
Bilgi ve tercübe tanrı tarafından veya gökten zembille indirilip insanlara verilen bir olgu değildir. Tersine yaşam içinde ortaya çıkan olayların deneme ve sınamadan geçirilmesi ve elde edilen düşüncenin teorik ve ruhsal birikimin toplamıdır.
İnsanlık, tarihsel süreç içinde bu birikimle yol alarak bugüne geldi ve bu birikimini daha da zenginleştirerek, daha değişik araçlarla donatarak yarına doğru ilerleyecektir.
Kürtler de insanlığın en ‘fukara’ halini yaşayan bir ulus ve halk olarak bu perspektif ekseninde yarına doğru yol alacak ve bir gün mutlaka bu ‘fukara’ halinden çıkıp özgür halklar ailesine katılacaktır.
Peki, Kürtler bunu neyle, hangi araçla ve hangi birikimle yapacaktır? Sözü uzatmaya gerek yok, 30 yıllık mücadele birikimi ve pratiği, gelecek yıllar için herkesin yüzüne tutulan bir ayna oluyor aynı zamanda. Kimi hatalar, yaşanan bazı eksiklikler, zaman zaman patikalara yönelinmesi, bu gerçeği değiştirmiyor ve sanırım değiştirmeyecektir. İnanıyorum ki gelecekte insanlık da, tarih de, bugün çok farklı kulvarlarda kulaç atanlar da bu gerçeğin altını çizeceklerdir.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin büyük bir birikime, büyük bir tercübeye ve büyük bir mücadele pratiğine sahip olduğunu herkes şu veya bu biçimde bilir. Yine herkes çok iyi biliyor ki bu hareket ortaya çıktığı zaman hemen hemen tüm çevreler ‘Kürlerin özgürlüğünü bunlar mı getirecek’ deyip, dalga geçer ve gülerlerdi. Hiçbir dernekte ve platformda bu hareketin temsilcilerine konuşma hakkı verilmiyordu. ‘Özgürlüğü biz getireceğiz, devrimi biz yapacağız’ deyip, özgürlük hareketiyle dalga geçiyorlardı. Daha sonra partileşme, ‘İlk Kurşun’dan sonra ve ordulaşma sürecinde de aynı şeyler söylendi.
Benzer yaklaşımlar zindanda da yaşandı. ‘Direnmeye, açlık grevine, ölüm oruçlarına girmeye gerek yok, teslim olalım, cuntanın dediklerini yapalım, daha sonra dışarıya çıktığımızda tekrar mücadele ederiz’ diyerek, Kemal Pir ve Hayri Durmuş’u ‘cuntayı kışkırtmakla’ suçlayanlar da vardı. Açlık grevi ve ölüm oruçlarını yıpratıcı görüyorlardı.
Peki, hayat kimi haklı kıldı? Tabii ki Özgürlük Hareketi’ni, Hayri Durmuş ve Kemal Pir’i...
Öncelikle Strasbourg’ta başlatılan açlık grevinin bu gelenek ve ruhtan gelen bir eylem olduğunu vurgulamak gerekiyor. Her şeyden önce eylem doğru anlaşılmalıdır. Yoksa tartışma ve polemik konusu olur. Ve bu nedenle ‘zamanı geçmiş, çağımıza uymayan’ bir eylem olduğu ve dolayısıyla ‘bırakın’ yaklaşımları gündeme gelir. Önce eylemin amacını iki cümleyle vurgulamalıyız: Eylemin amacı Öcalan’a özgürlüktür. İkincisi sağlığı ve güvenliği hakkında doğru ve kesin bir bilgi elde etmektir. Bir kampanyayla başlatılan ‘Öcalan’a Özgürlük’ sürecini kafalarda bir algı, bir düşünce, bir bilinç ve ruh yaratmaktır.
‘Öcalan’a Özgürlük’ fikri soyut, kimilerince gerçeklikten uzak, hayatta yeri olmayan bir yaklaşım olarak görülüyor. Bu fikir sadece Avrupa ve diğer Batılı devletlerde değil, ne yazık ki bizde de, dostlarımızda da, hatta kimi yurtseverlerimizde de vardır. Oysa öyle olmamalı, bu yanlış düşünce bir algı haline gelmemelidir.
Peki, Öcalan ne zaman özgürleşecek? Yerimizde oturarak mı, bunu soyut ve hayatta yeri olmadığını söyleyerek mi, Avrupalıların dediği gibi ‘Ama Türk devleti Öcalan’ı farklı görüyor’ diye düşünerek mi? Elbette ki hayır! Mücadele ederek ve bu mücadeleyi kesintisiz bir kampanyaya dönüştürerek Öcalan’ı özgürleştirebiliriz. Tıpkı Nelson Mandela gerçeğinde olduğu gibi.
Gerçekçiyiz, bir adımla, bir açlık greviyle bu kampanyanın yetmeyeceğini biliyoruz. Ama kampanyanın ilkleri olarak bu sürecin çok daha derinleştirilmesi gerektiği ve bu eylemin değişik demokratik eylem türleriyle güçlendirilerek daha da anlam kazanacağı kesindir. Yapılması gereken budur. Bunun dışında yapılacak farklı yorumlar süreci geliştirmeyecek, başatılan kampanyanın bir algı ve düşünce netlik kazanma noktasında bir handikap haline gelecektir.
Şunu vurgulamaktan çekinmeyeceğim, ‘önemli olan sadece dünyayı yorumlamak değil, ama aynı zamanda onu değiştirmektir.’ Bu anlamda Özgürlük Hareketi sadece dünyayı yorumlamadı, aynı zamanda değiştiriyor. ‘Kürtleri biz özgürleştireceğiz’ diyenler şimdi neredeler, tam bilemiyorum ama önderliği bir İsa, yoldaşları da havarileri gibi yaşayanlar, Kürtlerin makus kaderini değiştirmeye başladı ve mutlaka tümden de değiştireceklerdir.
fuatkav@hotmail.com