İsveç’te yaşayan kadınlar, ‘Kadın Kırımına Son-Recm ve İdam Vahşetini Durduralım’ adıyla hafta sonu Stockholm’de düzenlenen konferansta bir araya gelerek, kadına yönelik şiddeti tartıştı.
Uluslararası Özgür Kadın Vakfı (IFWF), İsveç Kürt Konseyi, Çevre Partisi Yeşiller, Entegrasyon İçin Kürt Kadınları, Amara Kadın Derneği ve Sema Kürt Kadın Derneği tarafından örgütlenen konferans, İsveç Parlamentosu’na ait bir salonda yapıldı. Konferansa katılan Kürt, Arap ve İsveçli kadınlar, ülkelerinde kadına yönelik şiddet hakkında katılımcıları bilgilendirdiler, deney ve tecrübelerini aktardı. Konferansta tartışmalar, daha çok İran ve Doğu Kürdistanlı kadınlara yönelik şiddet üzerinde yoğunlaştı.

Suçlu ülkeler yargı önüne çıkarılsın
Bu yıl 8 Mart’ta Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla “Kadın Kırımını Durdur” şiarıyla başlatılan kampanyanın bir parçası olarak yapılan konferansın açılış konuşmasını, IFWF’den Dilber Aydın yaptı. Aydın, ataerkil toplum düzeninin kadınların özgürlük taleplerini sisteme karşı bir tehdit olarak algıladığı için şiddetle bastırmaya yöneldiğini söyledi. Bu nedenle kapitalizm, feodalizm ve din adına kadına yönelik her türlü şiddeti durdurmanın tüm insanlık için bir görev olduğunu vurguladı. İnsanlık tarihinde en sistematik savaşın kadın cinsine yönelik sürdürüldüğüne dikkat çeken Aydın, bu savaşın 5 bin yıldan beri sürdüğü halde, hala savaş olarak adlandırılmadığını ifade etti. “Feminicide” olarak adlandırdıkları kampanyanın amacını; kadınların taşlanmaları, katledilmelerine karşı kurum ve kuruluşların bu tür insanlık dışı uygulamalarına tavır almalarını, bunu yapan ülkelerin insanlık suçu işledikleri için yargı önüne çıkartılmalarını sağlamak şeklinde özetledi.  İran’da son 30 yıl içinde 150 civarında kadının taşlanarak öldürüldüğünü hatırlatan Aydın, recm ve kadın idamlarının engellenmesi için Birleşmiş Milletlere harekete geçmesi çağrısında bulundu. 

Şiddeti engellemenin yolu örgütlenme ve mücadele

Moderatörlüğünü Sol Parti Basın Sekreteri Hediye Güzel’in yaptığı konferansın ikinci konuşmacısı Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) sözcüsü Nilüfer Koç, Kürt kadınların “Kadın Kırımını Durdur” sloganıyla başlattıkları kampanyaya katılmalarının önemi ve gerekliliğine değindi. 5 bin yıldan bu yana kadınların baskı altına alındıklarını, şiddet, tecavüz ve katliama uğradıklarını söyleyen Koç, tıpkı Yahudi ve Ermeni soykırımı gibi kadınlara yönelik katliamların “Kadın Soykırımı”  (Femicide) olarak kabul edilmesini talep ettiklerini söyledi. Kadınlara yönelik katliam ve baskıların sadece Kürt kadınlarıyla sınırlı olmadığı ve tüm dünyada sürdüğü halde, kampanyanın Kürdistanlı kadınlar tarafından başlatılmasını anlamlı bulduğunu söyledi. Dünyanın değişik ülkelerinde kadına yönelik şiddeti örnekler ve rakamlar vererek anlatan Koç, kadına yönelik şiddeti engellemenin yolunun örgütlenmek ve mücadele etmekten geçtiğinin altını çizdi.

