Öykü ve roman yazarı Mark Twain, bir öyküsünde Eskimolara ait bir cezalandırma yönteminden bahseder. "Su tecrübesine tabi tutulma" diye adlandırılan bu yöntemde kişi denize atılır. Eğer boğulup ölürse, suçsuz ilan edilir. Ancak yüzerek denizden kurtulursa, suçlu kabul edilir ve buz odasına bırakılarak açlığa mahkum edilir. Her iki yöntemde de ölüm kaçınılmazdır yani.

İşte küçücük Alan "büyük devletlerin" büyük denizlerinde su tecrübesine tabi tutuldu ve suçsuzluğu ölümüne kanıtlandı. Peki kim suçlu? Kara gözlü Ceylan'ın suçsuzluğu ölümüne kanıtlandı. Enes'in, Uğur'un, Halepçe'de dedesinin kollarında can veren bebenin suçsuzluğu ölümüne kanıtlandı. Peki kim suçlu?

Bir halkın kendisi ve çocukları Bodrum'da su tecrübesine Cizre'de kurşun, Kobanê'de bomba, Halepçe'de gaz tecrübesine tabi tutuldu. Dünyayı sarsan iki fotoğraf... Halepçe'deki bebe göğe bakıyor, bir şey bekliyor halen. Alan artık dünyaya sırtını dönmüş, kapaklanmış yere.

Düşünüyor insan. Tanrı bir halkın hakikatini göstermek için bu fotoğrafların dışında bir yol bulamadı mı acaba? Kürtlerin suçsuz olduklarını kanıtlamak için ve de insanca, hakça bir yaşamı yaşamaları için illa ölmeleri mi gerekiyor? Başka yolu yok mu?

Küçücük yüreğiyle kıyıya vuran Alan'ın cansız bedenine tutulan canlı yayın kameralarının arkasında konuşuyor adamlar ama sorunun özüne inmiyorlar bir türlü. Düşünüyor insan.

Arşiment gelsin de suyun kaldırma gücünü görsün. Çünkü Alan'ı kaldıramadı, vurdu kıyıya. Fakat her şey bununla bitmiyor bu coğrafyada mezarlar bombalanıyor.

Bu yüzden, Mark Twain gelsin de öykünün devamını yazsın Kürt coğrafyasında. Çünkü ölümün ötesi var orada, mezarlar bombalanıyor...


 Tekirdağ 1 nolu F Tipi Cezaevi