
Kelimenin anlamsız kaldığı anlar vardır hayatımızda. Sadece susarız ve dinleriz yaşananları. Çünkü ne bir kelime anlatmaya yeter ne de söylenecek bir söz bulmaya cesaretimiz vardır. Kulaklarımda hala o kadınların çığlıkları çınlarken erkekliğin neden bu kadar çözümlendiği üzerine daha bir düşünür oldum.
Dün Avrupa'ya gitme hayalleriyle yola düşüp suda sona eren yaşamların son kalıntısı olan cansız bedenleri taşıdı ambulanslar Şengal'e. 12 ambulansa dizilmiş yitik hayatlar. 46 kişiyle başladıkları yolculuktan küçük kızıyla kurtulan Kaval'ın söyledikleri ise insanın kanını dondurmaya yetiyor. Tüm ailesini bu kazada yitiren adamın hala 11 yakını sular altında.
Kaval, bu olayda tüm ailesini yitirdi. Kardeşi ve onun ailesi, eşi ve çocukları gözlerinin önünde can verdi. 11 kişinin cesedine ulaşılamamış. Kardeşi, yeğeni ve oğlunun cenazelerini alıp düşmüş Şengal yollarına Kaval. O gün Şengal'e gelen cenazelerin 8'i aynı kubbenin gölgesine sığındı. Yan yana kazılan üç mezar. Yürekleri burkmaya yeterdi Kaval'ın sözleri, tüylerimizi diken diken etmeseydi eğer. Bir yandan kadınların çığlıkları, yüzünü parçalayanlar, diğer yandan gözü yaşlı yetim kalan çocuklar, evladını yitiren anneler.
'Başın sağolsun' demeye kalmadan "Burada bir şeyimiz yok. Çocukların istikbali için gidecem Avrupa'ya. Sağ olsun Bölgesel Hükümet beni bedava gönderecek. Bize çok yardım ettiler ölülerimizi getirmemiz için" dedi. Ortada çocuğu kalmamış bir insan hangi istikbali düşünüyorsa. Bir yandan onları ölüme terk ediyorlar, çetelerin kanlı ellerinde bırakıp kaçıyorlar, diğer yandan kurtarılan topraklarına dönmemeleri için sulara sürüklüyorlar, ama öldürdükleri insanları getirdikleri için teşekkür alıyorlar...
Şengal kurtarıldıktan sonra Êzîdîlerin ülkelerini terk etmeleri ve topraklarını sahipsiz bırakmaları için yapılan planları göremeyecek kadar körleştirilmiş insanlar. Şengal işgal altında iken Bulgaristan kapısında yaka paça sürükledikleri Êzîdîleri şimdi Avrupa'ya bedava geçiriyor Türk devleti. Bazen çaktırmadan bir iki botu su altıda ediyor tabi. Onlar için en iyi Êzîdî ölü Êzîdî'dir nasıl olsa. Ama önemli olan onlardan kurtulmalarıdır, tabi ki bir an önce bu topraklardan gidip iradeleşmemeleri için ellerinden geleni yapıyorlar. Nasıl ki Kuzey Kürdistan'da yoğun bir baskı oluşturup bir yandan da Avrupa yollarını gösterip tüm Êzîdîleri ülke dışına sürükledilerse aynı şekilde Güney Kürdistan'da da bu yolla bu halktan kurtulmak istiyorlar. İşte Kuzey de durum ortada, toplasanız 200 Êzîdî kalmamıştır kendi topraklarında. Aynı tehlike bugün Güney Kürdistan'da da baş gösterdi. Barzani-Erdoğan kardeşliğinin meyvelerinden biri olan göç yolları görünüyor ufukta. Bu yollarda son bulan yaşamlar ise kimsenin umurunda değil nasıl olsa...
3 Ağustos fermanında çoluk çocuk Şengal dağı yamaçlarında kızgın güneş altında susuzluktan yaşamını yitirdi. Şimdi ise gurbete koşan insanlar sularda boğuluyor. Şengal'lilerin Kürtçesi'nde susuzluktan ölen için 'Tina re bihecî', suda boğulanlar için 'avê de bihecî' tabirleri kullanılıyor. Yani her iki durumda 'ha bihecî' kelimesi. Trajedinin böylesi reva görülüyor halkımıza. Belki de bizden, direnişimizden böyle intikam almak istiyorlardır.
3 Ağustos'ta açık bir katliam vardı. Direniş gelişti ve şimdi DAİŞ'in elinden kurtulanların kendisi çeteleri kovuyor bu topraklardan. Kimse fermanın geçtiğini söylemesin. Çünkü asıl ferman planları şimdi devreye koyuldu. Fiziki olarak bitirilemeyen bu halkı köklerinden kopararak kurutmaya çalışıyorlar. Bu beyaz fermanın hangi boyutlara ulaştırılmak istendiğini tahmin etmek zor değil. Herkes Şengal'in Êzîdîler için ne anlam ifade ettiğini biliyor. Şengal Êzîdîliğin temeli ve kökleri. Kökleri olmayan bir ağaç devrilmeye mahkumdur, vatansız bir halk ise yok olmaya...
Tüm bu oyunlara karşı direnen yiğitleri oldukça bu halkın, düşmanların beyaz fermanları da o sularda gömülecektir. YBŞ ve YPJ Şengal oldukça Êzîdxan var olacaktır.