İklim değişikliği artık kaçınılmaz ve öyleyse, sistem değişecek. Vermemiz gereken karar, bu değişikliği nasıl örgütleyeceğimiz: yavaş yavaş mı gerçekleşecek yoksa patlak mı verecek? Rekabete mi dayanacak işbirliğine mi?
Köprüler inşa etme zamanı çünkü sular yükseliyor ve yeterince gemi yok. Hareketler iklim değişikliğini durdurmanın imkânsız olduğunu anladıkça, bununla nasıl bir “adil geçiş” getirebileceğini tahayyül etmek gibi zorlu bir görevle de karşı karşıyalar.
KEVİN BUCKLAND *
İklim krizinin çapı daha belirgin hale geldikçe, taktiksel farkların geleneksel sınırları da silikleşiyor. Karşımıza çıkan dünya bize birbirimize ne kadar sıkı sıkıya bağlı olduğumuzu hatırlatıyor. Çocukların iklim eğitimi kampanyaları, gıda ormanları, seçim kampanyaları ve yol barikatları, giderek daha fazla bir “herkes iş başına” yaklaşımını benimseyen ve kolektif itaatsizliği ana akımlaştıran taban örgütlenmesi çabalarının başına geliyor.
Bu bir başka önemli kültürel değişimi de işaret ediyor: Giderek artan sayıda topluluk yalnızca adaletsiz yasalara karşı çıkmakla kalmıyor, bir yandan da yasaların yapılıp uygulandığı sürecin meşruiyetini de sorgulamaya başlıyor. İnsanlar ve örgütler yüzlerini katılımcı demokrasi süreçlerine dönüyor ve yaşamlarını etkileyen kararların alınma sürecine dahil olmayı talep ediyorlar.
Katılımcı örgütlenme
Yine de büyük çevre STÖ’leri hiyerarşik örgütler için bu biçim ile işlev arasındaki bir başka sürtüşmeyi mimliyor. Karşı çıkılanlardaki iktidar yapılarını kendi içinde aynen kopyalarken dışarıdan itaatsizlik savunusu gerçek anlamda yapılabilir mi? Herhangi türde bir örgüt, kendi hiyerarşik ve hesap vermez iç karar alma yapılarına karşı sorgusuz itaat beklerken, karar alıcılara karşı itaatsizliği tutarlı bir şekilde savunabilir mi?
Almanya’daki Ende Gelände hareketi, üç yıldır katılımcı bir örgütlenme yapısı kullanarak binlerce insanın açık maden ocaklarına girip kapatma eylemlerini koordine ediyor. Ölçeklenebilir yapıları binlerce yeni gelenin kendi konfor alanları dahilinde doğrudan eylemde bulunabilmesi için güvenli alanlar yaratılmasını sağladı. Bu ancak gruplara kendi kararlarını almaları için otonomi tanınmasıyla ve katılımcı bir örgütlenme süreciyle ortak yaratma kültürü üzerinden mümkün olabildi. Bu siyaseti daha da ileri taşıyan Queer Feminist parmak, örgütlenme ve karar alma süreçlerini daha da kolektifleştirerek son iki yıldır bir eko-feminist bakım siyasetini hayata geçirmekte. Radikal kapsayıcılıkları karar almaya katılımı açık tutmaya dayanıyor ve katlanarak artış gösteriyor.
Yapılarda kaymalar
Çevre mücadeleleri asla tam olarak kazanılmış sayılmaz. Sürekli tetikte olmayı gerektirir. Kömürle çalışan bir elektrik santralini iptal ettirmişsinizdir ama bir bakarsınız ki komşu kasabada yenisi inşa edilmiş; proje durdurulmamış, sadece yeri değişmiştir. Dayatılan sonsuz sayıda proje karşısında iklim hareketi, Exxon Mobil’in yerel enerji yerine hissedarların kârına yönelik mega rüzgâr parkları inşa ettiğine kolayca şahit olunabilen “Benim Arka Bahçemde Değil” çerçevesinin sınırlılıklarının farkına varıyor.
İklim adaleti hareketi, sorunları çözmekten sebeplere yönelmeye doğru kritik bir eksen değişikliği yaşıyor. Söylemlerin odağı, güneş enerjisi panelleri ve rüzgâr türbinlerinden demokratik kontrole tabi yenilenebilir enerjiye doğru değişiyor. Bu doğrultuda da geleceğin dünyasının maddi altyapısı, örgütlenme yapılarının kendisiyle uyumlanmaya başlıyor.
Aynı eksen değişikliği, iklim hareketini, Mısır devriminden İspanya ve Yunanistan’ın “öfkelilerine”, ABD’nin Occupy Wall Street’ine, Türkiye’nin Gezi hareketine ve Tayvan’ın şemsiye devrimine kadar, plaza, meydan, park ve havaalanı işgallerinden yükselen kapsayıcı ve katılımcı sürecin parçasını oluşturan, geçtiğimiz yılların büyük halk ayaklanmalarıyla da uyumlandırıyor. Bu mekâna dayalı işgaller gelip geçtiler ama yüzeydeki çatlağın ötesine göz atma fırsatı bulup büyüyen çeşitlilikteki formlarda radikal demokratik süreçleri tecrübe etmeye devam eden yeni bir örgütçüler kuşağının siyasi eğitiminde derin bir iz bıraktılar.
