrım çizme çabası beyhudedir, çünkü ideolojik düzlemde böyle bir ayrım yok. Bu yüzden Reqa’da yeniden DAİŞ bayraklarının dalgalanması, Şara’nın askerlerinin DAİŞ armalarıyla poz vermesi, iktidara geldikten sonra çok sayıda DAİŞ’linin cezaevlerinden salıverilmesi ve hatta Şara’nın çetelerinin DAİŞ’i anımsatan vahşet ve sahneleme içeren suçlar işlemesi kimseyi şaşırtmamalı.

Şara’nın ideolojisine hâlâ bağlı olduğunu, Suriye’de neredeyse kimse sorgulamıyor. Belki şu anda dünya sahnesinde çok görünür olduğu için açıkça Taliban tarzı bir İslamcı devlet kuramıyor. Suriye halkının bu sözde geçiş hükümetini nasıl gördüğünü gerçekten anlamak isteyen Alman gazeteci, sadece “kurtarılmış” Reqa’dan değil; Suveyda’daki Dürzilerden, Lazkiye’deki Alevilerden, Kobanê’deki Kürtlerden de haber yapmalı. Buralar, bu yeni düzenin sonuçlarının doğrudan yaşandığı yerlerdir.

Türk anlatıları revaçta

Şimdi gelelim diğer iddiaya: Spiegel yazarları, temel çatışmanın Şam’ın “Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma” çabası ile “Türk kontrolündeki PKK’nın uzantısı” sayılan Suriye Kürt partisinin kendi ordusunu kurup Şam’dan tam bağımsızlık istemesi arasında olduğunu söylüyor.

Bu kadar yalan ve yanlış, ancak bilinçli bir çabayla biraraya getirilir. Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen toplumsal modeli burada baştan sona anlatmak mümkün değil ama en kritik nokta, Kürtler, Araplar ve bölgenin diğer tüm topluluklarının birlikte oluşturduğu Toplumsal Sözleşme’dir. Bu sözleşme, Özerk Yönetim'in siyasi, toplumsal ve hukuki temelini tarif eder ve nasıl bir birlikte yaşam istenildiğini açıkça ortaya koyar.

Kısaca hatırlatalım: Özerk Yönetim, ne Esad zamanında ne de Şara döneminde ayrılıkçı bir hedef gütmedi. Tam tersine, etnik köken, dil, din farkı gözetmeksizin herkesin eşit yer bulacağı, adem-i merkeziyetçi ve demokratik bir Suriye’yi savunageldi. Bu ilke Toplumsal Sözleşme’nin temel taşlarından biridir.

Arap bölgelerinde “Kürt hâkimiyeti” diye bir şey kurulmadı. Yerel halkın içinden çıkan sivil meclisler oluştu; bunların başında da eşit temsil ilkesi gereği bir kadın ve bir erkek eşbaşkan yer aldı.

Bu modelin uygulanması elbette sancılı geçti. DAİŞ’in daha önce hüküm sürdüğü, bazı kesimlerde hâlâ destek bulduğu bir bölgede başka türlüsü beklenemezdi. Modelin Arap nüfusta neden daha köklü hale gelemediğini sormak haklı ve gerekli bir sorudur, ancak sadece taraf değiştiren silahlı Arap aşiretlerini “kurtuluş” kanıtı olarak sunmak yeterli değildir.

Peki bu sistemde ilk kez kendi kendilerini örgütleyip siyasi ve toplumsal kararlara katılan kadınlara ne oldu? Reqa ve başka yerlerin ele geçirilmesinden sonra özerklik yapılarında görev almış, şimdi alenen aşağılanan, işkence gören, tutuklanan onlarca insana ne oldu? Alman basını bu sorulara neredeyse hiç değinmiyor, çünkü bu gerçekler anlatıya uymuyor. Onun yerine “ayrılıkçılık” ve “tam bağımsızlık planı” lafları dönüp duruyor, üstelik her zamanki gibi belge ve kanıt olmaksızın. Dolayısıyla  Türk anlatılarının yeniden üretilmesi çok barizdir.

O örgüyle mesaj verildi

Rami al-Dahesh’in sırıtarak kameraya uzattığı örgü, sembolik olarak Şara’nın İslamcı ordusuna karşı en ön saflarda savaşan kadınları hedef alan bir mesajdır. Bu video, Şara’nın adamlarının ürettiği ve tek amacı bu İslamcı ideolojiye boyun eğmeyen kadınları sistematik biçimde aşağılamak olan onlarca görüntüden yalnızca biridir. Tutuklanan kadın savaşçıların savaş ganimeti gibi sunulduğu, iğrenç erkek kahkahalarıyla desteklenen görüntüler; öldürülen kadınların cesetlerinin aşağılandığı, evlerden atıldığı görüntüler…

Bunlar, 2014’te Şengal’de ve Kobanê’de DAİŞ’e karşı duran, daha sonra DAİŞ’in sözde başkenti Reqa’yı özgürleştiren aynı kadınlardır. O dönemde dünya çapında –Alman basınında da– kahraman ilan edildiler. Bugün ise karşılarında DAİŞ değil, Batı’nın ortağı Şara var. Büyük olasılıkla Alman gazeteciliğinin bu suçları deşifre etmek yerine, failleri korumasının temel nedeni de budur.

* www. civaka-azad.org'daki bu yazı, çevrilerek kısaltıldı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.