Türkiye başkentinin tepesindeki “iktidar mücadelesi” duruldu mu? Türk Başbakanı Erdoğan krizin ilk gününden itibaren gözde bürokratı Hakan Fidan’ın arkasında durdu. Hakan Fidan ve eski MİT müsteşarı ve yardımcısı ile Oslo görüşmelerinin hazırlayıcılarından iki MİT mensubunu şüpheli olarak ifadeye çağıran özel yetkili C.Savcı yardımcısı Sadettin Sattıkaya’yı Başsavcı’nın eliyle görevden aldı. Görevden alınma gerekçesi olarakta “tahkikatın amirden saklanması” olarak açıklandı.
İlk etapta İstanbul’da KCK operasyonunu yürüten iki görevli polis şefi görevden alındı. Sayıları yetmişe varan polisin ‘Şark’ hizmetine gönderileceği de basına sızan haberler arasında.
CMK 250 maddesindeki özel savcıların belirli suçlarda G.Kurmay başkanları, MİT müsteşarları dahil sıfat ve yetkileri ne olursa olsun özel yetkili savcılar tarafından soruşturulması, MİT yasasının 26. maddesinin bir hafta içerisinde tek maddelik kanunla değiştirilerek, MİT müsteşarı açısından bu özel yetki kısıtlandı. Eski MİT müsteşarı, yardımcısı ve iki elemanı hakkındaki yakalama müzakkeresi de yasanın Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanıp yürürlüğe girmesi ile geri çekildi.
Peki şimdi bu durumda sular duruldu mu? Türkiye başkentindeki iktidar mücadelesi, polisin, yargının siyasete müdahalesinin önüne geçildi mi?
Cemaatın tepesindeki vaiz’in Erdoğan’a gönderdiği geçmiş olsun dileği, onu onurlandıran kelimelere, cemaat’ın köşe yazarlarının bir iktidar mücadelesi olmadığına dair bin dereden su getiren yazılarına, Erdoğan’ın “fitne, fesat çıkaranlara” dikkat çekmesine karşın sular durulmadı. Bu iktidar mücadelesi alttan alta fokurdamaya devam edecek. Erdoğan iktidar mücadelesinin birinci raundunu kazandı. Bakalım bundan sonraki raundları da kazanıp Çankaya’ya kazasız, belasız çıkabilecek mi? Bunu da zaman gösterecek. Cemaat’e atılan son neşter ile MİT’in ve onun arkasındaki Erdoğan’ın eli daha bir güçlendi.
7 Şubat müdahalesinden önce yapılması düşünülen Oslo görüşmelerinin devam ettirilmesi için diyaloğun önündeki engeller birer, birer kalkıyor. Yapılan kamuoyu yoklamalarında Türkiye halkının yüzde 67’sinin Oslo görüşmelerine olumlu baktığı ortaya çıkmıştır. Siyasi iradenin bundan böyle arkasına sığınacağı bahanesi de kalmamıştır. Baharın eli kulağında ya onurlu bir çözüm oluşacak, ya da kızılca kıyamet kopacak. Onurlu bir çözüm tüm Türkiye halklarının yararınadır. Çözümsüzlük ise bugüne kadar oluşan kayıpları, açılan yaraları iki katına çıkaracaktır.
Kürdistan’ın Güneyindeki Hewlêr şehrinde yapılan “Muhabbad Kürt Cumhuriyetini Anma toplantısında” Kürdistan Federal Bölge Başkanı sayın Mesut Barzani, Ulusal konferans’ın toplanması için PKK’nın silahlı mücadeleyi bırakma ön şartını ileri sürüyor. Onurlu bir çözüm için gerekli adımlar atılmadıkça PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakmayacağını sayın Barzani çok iyi biliyor. Öcalan’ın çözüm için ileri sürdüğü dört maddenin gerçekleşmesi halinde silahların susacağı, gerekirse HPG güçlerinin Kürdistan’ın güneyine çekileceğini de herkes biliyor. Sayın Mesut Barzani’nin bu konuda tıpkı İRAN-PJAK arasında ki ateşkeste olduğu gibi rolünü oynayıp, Kürtlerin “Barışçıl Çözüm”ünü dünyaya duyurması gerekiyor. Bu rolü oynadığı zaman Kürdistan’ın dört parçasıda huzura kavuşabilecektir.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* ‘Ey Raqip’ milli marşının yazarı Yunus Rauf Dildar 20 Şubat 1918 tarihinde G.Kurdistan’ın Koy şehrinde dünyaya geldi.
* Kürt şair, Kurdolog ve siyasetçisi Hejar, 21 Şubat 1991 tarihinde Kürdistan’ın doğusunda Kerece’de aramızdan ayrıldı.
* Welat gazetesi 22 Şubat 1992 tarihinde İstanbul’da yayınlanmaya başlandı. Gazete daha sonra Azadiya Welat ismini alarak Diyarbekir’de ilk günlük Kürtçe gazete olarak yayınlanmaya başlandı.
* 24 Şubat 1925’te Elaziz Şeyh Şerif komutasındaki Kürt kuvvetlerinin eline geçti.
* 24 Şubat 1992 tarihinde Yeni Ülke gazetesinin Batman muhabiri Cengiz Altun işyerine giderken uğradığı kontra saldırısında şehit düştü. Cenazesi 26 Şubat’ta kırkbin kişi tarafından törenle kaldırıldı.
* Kürt hukukçusu ve yurtseveri Yusuf Ekinci 25 Şubat 1994 tarihinde Ankara’da kaçırılarak kontralar tarafından şehit edildi.
Sular duruldu mu?