
Fakat görünen o ki, AKP sürece taktik yaklaşıyor. Çözüm sürecini 2014 seçimlerini kazanma ve iktidarını güçlendirme süreci olarak ele alıyor. Her şeyi bu amaca göre ayarlıyor. Dolayısıyla hem köklü demokratikleşme adımları atmıyor, hem de süreci mümkün olduğunca yavaşlatıyor.
Elbette AKP Hükümeti’nin bu yaklaşımı ve tutumu Kürt tarafında ciddi kuşku ve güvensizliğe yol açıyor. Zaten geçmişten var olan güvensizlik aşılmadığı gibi, daha da artıyor. Kürtlerde giderek “Hükümet oyun oynuyor, bu sorun böyle çözülmez” eğilimi güçlenme gösteriyor.
Kuşkusuz toplumda oluşan bu yargı da Kürt siyasetini gerginleştiriyor. Bunu BDP’nin ve PKK’nin son açıklamalarında görmek mümkün. Söz konusu açıklamalar baştan sona uyarı dolu. Bunlara bakınca insanda doğal olarak çözüm sürecinin sona erdiği yargısı gelişiyor.
Dahası İmralı’dan gelen ve basına yansıyan mesajlar da benzer. Kırk yıl sonra PKK Lideri ile yarım saat görüşebilmiş olan dayısı, kameralar önünde PKK Lideri’nin “Barış süreci doğru ilerlemiyor” dediğini açıklıyor. PKK Lideri’nin süreçten kaygılı olduğunu belirtiyor.
Zaten PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşen sekizinci BDP heyeti de benzer açıklamalar yapmıştı. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, PKK Lideri’nin iki somut tarih verdiğini belirtmişti. Yani 1 Eylül’e kadar demokratikleşme projesinin hazırlanması, 15 Ekim’e kadar da Meclis’ten geçirilmesi! Böylece üçüncü normalleşme aşamasına geçilmesi!
Ancak Kürtler bu tutum ve istek içinde olsalar da, pratik süreç buna göre işlemiyor. Rojava’daki durum tam bir savaş noktasına geldi. Hem de bu duruma Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın PYD Eşbaşkanı Salih Muslim ile görüştüğü süreçte gelindi. Yalnız başına bu durum bile süreci sabote etmeye yeter de artar. Buna bir de AKP’nin süreci seçim kazanmaya bağlaması ve Kürt Ulusal Kongresi’nin tartışmalı yürümesi eklenirse, umutların yeşerdiği ve güçlendiği bir ortamda yeni bir kırılma tehlikesinin çok güçlü olduğu belirtilebilir.
Burada denebilir ki, madem böyle riskli bir süreç geliştiriyor, AKP’nin bunun sonucunda iktidarını güçlendirmek istemesi doğal ve haklı değil mi? Elbette AKP’nin buna hakkı vardır ve bunu istemesi doğaldır. Fakat burada hassas iki husus var. Birincisi, bu hesabı çok öne çıkarmaması lazım. Öne çıkarırsa bu durum kaygı ve kuşkulara yol açıyor.
İkincisi ise, AKP’nin iktidarını ne ile güçlendireceğini iyi hesaplaması lazım. Mevcut yaklaşımdan çıkan şu ki, Kürt sorununu çözer ve demokratikleşmeyi geliştirirse AKP’nin halk desteği ve oyu azalır! Acaba bu görüş ne kadar doğru? Bu görüş aslında mevcut statükoyu aşamayan tutucu görüş oluyor. Oysa Kürt sorununu çözen ve demokratikleşmeyi geliştiren AKP’nin oyları azalmaz, tersine daha da artar. Eğer çözüm sürecini başarıya götüremezse, o zaman AKP’nin oyları azalır.
Demekki AKP’nin tutucu yaklaşımlardan etkilenmemesi ve mevcut yaklaşım yetersizliğini aşması lazım. Taktik yaklaşımlarla, seçim hesaplarıyla çözüm süreci başarıya ulaşmaz. Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme için Türk-Kürt ilişkilerine stratejik yaklaşım şart. Bu ilişkilerin demokratik normlar temelinde yeniden yapılandırılması gerekiyor. Konunun stratejik bir yaklaşımla ele alınması ve Türk-Kürt demokratik birliğinin hedeflenmesi önem taşıyor. AKP cesur olmalı ve böyle bir yaklaşımı esas almalıdır.