Kürt kadınlara saldırılar arttı
Yazar Merze Jewenmerd ise, İran’da bugüne kadar iktidarda olan rejimlerin tamamının Kürt halkına karşı düşmanca bir tutum aldıklarını vurguladı. Ülkenin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algılanan Kürtlere yönelik baskı, saldırı ve katliamların her dönemde sürdüğünü söyleyen Jewenmerd,  İslami rejim döneminde Kürt halkına, özellikle Kürt kadınlara yönelik baskı ve saldırıların daha da arttığına dikkat çekti.

Enternasyonalist kadın hareketine dönüşmeliyiz
Konferans katılımcılarından BDP Milletvekili Sebahat Tuncel, erkek egemen sistemin ilk icraatının, kadını toplumsal yaşamın ve karar mekanizmalarının dışına atmak olduğuna dikkat çekerek, bunun değiştirilmesi için kadınlara büyük görevler düştüğünü vurguladı.
Ulus devletlerin Kürt halkına karşı uyguladıkları baskı ve zulümlerin daha çok Kürt kadınlarını olumsuz etkilediğini belirten Tuncel, şunları söyledi: “İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin ortak yanı, Kürt halkını baskı altına almaları, dilini ve kültürünü yasaklamaları ve Kürtleri yok saymalarıdır. İnkar, imha ve asimilasyon olarak özetlediğimiz bu politikadan en fazla Kürt kadınlar zarar görüyor. Biz Kürt kadınlar olarak hem bizleri ezen devlete hem de erkek egemen anlayışa karşı mücadele etmek zorundayız. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nde Kürt kadınlar, kadın bilinciyle halklarının kurtuluşu için mücadeleye katılıyorlar. Bu, dünya kadın hareketi açısından önemli bir örnektir. Biz birlikte yol yürüdüğümüz, mücadele ettiğimiz, serhildanlara katıldığımız erkek yoldaşlarımızla da mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Onlardaki erkek egemen zihniyete karşı çıkmak durumunda kalıyoruz.”
Türkiye’de AKP döneminde kadınlara yönelik baskı ve şiddetin arttığını söyleyen Tuncel, bunun nedenini AKP’nin kadına yaklaşımında aramak gerektiğini ifade etti. Erdoğan’ın kadın erkek eşitliğine inanmadığını açıkça beyan ettiğini, kadınlara en az üç çocuk doğurmalarını önerdiğini hatırlatan Tuncel, “bu zihniyetle kadına yönelik şiddet engellenemez” dedi.
Tuncel, sadece Kürt kadınların değil, dünyadaki tüm kadınların baskı altında olduğunu hatırlatarak,  “Kadın Kırımına Son” kampanyasının diğer milliyetlerden de kadınları kapsayarak, enternasyonalist bir kadın hareketine dönüştürülmesinin önemine değindi.

AKP’nin zihniyeti Ortaçağ’ınkiyle aynı
Tuncel, “Kadınlara yönelik şiddet politiktir ve biz politik mücadele içinde yer alarak bunu değiştirebiliriz” şeklinde konuştu. Sistemin kadınların örgütlü bir biçimde politik mücadele içinde yer almasından korkuya kapıldığını, Türk Başbakanı Erdoğan’ın Kürt kadınlarını “taş kalpli, cani kadınlar” olarak nitelediğini hatırlattıktan sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Ortaçağ’da kadınlar cadı ve cani olarak değerlendiriliyordu. Şimdi de Başbakan’ın ağzıyla örgütlü kadın mücadelesi verenler cani olarak suçlanıyor. Ortaçağ’daki zihniyet ile şu andaki AKP’nin zihniyeti aynı.”
Çevre Partisi Yeşiller Milletvekili Bodil Cebellos, dünyanın her tarafında kadına yönelik baskıların değişik biçimlerde sürdüğünü, dünyanın en eşitlikçi ülkesi olarak kabul edilen İsveç’te son on yıl içinde 153 kadının eşleri tarafından öldürüldüğünü söyledi.
Konferansın sonunda değerlendirmelerde bulunan kadınlar, konferansı çok verimli bulduklarını belirtti ve bu tür etkinliklerin daha sık yapılmasını istedi.


MURAT KUSEYRİ/STOCKHOLM