- Cezaevlerinde artan infaz yakmalara tepki gösteren Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, “Cezaevinde geçirdiği iyi haline bakılmaksızın, suç tipi üzerinde pişmanlık dayatılıyor” dedi.
ERDOĞAN ZAMUR
Avrupa Parlamentosu’nda cezaevlerine ilişkin gerçekleştirilen konferansta görüştüğümüz Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, hükümetin Kürt meselesini ‘güvenlikçi’ bir bakış açısına sıkıştırdığı dönemlerde bunun en ağır etkisinin cezaevlerinde görüldüğünü belirtti. Cezaevlerinin en savunmasız alanlar olduğunu, politik tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz sistemi içerisinde ayrımcı bir uygulamaya tabi olduklarının altını çizen Eren, “Örneğin infaz süresi dolup şartlı salıverilme aşamasına gelindiğinde Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nın salt suç tipine bağlı olarak ret yönündeki kararlarının yaygınlaştığına tanık oluyoruz” dedi.
Ayrımcı ve eşitsiz
Eren şöyle devam etti: “Bir bakıma kişiye göre, cezaevinde geçirdiği iyi haline bakılmaksızın, suç tipi üzerinde pişmanlık dayatılıyor. Hatta taraflı tarafsız koğuşta kaldığına göre bile tahliyesi ertelenebiliyor. Düşünün 30 yıldır cezaevinde tuttuğunuz bir birey tahliye koşulları oluşmasına rağmen farklı gerekçelerle ‘yok işte pişmanlık olgusu yok, taraflı koğuşta kaldı’ diyerek tahliyesini engelliyorsunuz. Türkiye’de ceza infaz sisteminde ayrımcı ve eşitsiz bir uygulama var. Özellikle politik tutuklu ve hükümlüler bakımda bunlar çok sık yaşanan olaylardır.
Gereken adımlar atılmıyor
Diyarbakır Barosu’na da bu konuda çok sayıda başvuru ve hukuki yardım talebi geldiğini belirten Eren, “Hukuksuz durumları tespit ederek, raporlaştıyoruz. Bu raporlarımızı sürekli kamuoyuna da paylaşıyoruz. Maalesef Türkiye’deki bu tür başvurulara karşı ne uluslararası hukuka ne de Türkiye’deki mevcut Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına göre sözleşme kapsamında olması gereken adımların atılmadığına tanık oluyoruz. Ama bu ihlalleri raporlamak, kamuoyunun gündemine taşımak ve uygulayıcılar üzerinde baskı oluşturmak gibi sorumluluklarımızı bir hukuk örgütü olarak çalışmaya devam ediyoruz” dedi.
Adli-siyasi çifte standardı
Ceza infaz sistemindeki bu adaletsizliğin bu ülkeyi yönetenlerin bakış açısıyla ilgili olduğunu ifade eden Eren adli ve siyasi tutsaklara yönelik çifte standarda vurgu yaparak şöyle konuştu “Biz sürekli şunu dile getiriyoruz: Aynı hukuksal durumda olan kişilere aynı kurallar uygulanmalı. İki farklı insan altı yıl ceza alıyor. Biri adli diğeri ya düşüncesini ifade ettiği için propaganda suçundan yargılanan insanlar. İkisinin cezası aynı olmasına rağmen siz birine yarı oranda ceza infaz ettikten sonra tahliye veriyorsunuz, hatta yarısını infaz ettikten sonra geri kalan yarısını açık cezaevine geçirmesini sağlıyorsunuz ya da denetimli serbestlik serbest bırakıyorsunuz. Öte tarafta politik ve ifade özgürlüğü kapsamında insan hakları aktivisti birine aldığı cezanın beşte biri yerine 5’te 4’ünü içeride tutuyorsunuz. Bu durumu hukuk çerçevesinde görmek değerlendirmek mümkün değil. Biz hukukun üstünlüğü derken eşitlik kavramını dile getirirken aslında toplumun beklentisini dile getiriyoruz.”
Siyasetçilere büyük rol düşüyor
Ceza infaz sistemindeki eksiklerin giderilmesi için bu alanda çalışan kurumlara ihtiyaç olduğunu belirten Eren, “Çalışma yapacak kişilerin sayısının arttırılması gerekiyor. Bu uygulalamalara karşı cesurca bir tutum alınmalı. Bu konuda siyasetçilere büyük iş düşüyor. Meclisteki partiler bu tür yasal mevzuatları karşı çalışmalı. Bu tür ihlallerin soru önergeleri, meclis araştırmaları ile gündemleştirilmesi önemli. Toplumsal talep, bu kurumlarda karşılıklı bulmalı” diye belirtti.
* * *
301’den 6 ayrı soruşturma
Türkiye’de özgürlük ve demokrasi talebinde bulunan kurumlar ve burada yer alan birçok kişi tehditlerin de hedefi oluyor. Diyarbakır Barosu da bunlardan nasibini alıyor. Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren hakkında 301. maddeden (devleti, hükümeti alenen aşağılama) 6 ayrı soruşturma var. Eren, “Türkiye’de belki 301. maddeden dolayı en çok soruşturma açılan kişiyim. Hakkımda Diyarbakır Barosu ve yöneticiliğinden 6 ayrı soruşturmam var. Yaptığımız her açıklamadan dolayı maalesef davalar açılıyor. Nedense Türkiye’de Diyarbakır Barosu bir şey söylediğinde, bir ihlali dile getirdiğinde, tespit ettiğinde, kamuoyuna sunduğunda, devletin ve mahkemelerin tavrı ağır ve sert oluyor. Bu davalar yönetim kadromuza ve üyelerimize de açıldı. Geçmiş dönemde bu tür baskı görenler hep oldu” dedi.
“Bu politika aslında ‘susun’ politikasıdır” diyen Eren, “İktidar kendi politikalarına karşı olan herkese soruşturma açıyor. Diyarbakır Barosu’nun yaptığı Ermeni Soykırımı, sınır dışı operasyonları ile ilgili açıklamalar devlet kurumlarını aşağılama iddiasıyla soruşturmalara konu ediliyor. Diyarbakır Barosu her dönem bu soruşturmalara, baskılara maruz kalmıştır. Ancak bu mücadeleci Baro kimliğinde asla taviz vermedi. Diyarbakır Barosu, Türkiye’de insan haklarına saygının artması, ihlallerin son bulması ve hukukun üstünlüğü için mücadele yürütüyor. Biz bu mücadeleyi vermekten asla yorulmayacağız.”