11 Ekim sabahı Şengal ve kadın kırımı konulu konferansa ev sahipliği yapan  Casa İnternazionale delle Donne’nin kapısını çaldığımızda saat 08:30 idi ve içerde kimse yoktu. Bu tarihi binanın daha önce kaç kadın örgütüne ve kurumuna kapılarını açtığını öğrendiğimde ise ‘doğru adresteyiz’ dedim.

Casa delle Donne 40’ı aşkın kadın derneği, İtalya’nın önde gelen feminist kadın kurumları ile 30 yılı aşkın bir tecrübeye sahip bir kurum. Birlikte barışçıl bir yaşam sürdürmek isteyen ve sorumluluk duygusuna sahip her kadınla birlikte çalışma yürütmeye hazırız. Kendi kendime ‘tam da Kürt kadınlarını tarif ediyorlar’ diyorum. Bir kez daha doğru adresteyiz.

Gönüllü tercümanlar

Saat 09:00’da kapı açıldığında içeri ilk girenler biz oluyoruz. Konferans afişlerinin altına iliştirilmiş ok işaretlerini takip ederek bulduğumuz salon oldukça geniş ve ferah. Salonun önünde bekleyen ve hazırlıklar için koşturan kadınlar görüyoruz. Yarı İtalyan yarı Mısırlı İtalyan dostumuz Nayera, katılımcıların isimlerini kaydetmek için bir masa kuruyor. Bir diğer masa da konferansın katılımcılarını aydınlatacak materyallerin olduğu materyaller masaya diziliyor. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın savunmalarından derlenen Kadın Devrimi kitapçığı, Uluslararası Özgür Kadın Vakfı’nın tanıtım broşürü, Paris Katliamı Konferansı ile ilgili hazırlanan kitabın İtalyanca çevirisi -ki bu kitabın çevirisini de İtalyanların barış anneleri gibi kabul edilen Donne Nero adlı kadın örgütünden Emilia adlı bir kadının gönüllü yaptığını öğrenince gururlanıyoruz içten içe- ve daha birçok materyal... Masa hiç boş kalmıyor, katılımcılar hem kendini kaydediyor hem de broşürlerden alıyorlar.

Milano’dan katılan feminist grup

Hazırlık koşturmacası içinde salonun kısa sürede dolduğunu fark edemiyoruz önce. Sonra bir başka ayrıntı dikkatimizi çekiyor. Salonda, organize eden kadın kurumları ve konuşmacılar dışında herkes İtalyan. Sessizce yerlerini alıyor ve oturumun başlamasını bekliyorlar.
İçlerinde en çok dikkatimi çeken Milano’dan altı saat yol gelip konferansı dinlemek isteyen feminist grup. Nisan ayında Kürt Kadın Hareketini tanımak için kendileri birkaç toplantı organize edecek kadar ilgililer. Katılımcılar içinde genç kadınlar olduğu kadar merdiven çıkamayacak kadar yaşlı olan kadınlar da var. Kürt kadınların dünya kadınlarına umut olduğunu anlatmak için yeterli bir tablo!
Aslında bu beklenmedik bir durum değil. Çünkü konferans öncesinde sosyalist, komünist ve feminist içerikli birçok gazete, online haber siteleri ve hatta Milano Belediyesinin resmi internet sitesi, konferansın duyurusunu sıkça yapmıştı. Kadın haklarıyla ilgili yaptığı haberlerle tanınan Luisa Betti, konferansı “Kürt kadın savaşçılar Roma’ya indi” başlığıyla vererek dikkatleri çekmeye çalışsa da konferansı en iyi özetleyen haber, Komunist Proleter Devrimciler adlı internet gazetesininki idi. “Kürt kadınlar feminicidin ne olduğunu biliyorlar, çünkü bununla yüz yüze kaldılar”  diyerek özetledi.