Çözüm sürecinde başarının bir ayağı Kürt-Türk ilişkilerindeki stratejik yeniden yapılanma olurken, diğer ayağını da Kürtler arası ilişkilerin demokratik bir stratejiye ulaştırılması oluşturuyor. Bu da son günlerde hazırlıkları yoğunlaştırılan Kürt Ulusal Kongresi ile sağlanmak isteniyor.
22 Temmuz’da Hewlêr’de yapılan toplantı Kürt Ulusal Kongresinin oluşabileceği konusunda Kürtlerde ve genel kamuoyunda önemli bir kanaat yaratmış durumda. Seçilen hazırlık komitesinin yoğun olarak çalıştığı basına ifade ediliyor. Hatta Kongrenin 19-21 Ağustos tarihleri arasında yapılacağı bile deklere edilmiş bulunuyor.
Fakat tüm bunlara rağmen, yine de başarılıp başarılamayacağı konusunda kuşku ve endişeler var. Çünkü ciddi bazı engellerin olduğu da basına yansıyor. Örneğin, KDP’nin Ulusal Kongreyi seçim kazanmaya endekslediği yönünde Goran’ın ve bazı İslamî partilerin eleştirileri varmış! Bu nedenle en azından seçim sonrasına ertelenmesini istiyorlarmış!
Diğer yandan Rojava’daki gelişmeler ortada. Tüm Rojava’ya yayılan savaşın içinde bazı Kürt parti ya da grupların olduğu da ifade ediliyor. KDP’nin Rojava sınırını kapatma tutumu iki ayı aşkın süredir devam ediyor. Haklı olarak “Bu durumda Kürt Ulusal Kongresi nasıl yapılır?” kaygısını herkes taşıyor.
Ayrıca ayrıntıda bazı sorunların olduğu da belirtiliyor. Örneğin ulusal marş, ulusal bayrak, kongre başkanlığı gibi! Tabi şekli olarak görülebilir, ama bir ulusal toplum için bunlar da önemlidir. Ulusal birlik için bunların da çözümü gerekir.
Öncelikle şu tespiti yapmak lazım: Kürt Ulusal Kongresinin toplanması önünde engel olarak gösterilen tüm hususlar, Kongreye stratejik yaklaşım göstermemekten kaynaklanıyor. Belliki bazı kesimler Kürt birliği ve demokrasi gibi hususları bile taktik olarak ele alıyor. Günlük siyasete o kadar boğulmuşlar ki, her şeye bu pencereden bakıyorlar.
O nedenle, sorunların çözülüp Kongrenin başarıyla toplanabilmesi için öncelikle yaklaşım düzeltmesine ihtiyaç vardır. Bu konuda taktik yaklaşımlar aşılarak mutlaka stratejik yaklaşıma ulaşılması gerekiyor. Eğer tüm Kürt güçleri stratejik yaklaşım gösterirse, o zaman söz konusu sorunlar hızla ve kolaylıkla çözülür.
Örneğin seçim konusunun sözü bile olmaz. Rojava’daki savaşı durdurup demokratik yapılanmayı geliştirmek için birlik sağlanır. Kürtler bir olsalar hiç kimse Rojava’ya saldıramaz. Diğer sorunları da demokratik yaklaşımla çözüme kavuşturmak zor değildir.
Örneğin KCK Eşbaşkanlığı’nın önerdiği gibi, Kongre başkanlığı dönüşümlü sistemle yürütülebilir. Kürtlerin özgürlük marşları çoğalmıştır, biri veya ikisi ulusal marş olarak kabul edilebilir. Yine ille de bir ulusal bayrak olması şart değildir. Kürtler kendilerini iki, hatta üç bayrakla bile temsil edebilir.
Görülüyor ki, riskli süreçler aşılıp çözüm süreci başarıya götürülebilir. Fakat bunun için iki şey şart: Birincisi stratejik yaklaşım, ikincisi demokratik anlayış! Bu iki husus demokratik çözümün anahtarı durumundadır!