
AKP ve Erdoğan Hitler’in o meşhur, “Halka cenneti cehennem gibi veya cehennemi cennet gibi göstermeyi kim başarabilir(?)” desturuna göre hareket ediyor. Zamanında Hitler sosyalistleri dikta bir rejim kurmakla itham etmiş, halkı aldattığını, sıklıkla dile getirmiş ve hatta sosyalist kelimesini bile kendi çıkarları için kullandıklarını söyleyecek kadar ileri gitmiştir.
Ancak Hitler’i daha ileri düzeyde aşan bir Erdoğan gerçekliğiyle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi görüyoruz. Hitler gibi Erdoğan’da ilk günden itibaren hedeflediği dikta bir rejim olmuş, ancak buna ulaşmak için ise parlamentoya karşı en büyük hakaretleri yağdırdığı halde parlamento yolunu ise ısrarla seçmiştir. “Acaba hâlâ, insanlığın gelişmesinin bir adamın kafasından değil de, çoğunluktan olduğuna inanan var mı? İnsanlığın bu baş şartından gelecekte kurtulmanın mümkün olacağı iddiasına kalkışan mı var? Halbuki bu husus her zamankinden daha zorunlu değil mi? Eğer çoğunlukların iktidarı yolundaki parlamento prensibi, tek bir adamın otoritesi prensibine üstün çıkar ve şefin yerine sayı ve kütle hakim olursa, bu tabiatın aristokratik prensibine ters düşer” diyen ve bundan da ısrarlı olan bir Hitler parlamento yolunu kendi çıkarları için aynen Erdoğan gibi kullanmasını iyi bilmiştir. Benzer bir husus ise zamanının Hitler’inin nasıl ki SA’ları vardı şimdiki Erdoğan’ın ise vurucu gücü olarak kullandığı Osmanlı Ocakları yok mudur?
Konumuza yeniden geri dönersek, strateji olarak kendilerinden olan tüm özellikleri sanki başkalarında varmış gibi ve yine başkalarında olupta kendilerinde olmayan özellikleri ise sanki kendilerinde varmış gibi gösteren bir propaganda ile herkesi teslim almaya dönük bir yol izledikleri görülüyor. Örneğin, Erdoğan’a dönük getirilen eleştirilerin başında diktatör, faşist hatta Hitler benzetmeleri yapılmasına rağmen, Almanya’yı Nazizmle yani faşistlikle suçlayabiliyor.
Erdoğan ve AKP en çok düşünce özgürlüğüne karşı geliştirdiği kırım ve anti demokratik uygulamalar masaya yatırılırken, Almanya’yı anti demokratik olmanın yanısıra düşünce özgürlüğüne ihanet etmekle itham edebiliyor.
Erdoğan ve AKP, DAİŞ ve Fethullah Gülen ile işbirliği yaptığına dönük ciddi eleştiri altına alınırken, Erdoğan ve ona yakın duranlar neredeyse tüm muhalefeti Fethullah Gülen ve DAİŞ’i destekleyen kategorisine yerleştirerek her türlü hakareti yağdırabilmektedirler.
Hem düşünce yapılarıyla, hem ekonomik politikalarıyla, hem siyasal yapılarıyla kapitalizmi ve kapitalist tüketim kültürünü en çok geliştiren bir kişi ve parti olmasına rağmen, kendilerini Ortadoğulu hatta Ortadoğu’nun baş temsilcileri olarak göstermekten de ısrar ediyorlar.
Kapitalist bezirgan kültürünü, rantı, sömürmeyi en çok uygulayan, Türkiye’nin neredeyse pazarlamadığı bir yerini bırakmamalarına rağmen, halkçı olduklarını, ezilenlerin yanında durduklarını hatta yerli ve milli olduklarını ise saat başı halka empoze edebiliyorlar.
Erilliğin, cinsiyetçiliğin bu bağlamda toplumda tecavüz kültürünün başını alıp gitmesini ısrarla geliştirdikleri halde, sanki İslam’ın ahlak değerlerine bağlı olduklarını, kadını savunmaya aldıklarını ise pervasızca dile getirebiliyorlar.
Her gün insan katletme talimatını veren, günlük olarak öldürme üzerine bir siyaset geliştiren ve katletmeye günlük olarak ise pratikleştirmelerine rağmen her seferinde “yaratılanı yaratandan dolayı severiz” deyip ne kadar dürüst Müslüman olduklarını belirtiyorlar. Halbuki İslam’ın en büyük desturlarından biri öldürmeyeceksindir! İfade edildiği gibi tüm varlıkları öl ve öldürme üzerine kurulu olanların ne yakından ne de uzaktan hiçbir şekilde barış dini olan İslam bağları olabilir ki, bu duruma en yakın olan ise kesinlikle Erdoğan ve ekibidir.
Daha çarpıcı olanı ise günlük olarak milliyetçiliği göklere çıkaran bir Erdoğan ve ekibi var iken, yaşamları boyunca halkların kardeşliği temelinde var olmuş, ona göre de yaşayan ve o temelde de halklarla ilişkilenen Kürt özgürlük savaşçılarını milliyetçilikle, kafatasçılıkla, etnikçilikle suçlaması, Erdoğan ve ekibinin propagandada izledikleri stratejiyi net bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Böyle “cehennemi cennet gösteren, cenneti ise cehennem gösteren” Erdoğan ve AKP’nin bin kez yalan üzerine kurulan propaganda stratejisine takılmadan, ancak özü itibariyle çok basit ancak “patates çuvalı” kişilikler için etkili olan bu çiğ propagandayı her zeminde deşifre etme umuduyla.