‘Yine Kobane’ye gideceğim’

Ve oturum başlıyor. Havin Güneşer’in Kürt Kadın Hareketinin gelişim seyrini anlattığı sunumu ilgiyle dinliyorlar. Öyle bir ilgi ki bu, sinevizyonda konuşmanın İtalyancasını akıtan teknikçi kazara bir satır atlasa, hep bir ağızdan müdahale ediliyor. Nursel Kılıç, “Paris Katliamı sorumlularını açığa çıkarana dek çalışacağız” deyince salonda bir alkış tufanı kopuyor. Gazeteci Floriana Bulfon, Kobanê izlenimlerini anlatırken kendi halkıyla ordaki duygularını paylaşma gayretinde. Bir savaş ülkesinde gördüklerini onların gözünde canlandırabilmek için alabildiğince ayrıntı veriyor. Ve dünyanın Kobanê’de yaşananları izlemesinin utancına ortak olmak istemediğini söylüyor; “Bir kez daha gideceğim” diyor. Gazetecilik biraz da hakikati ortaya çıkarmak değil mi? Konuşmasında YPJ ve IŞİD arasında bir karşılaştırma yapan Dılar Dirik de aynı ilgiyle dinleniyor.
Dinleyiciler arasındaki hamile bir kadın dikkatimi çekiyor. Karnı burnunda ve saatlerdir oturuyor. “Vay be biz neymişiz” demekten kendimi alamıyorum.
Ara verildiğinde yemek sırasında da koyu bir sohbet içinde kadınlar. Gazeteciler de bu kadar ilginin olduğu konferansı haber yapma peşinde. Hemen her Kürt kadının peşinde bir gazeteci var. Bilmem hangi radyo, hangi dergi, hangi gazete için kısa bir röportaj almak için ikna peşindeler. Katılımcılar gayet mütevazı; Kürt kadınını tanıtmak onların boynunun borcu. İşte bu yüzden hiçbirini geri çevirmiyorlar. Aradaki sohbetlerde Casa delle Donne’nin başkanının salonun ilk kez bu kadar dolu olduğunu söylediğini, bu konferansı Bologna’da da yapmayı öneren kadın kurumları olduğunu öğreniyorum.

Arin Mirkan’ın gülüşü

Öğlen oturumu Şengal’de Êzîdîlerin dramını anlatan bir sinevizyonla başlıyor.  Salon sessizliğe gömülü. Bu vahşeti tüm çıplaklığıyla görmek ve harekete geçmek için oturumlar boyunca arkada dönen fotolar bile yeterli aslında.  Sonrasında salondaki tek Kürt ve Êzîdî katılımcı olan bir kadın söz alıyor. Kendi dilinde değil İtalyanca anlatıyor hissettiklerini. Salondakilerin çoğu anlıyor ne söylediğini. Anlamayanlar sesine yapışıp kalan acıyı ta yüreğinde duyuyor.
En çok beklenen konuşma Sinem Muhammed’inkisi. Rojava’daki kanton sistemi, Kobanê direnişi... Salona gelenlerin çoğu yaşananları birinci kaynaktan dinlemekten memnun. Sorular ceplerinde adeta. Muhammed, Arîn Mîrkan’dan bahsederken, mikrofonu kapıp “Bu ilk değil ki! Düşmana teslim olmaktansa, bombayı kendinde patlatan onlarca Kürt kadın savaşçı vardı; bizi duymak için neden bu kadar geciktiniz” diyesim var. Muhammed, duygularıma tercüman oluyor. Kürt kadınlarının sadece Kobanê’de değil, Doğu, Kuzey, Güney Kürdistan’da savaştığını ‘nerede kadının bir özgürlük problemi varsa Kürt kadınları oradadır’ diyor. Yaşama en çok yakışanların, yaşam için ölümü bu. Anlayabilirler mi bu hakikati? Pür dikkat dinleyenlere, Arîn Mîrkan’ın umutlu gülüşüne bakınca sorumun cevabını da almış oluyorum.  
‘Kürt Kadın Hareketinden öğrenilmesi gereken en önemli şey ne’ diye sorsalar, ‘teorik ve pratik gelişmeyi böyle iç içe başarmanın sırrı’ diye cevaplarım. Konferans, bu hakikatin bir göstergesi. Pratikte yapılacaklarla ilgili hazırlıklarda büyük emeği olan Av. Barbara Spinelli konuşuyor. Şimdi kayıp Êzîdî kadınların bulunması için harekete geçme zamanı. Umudu büyütme zamanı. Kobanê’de direnen kadınların gülüşleri hiç donmuyorsa, çocuklar halen gülebiliyor ve özgür yaşamak isteyen kadınlar bu konferanstaki gibi sesimize kulak veriyorsa o zaman hiç durmayalım. Su gibi akalım. Berrak ve dingin olmayı da coşkulu bir akışla sınırları yıkmayı da bilelim.


ZİLAN DİYAR