Henüz teyitli olmazsa da Türk özel kuvvetlerinin İdlib’deki çatışmalarda yer aldığına dair bilgiler de var. Öte yandan Türkiye’nin de tarafı olduğu Astana sürecinin yerini ABD, Rusya ve İsrail formatının alması, Türkiye ve İran’ın Suriye’de dışlanmasını da beraberinde getirebilir.
AZİZ KÖYLÜOĞLU / HABER / ANALİZ
Görünürde Suriye’de Rusya ile Türkiye’nin ilişkileri ve ilişkiler üzerine kurulmuş politika, önce çatışma, sonra uzlaşma ve en son olarak da yine çatışma olarak tanımlanabilir. Gerçekte ise Türkiye de, Rusya da hiç bir zaman uzlaşmadı.
Çelişki ve çatışma içinde ancak Rusya’nın istekleri doğrultusunda şekillenmiş bir Suriye politikası vardı. Türkiye, Suriye politikasında Rusya’nın belirlediği programı kabullendi ve o program dahilinde hareket etti.
Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra iyice gerginleşen ilişkiler, Rusya’nın özellikle Kürt politikası üzerinden Türkiye’yi baskılaması sonucunda Türkiye’nin teslim olduğu bir sonuç ortaya çıkardı. Ama bu durum, İdlib’deki sıkışmaya kadar devam etti. Şu anda Rusya ve Türkiye arasında Suriye siyasetinde yeniden çatışma noktasına gelindiğini açık.
Suriye ile sınırlı değil
Rusya ile Türkiye arasında Suriye üzerinden oluşturulan anlaşma, sadece Suriye ile sınırlı kalmadı. Anlaşmanın çerçevesi genişledi. Hem bölgesel hem de uluslararası konularda iki ülke arasında ciddi ortaklıklar oluştu.
Rusya, Türkiye’nin Kürt karşıtlığını çok iyi kullandı. Türkiye ise, “Kürtler Suriye ve diğer Kürdistan parçalarında bir şey elde etmesinler de, ne olursa olsun” anlayışıyla politikasını Rusya ekseninde yeniden oluşturdu.
Kürt soykırımı politikasında tıkanan Türkiye’nin, Rusya ile çelişkilerinin derinleşmesi kadar normal bir şey olamaz. Türkiye, Suriye siyasetini 2016’dan beri daraltmış ve Kürt karşıtlığına kadar indirgemişti. Beşar Esad’ın iktidardan uzaklaştırılması artık Türkiye için bir amaç veya bir kırmızı çizgi olmaktan çıkmıştı. Türk devleti 2011’den beri eğitip, donattığı radikal dinci çetelere desteği sürse de, bu çete gruplarına verdiği desteğin amacı Esad rejimini devirmekten ziyade, İdlib’den Cerablus’a kadar ki alanı savunmak ve Kürtlere karşı sürelik bir tehdit olarak kullanmaktı. Şu an tümüyle bunu yapmaya çalışıyor. Ama başaramıyor.
Suriye rejim güçleri, İran milisleri, Hizbullah militanları ve Rus özel güçleri bir yıldır İdlib’e saldırı için hazırlık içinde.
Buna hem rejimin, hem de Rus hava gücünü eklemek gerek. Mayıs ayının ilk haftasında ilerleme kaydeden rejim güçleri ve ortaklarının karşısında sadece Heyet Tahrir Şam (HTŞ-El Kaide’nin Suriye versiyonu) ve onun çevresinde kümelenen Hurras El Din gibi gruplar vardı.
Öyle görünüyordu ki, Rusya ile Soçi Anlaşması imzalayan Türkiye, HTŞ’nin biraz burnunun sürtünmesini kendi çıkarına görüyordu. Zira yılbaşında HTŞ ve ortakları, Türkiye’nin DAİŞ ve diğer çete gruplarından devşirdiği kişilerden oluşturduğu ‘ulusal ordunun’ elindeki bir çok yeri almış ve ‘ulusal ordu’ HTŞ’nin İdlib’de kurduğu hükümete tabi olmak zorunda kalmıştı. HTŞ, Nureddin Zenki gibi tamamen MİT’in güdümündeki grubu ise tasfiye noktasına getirmişti.
Güç dengesi oluştu
Rusya, işin başında operasyonun amacını Hama’nın kuzeyinden gelen saldırıları önlemek ve Lazkiye’de bulunan Hmeymin askeri hava alanını, çete saldırılarından korumak olarak tanımlamıştı. Bu, Türkiye ve hatta ABD tarafından da kabul görmüştü.
Türkiye de zaman zaman kendisine sorun çıkaran HTŞ ve diğer bazı radikal dinci çeteleri terbiye etmek için bu saldırıları fırsat bilmişti. Ama saldırının sınırlarının böyle olmadığı ve çetelere yönelik olarak kapsamlı bir saldırı olduğu açığa çıkınca hem Türkiye hem de ABD harekete geçti. Çetelere hem lojistik hem cephane hem de Türkiye kurduğu grupları HTŞ’e takviye olarak gönderdi.
Bu durum çatışmaların seyrini değiştirdi. Çatışmalarda denge sağlandı. Şimdi ciddi bir güç dengesi oluşmuş durumda.