Küresel iklim hareketi süreç ve katılıma daha odaklı hale gelirken, bu ilkelere dayalı bir enerji üretiminin fiziksel altyapısını örgütleyerek küresel hareketlerde kritik bir rol oynayabilir.
Köprüler inşa etme zamanı
Hareketler, örgütlenme süreçlerini yeniden ele alırken, dünya nüfusunun karar alma süreçlerinden geleneksel olarak dışlanmış olan büyük çoğunluğunun aniden kendine yer açtığı ve genişlettiği işte bu savaş alanı. Halihazırda yaşanmakta olan bu dönüşüm, antiemperyalist, anti cinsiyetçi, anti sömürgeci ve ırkçılık karşıtı hareketlerin kendilerini geleceğin dünyasının fiziksel altyapısını ve yönetimini demokratikleştirmeye yönelik küresel bir ayaklanmanın yalnızca parçası değil liderleri olarak görecekleri tarihi bir dönüm noktası olabilir. Köprüler inşa etme zamanı çünkü sular yükseliyor ve yeterince gemi yok.
Hareketler iklim değişikliğini durdurmanın imkânsız olduğu gerçeğini anladıkça, bunun beraberinde nasıl bir “adil geçiş” getirebileceğini tahayyül etmek gibi zorlu bir görevle de karşı karşıyalar. ABD’deki çevre adaleti ve işçi sendikaları koalisyonu Movement Generation, tam da bunu yapmak için böylesi bir eko-sosyal süreci öngörmeyi amaçlayan üç yıllık bir çalışma yaptı.
Adil geçiş, ekolojik olarak sürdürülebilir, eşit ve tüm üyeleri için adil bir ekonomiye geçişe yönelik bir çerçeve. Yüzlerce yıllık küresel talanın ardından kar merkezli, büyümeye bağımlı endüstriyel ekonomi, gezegenin yaşam destek sistemlerini ciddi şekilde tahrip etti. Sonlu bir sistemden sistemin kendini yenileme kapasitesinden daha hızlı bir şekilde kaynak çıkarmaya dayalı bir ekonomi en nihayetinde bir sona varacak – ya çöküşle ya da kendi bilinçli yeniden örgütlenmemiz üzerinden. Geçiş kaçınılmaz. Adalet değil.
Kaçınılmaz geçiş
“Kaçınılmaz geçiş” anlayışı, bugün hareket örgütlenmesinin anahtarı durumunda. Artık radikal değişim peşinde olan herhangi bir hareketin, böyle bir değişimin yalnızca gerekli değil acil olduğuna dair elinde yeterince kanıt var. Rebecca Solnit, A Paradise Built in Hell (Cehennemde Kurulu bir Cennet) kitabında, iktidarların, doğal afetleri bir sonraki birikim, özelleştirme ve müştereklerin imhası sürecine dönüştürmek gibi bir tarihi olsa da, insanların kendisinin bu afetlerde çok iyi tepki ürettiğini gösteriyor.
Dünya bir fırtına, deprem, patlama veya yangınla tersyüz olurken, değerler de tersyüz oluyor ve kapitalizmin alameti bireyciliğin yerini yaygın şekilde içten (ve insani) bir diğerkamlık alıyor. İnsanlar günlerce enkazdan yabancıları çıkarmaya çalışıyorlar, terk edilmiş süpermarketlerden veya tarlalardan toplananlarla ortak yenmek üzere yemekler pişiriyorlar. Kolektif özörgütlenme hayatta kalmanın anahtarı haline geliyor. Occupy Wall Street’in Occupy Sandy olarak yeniden dirilişinde olduğu gibi, yıllarca hareketsiz kalan yapılar ihtiyaç halinde yeniden boy verebiliyor.
Şurada net olalım: Yaklaşan kıyamete uygun şekilde yanıt üretebilmek kolay olmayacak. Milyonlarca insan halihazırda ortaya çıkmasında hiçbir rolleri olmayan bir krizin etkileriyle uğraşıyorlar ve kuşaklar boyunca süren bir sömürüden zengin olmuş ülkeler ve bireyler biriktirdikleri serveti hadi deyince paylaşmayacaklar. Sınır duvarlarından göçmen politikalarına, toprak müsaderelerinden LNG terminallerine, yeraltı sığınaklarına, özel adalara ve özel ordulara kadar, iktidarı ve ayrıcalığı elinde tutanlar, ellerindekini korumak için hazırlık yapıyorlar.
Devletler hazırlık yapıyor
Yardım etmek bir yana, devlet sık sık cini tekrar şişeye sokmak için ortaya çıkıyor. Devletin güç kullanımı böylesine açık şekilde kurbanları hedef alırken, iktidardakilerin afetlerden çok bizim afetlere vereceğimiz tepkiden mi korktukları sorusu akla geliyor. Solnit bu konuda şunu yazıyor: “Cennet olasılığı vücuda gelmenin eşiğinde salınıyor, o kadar ki, iktidarı elinde tutan güçler onu uzaklaştırmanın peşinde.” Hükümetlerinizin iklim değişikliği konusunda bir şeyler yaptığı veya ultra zenginlerin iklim değişikliğinin yalan olduğunu düşündüğü yanılgısına düşmeyin. Yaklaşmakta olana karşı büyük hazırlıklar yapılıyor – ama bizi kurtarmak için değil hazırlıklar. Onun yerine, sistemli bir rekabet ve kıtlık mantığına dayanıyor.
Tüm büyük krizler bir iktidar boşluğu yaratmışlardır. İnsanların kendi acil ihtiyaçlarını işlevli katılımcı yapılar üzerinden karşılama becerisi, radikal değişim fırsatına açılan pencereler ortaya çıkarır. Çoğu zaman neoliberalizmin acil hizmetleri özelleştirmek için mazeret olarak kullandığı bu aynı şoklar, tüm toplulukları yerinden etmeye veya ekonomik “reformlar” empoze etmeye de mazeret olur. Yine de her bir kriz aynı zamanda rekabet yerine işbirliğine dayanan farklı bir siyaset tarzını hayata geçirmek için de bir fırsattır, “başka bir dünya mümkün”deki ihtimale bir göz atma fırsatıdır. Solnit şöyle yazar: “Şu soruyu sormak lazım: Deprem ve yangın sonrasında komşularınızın karnını doyurabiliyorsanız, neden öncesinde yapmadınız veya sonrasında yapmayasınız?” İklim krizi hareketlerimize kendi siyasetlerini hayata geçirmek ve Kapitalosene kapitalizmden daha işlevsel bir yanıt üreterek büyümek için net fırsatlar sunacak.
Sistem değişecek, sorun örgütlenme
“Kriz” sözcüğü klasik Yunancadaki krisis’den gelir ve anlamı “karar”dır. Karşı karşıya olduğumuz büyük karar, sistem değişikliği ile iklim değişikliği arasındaki değil. İklim değişikliği artık kaçınılmaz ve öyleyse, sistem değişecek. Vermemiz gereken karar, bu değişikliği nasıl örgütleyeceğimiz: Yavaş yavaş mı gerçekleşecek yoksa patlak mı verecek? Rekabete mi dayanacak işbirliğine mi? İklim krizi hızla hayatın gerçeği haline gelirken, henüz tanımlanmamış olan şey yaklaşan “sistem değişikliği” ve insanlık kültürünü ve toplumunun sonraki nesillerini şekillendirecek olan bu karar olacak.
Dünya kadar büyük bir krize karşı durabilmek, neoliberalizmin henüz daha satamadığı veya çalamadığı bir kolektivizm anlayışını yeniden tahayyül etmek veya onunla yeniden ilişkilenmek anlamına geliyor. Hareketler yaklaşan ve yaşanmakta olan felaketlere hazırlıksız yakalanmaya devam ederlerse, en savunmasız olanlarımızın en ayrıcalıklı ve güçlü olanlar tarafından avlanması riski ile karşı karşıya kalırız.
İklim krizinin açığa çıkaracağı basınçların insanları yakınlaştırma kapasitesi var. Solnit bize “nasıl ki bir sürü makine güç kesintisi ardından kendisini sıfırlıyorsa, insanlar da bir felaketten sonra kendilerini diğerkam, komüncü, becerikli ve hayal gücü kuvvetli bir şeye sıfırlarlar… Nasıl yapılacağını zaten bildiğimiz bir şeye dönüş yaparız. Cennet olasılığı zaten bir varsayılan ayar olarak içimizdedir.” Ama hareketler bu olasılığı kullanmayı başaramazlarsa, gelecek sorunu yaratanların ve bizi daha da bölecek olanların olacak.
Batan bir gemide hayata adapte olmaya çalışırken, hareketlerin krizin çapına karşılık gelen alternatif bir gelecek anlatmasına, hayata geçirmesine ve savunmasına zemin hazırlama potansiyeline sahip söylemsel, yapısal ve taktiksel yeniliklerin geliştiğini görebiliriz. Topluluklarımızı paramparça eden her kriz aynı zamanda kültürel normları da parçalıyor ve bir örgütlenme fırsatı meydana çıkarıyor. Geminin batmasını engellemek için hiçbir şey yapamayız ama batışı yavaşlatabiliriz. Kaptanın bize cankurtaran sallarında bir yer lütfetmesini beklemek yerine, belki de her birlikte, güvertedeki kaynakları nasıl cankurtaranlara dönüştürebileceğimize karar vermeye başlamanın zamanı.
Kaynak: roarmag.org
Çeviri: Serap Şen