Yerleşim yerleri günlük el değiştiriyor
Rejim güçleri ve ortaklarının bombardımanı sürüyor. Buna karşın çetelerin hem Hama’nın kuzeyine, hem Lazkiye’nin batısına hem de Halep merkezine yönelik olarak saldırıları sürüyor. Bölgedeki çatışmalar, şimdiye kadar İdlib sınırına ulaşmış değil. Daha çok Hama’nın kuzeyinde sürüyor. Zaman zaman ise Lazkiye’nin batısında saldırılar oluyor. Çatışmaların ritmi güç dengesine göre değişiyor. Çok uzun bir temas alanı var ve her iki taraf da, fırsat bulduğunda ilerlemeye çalışıyor. Bu da, günlük olarak yerleşim yerlerinin el değiştirmelerini beraberinde getiriyor.
Kefernebu 3 defa el değiştirdi
Hama’nın kuzeyinde bulunan Kefernebu kasabası şimdiye kadar üç defa el değiştirmiş durumda. Bu da her iki taraf arasında bir dengenin olduğunu gösteriyor. Suriye rejimi ele geçirdiği yerleri elinde bulundurmakta ciddi bir biçimde zorlanıyor. Bunun yanında Türkiye destekli HTŞ ve diğer çete gruplarının Hama’nın kuzeyinde ilerlemeye çalıştığı ve en az iki köyü ele geçirdiği belirtiliyor. Bu Suriye’nin rejiminin ilerlemeden ziyade bazı yerlerde elinde bulundurduğu yerleri bırakmak zorunda kaldığını gösteriyor.
Suriye denkleminde iki devletin durumu tartışma konusu. Bunlardan biri Türkiye, biri de İran.
Türkiye, Suriye iç savaşında Müslüman Kardeşler ve DAİŞ gibi diğer radikal dinci çete grupların eliyle rejimi değiştirmeye ve Suriye’yi bir manda devleti haline getirmeye çalıştı. Türkiye bu siyasetine hem ABD, hem Avrupa hem de Sünni Arap devletlerini eklemledi. Ama bu durumu uzun bir süre sürdüremedi.
Türkiye’ye verdikleri destekleri çektiler
Bir çok Arap devleti Türkiye’nin desteklediği Müslüman Kardeşler örgütünü terörist olarak görüyordu. ABD ise uzun süre Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda ve biraz da İran ve Rusya karşıtlığı temelinde Suriye siyasetine destek veriyordu. ABD halen İdlib’de bu siyasetini sürdürmeye devam ediyor. Açık ki artık ABD, Türkiye’nin Müslüman Kardeşler örgütü eliyle Suriye’de rejim değişimine destek vermiyor.
Rusya-İran rekabeti
Rusya ve İran arasında Suriye üzerindeki rekabet her gün daha da derinleşiyor. Rusya, İsrail’le yaptığı anlaşmalar çerçevesinde İran’ı sınırlandırmaya çalışırken, İran bölgedeki çatışmaları derinleştirerek Rusya’yı kendisine muhtaç hale getirmeye çalışıyor. İran, İdlib’deki çatışmalara aktif bir biçimde katılmak istiyor. Ama görünen o ki Rusya, İran’ın İdlib’de çok aktif rol almasını istemiyor.
Hatta çatışma sahasına sürdüğü Sühel Hesen’e bağlı gruplar tamamen Rusya güdümündeki komutanların denetimindeki gruplardan oluşuyor. İran ise, İdlib’deki çatışmalara aktif bir biçimde katılarak Suriye’deki mevcut pozisyonunu korumaya çalışıyor. İran, topyekün bir saldırı ve hızlı bir biçimde İdlib’i ele geçirmeyi amaçlarken, Rusya ise parça parça ve uzun süreye yayılan bir saldırı öngörüyor. Bu açıdan Rusya ve İran’ı İdlib planları da çelişik.
‘Türk özel güçleri çatışmalara katılıyor’ iddiası
Rusya, Türkiye ile Astana formatı ve Soçi Anlaşması üzerinden baskısını sürdürmeye çalışıyor. İran ise Türkiye ile Rusya arasındaki çelişkileri derinleştirmeye ve Türkiye’yi bir şekilde Suriye siyasetinin dışına itmeye çalışıyor. Suriye siyasetinde hem İran hem de Türkiye’nin suyu her gün biraz daha ısınıyor.
Güncel anlamda Türkiye, İdlib çatışmalarının bir parçası gelmiş durumda. HTŞ’i terbiye etme üzerinden Suriye rejimi ve ortaklarının saldırılarına sessiz kalan Türkiye, bu amacına ulaşınca, bölgeye ciddi bir takviye yapmış durumda. Bazı yerel kaynaklar, Türk özel güçlerinin çatışmalara katıldığını iddia ediyor. Bu tam teyitli bir bilgi olmasa da, gerçeklik payı olan bir bilgi.
Türkiye Efrîn’de demografik yapıyı değiştiriyor
Diğer yandan demografik değişim bölgede sürüyor. Efrîn’e binlerce çete ailesi yerleştirilmiş durumda. Bu durum Türkiye siyasetinin bir parçası olarak sürüyor. Türkiye, Rusya ve İran arasındaki Astana formatının zamanını doldurduğu görülüyor. Buna karşı yeni bir denklem gündem de ABD, Rusya ve İsrail’in Kudüs formatı.
Bu format Suriye ne getirir bilinmez. Ama şimdiden Türkiye ve İran dışlanacağı yeni bir durumu ortaya çıkaracağı söylenebilir.